Ülkelerinde yaşanan savaştan, ekonomik sıkıntılardan kurtulmak, daha rahat bir hayat sürebilmek için kendi topraklarını bırakıp, sığınacak bir vatan arayan mültecilerin zorlu yolculuğu Isparta'da devam ediyor. Mülteci barındıran 30 uydu kentten biri olan ısparta'da yaklaşık 400 sığınmacı, valiliğin sağladığı imkanlarla hayatlarını sürdürüyor.
Ülkelerinde yaşanan savaştan, ekonomik sıkıntılardan kurtulmak, daha rahat bir hayat sürebilmek için topraklarını bırakıp, sığınacak bir yeni bir vatan arayan ve zorlu bir yolculuğa çıkan mültecilerden yaklaşık 400'ünü Isparta ağırlıyor. Irak, İran, Somali, Eritre, Afganistan, Filistin gibi çeşitli ülkelerden kaçarak Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği'nin koordinatörlüğünde Türkiye'ye gelen ve Isparta'ya yönlendirilen mülteciler, Isparta Valiliği Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'nın sağladığı imkanlar ölçüsünde hayatlarını devam ettiriyorlar.
Isparta Vali Yardımcısı Tahir Demir, AA muhabirine yaptığı açıklamada, mültecilerin sağlık, barınma, yiyecek gibi ihtiyaçlarını vakıf aracılığıyla karşıladıklarını belirterek, yaklaşık 300 mültecinin kiralık evlerde, 100'ünün de bir pansiyonda kaldığını belirtti.
Mültecilere imkanlar ölçüsünde tüm yardımların yapıldığını anlatan Demir, Türkçe'yi öğrenmeleri için Halk Eğitim Merkezi'nde kurs açıldığını ve istekli mültecilerin burada Türkçe öğrenebildiklerini aktardı. Çocukların da okullara yönlendirildiğini ifade eden Demir, kılık kıyafet konusunu da Ispartalı yardımseverlerin katkılarıyla çözdüklerini bildirdi.
Ülkelerindeki güvensiz ortam onları buraya sürükledi
Babasını savaşta, annesini de hastalık nedeniyle kaybeden Somalili Kadriye Ahmet Nour Haji, ülkelerinde yaşanan savaşın ve güvensiz ortamın kendilerini buraya sürüklediğini belirtti. Deniz yoluyla Türkiye'ye geldiğini anlatan Haji, iki kız kardeşi ile birlikte Isparta'ya yönlendirildiğini ve Isparta'da yaşamaya başladığını aktardı. Dil bilmediği için büyük sıkıntı yaşadıklarını söyleyen Haji, Halk Eğitim Merkezi'nde açılan kurslara katılarak, Türkçe'yi öğrenmeye başladığını söyledi.
Pansiyonda kaldığını ve Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı'nın kendilerine sağladığı imkanlarla hayatlarını sürdürdüklerini belirten 17 yaşındaki Haji, ''Bir ülkede sığınmacı olarak yaşamak zor. Bazı insanlar bize farklı gözle bakıyorlar ve korkuyorlar. Ama iyi insanlar da çok. Bize yardım edenler var. Türkiye güzel bir ülke. Ama her insan gibi kendi memleketimizde olmak isterdik'' diye konuştu.
Ülkesinden isteyerek ayrılmadığını söyleyen 19 yaşındaki Adem Alomba da, tüm sevdiklerini Sudan'da bıraktığını ve şu anda onlardan haber alamadığını belirtti. Bu nedenle üzüntü duyduğunu söyleyen Alomba, ancak şartların kendisini buraya getirdiğini aktardı. Türkiye'de çalışamadıklarını belirten Alomba, ''İş olsa yapacağız. Ama burada çalışmamıza izin verilmiyor. Biz de zaman zaman günlük olarak inşaat işlerine gidiyoruz'' dedi.
Yetiştirme Yurdu'nda kalan Fawzı Othmanadam Fashır da yaklaşık bir yıl önce Sudan'dan Türkiye'ye geldiğini belirtti. Türkçe bilmediği için anlaşmakta sıkıntı yaşadıklarını aktaran Fashır, yurtta kalan arkadaşlarından Türkçe öğrenmeye çalıştığını söyledi.
"Mülteciler de birer insan"
Süleyman Demirel Üniversitesi (SDÜ) Fen Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Suat Kolukırık da AA muhabirine yaptığı açıklamada, mültecilerin sorunları ile ilgili makale yazarak, yaşam şartlarını incelediklerini söyledi.
Dünyada 30 milyon insanın mülteci ya da sığınmacı pozisyonunda olduğunu ve uluslararası bir koordinasyonla mültecilerin farklı ülkelere yayıldığını aktaran Kolukırık, Türkiye'nin de sığınmacı alan ülkelerden biri olduğunu ve hatta mültecilerin gözde ülkesi olarak nitelendirildiğini belirtti.
Avrupa Birliği'nin ve bazı batı ülkelerinin uluslararası göç sorununu tampon ülkelerde çözme gibi bir niyetlerinin olduğunu ifade eden Kolukırık, tampon ülkeleri ise gelişmekte olan ülkeler olarak değerlendirdi. Türkiye'nin tampon ülke olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Kolukırık, Türkiye'de yaratılan tampon ülke modelinin, Türkiye'nin çıkarları ile ters düşen bir konuma karşılık geldiğini aktardı.
Bu noktada Türkiye'nin uluslararası alandaki tezinin Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye karşı uygulamış olduğu vize politikalarını kaldırdığı takdirde Türkiye'nin de sığınmacılara karşı uygulamış olduğu coğrafi çekinme şartını ortadan kaldırabileceğini savunan Kolukırık, ''Bu bir anlamda Türkiye'nin uluslararası göç sürecinde elini güçlendiren bir mekanizma olabilir'' dedi.
Avrupa'dan gelenler mülteci, Asya ve Afrika'dan gelenler değil
Coğrafi çekinme şartının ise 1951 yılında Cenevre Sözleşmesi'ne göre Türkiye'nin, Avrupa Kıtası'ndan gelen insanları yasal anlamda mülteci olarak kabul ettiğini, ancak Asya ve Afrika kıtasından gelen insanları mülteci olarak kabul etmediğini anlatan Suat Kolukırık, bu durumda Asya ve Afrika kıtasından gelen mülteciler hakkında herhangi bir yasal düzenleme yapılmadığını belirtti.
Asya ve Afrika kıtasından gelen mültecilere yönelik yasal düzenlemelerin yapılmamasından dolayı sosyal yapıda sıkıntılar yaşanabileceğini söyleyen Kolukırık, bu durumda Türkiye'nin en kısa sürede ulusal eylem planını hazırlaması ve Birleşmiş Milletler, UNESCO ve Avrupa Birliği gibi ülkelerle ortak çalışmalar yapması gerektiğini bildirdi. Kolukırık, mülteci üreten ülkelerdeki demokratikleşme ortamları sağlanmadığı, ekonomik yapı ve demokratikleşme konusunda adım atılmadığı sürece mülteci sorununun devam edeceğini kaydetti.
Sığınmacılar konusunun sadece güvenlik eksenli algılanmaması ve mültecilere potansiyel suçlu gözüyle bakılmaması gerektiğini vurgulayan Kolukırık, ''Sığınmacılar konusunu güvenlik eksenli algılamak yerine insan merkezli olarak düşünmek daha önemlidir, bir gün herkes sığınmacı olabilir'' dedi.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



