Dev bir ismin, Fatih‘in bakış açısına düğümlenebildik mi millet olarak? Fatih‘in açtığı yola ne gibi engeller koyulmuştur? Sözün burasında bu soruları sormalıyız. Çünkü; tarihin her döneminde olduğu gibi bugün de sırlar aralığına yolculuğumuz sürüyor.

Ve  biz sırlarla pervane olmuş bu koşuşturmayla yol alırken bir gerçeği es  geçiyoruz. Ortalıkta sır denilen  o mübhem daireler zinciri yoktur her şey aşikardır (mıdır?) Yaşar İliksiz‘in dikkatleri  çekmek istediği de bu noktaydı belki de.

Yaşar İliksiz‘i biz, şiirlerinden ve haberci kimliğinden tanıyoruz. Kostantin‘in Sırrı onun ilk romanı... İlk olmasına karşın usta romancıları aratmayacak üslubu, gündeme getirdiği tarihi doku yazar için büyük artı sayılmalıdır. Muammalarla iz sürülen romanda yazar duyumsadığı sancıyı herkesle paylaşmak istiyor. Tarihin derinliğini ipuçlarıyla ziyaret ederken neye parmak basacağını da çok iyi biliyor. Muskanın arkasındaki esrar perdesini derin tecrübeleriyle ve keskin zekâsıyla aralayan yazar Dostoyevski‘nin "Hiçbir sır yoktur ki herkes duymuş olmasın" sözünün askıya alınmayacağını kanıtlar gibi adeta.

Dev bir ismin, Fatih‘in bakış açısına düğümlenebildik mi millet olarak? Fatih‘in açtığı yola ne gibi engeller koyulmuştur? Sözün burasında bu soruları sormalıyız. Çünkü; tarihin her döneminde olduğu gibi bugün de sırlar aralığına yolculuğumuz sürüyor. Ve biz sırlarla pervane olmuş bu koşuşturmayla yol alırken bir gerçeği es geçiyoruz.. Ortalıkta sır denilen o mübhem daireler zinciri yoktur her şey aşikardır (mıdır? ) Yaşar İliksiz‘in dikkatleri çekmek istediği de bu noktaydı belki de.

Ayrıntılara fazla yer veren yazar sınırsızlığın boyutlarında dans etmek istiyor. Belki yerleşik normlarımız ona göre açılımda kör bıçak rolünü uyguladı. Ya da İstanbul‘a nefes olmak isteyen başka dinlerin içinde büyüttüğü köksüz ağaçların birbirine girmiş dallarına dikkatleri toplamak istiyor. İliksiz, dikkat edilirse birikim ve donanımını, araştırmacı ve gazeteci kimliğini ikinci plan kılmamıştır. Bu bir dezavantaj olarak romanda yerini almıştır.

Sıkı ve planlı kurguyla ilerken yazar yer yer kendini yazdığı romanın içinde bulmuştur. İyi bir romanın da tanımlarından biridir bu. Yazdığın romanın kahramanlarıyla ve her birinin sosyal- ekonomik ve psikolojik evreleriyle bütünleşirse yazar o zaman karşımıza sayfalarını merakla ve istekle çevirdiğimiz bir kitap çıkar.

Birbirine açılan sırlar yelpazesiyle yol alınırken karşımıza kitabı daha da cazip kılan bir Ermeni kıza aşk öyküsü çıkıyor. Ve bu aşkla deşifre edilmek istenen olgular dizini. Janet tiplemesiyle çizilen profil sesli bir düşünüş biçimidir aslında. Aşkın önüne geçemeyen şey ne ise, aşka kendini gömemeyen değerler halkasının didişmesi yazara göre bir ironi ise de bu millete göre hakikat olarak kalacaktır.

Tarihten bugüne üzerinde türlü oyunların oynandığı entrikaların vazgeçilmez kenti bütün gözlerin hayran olduğu, şairlerin ilham kaynağı İstanbul konuşabilseydi şayet ne derdi ki kendini kaleme alanlara? İlk sözü ne olurdu? (bana  kendin gibi ak- gökyüzünü sağ avuçlarıma / ağzımda demir halkayı eriten çocuklarım bana annem gibi bak‘ der miydi mesela? )

Yaşar İliksiz bu romanla gel-gitleri de yaşamıştır. Çünkü; mesuliyeti ağır bir temadır İstanbul. Sabrın ve sabırsızlığın, varlığın ve yokluğun, yaşamın ve ölümün aynasıdır bu şehir. Bakmak ve görmek arasındaki ufku açabilirsek şayet.

Tanpınar Edebiyat Üzerine Makaleler adlı kitabında Bizde Roman adlı yazısında üç madde  üzerinde durur.

1. Türk romancısı cemiyetimizle, hayatımızla alakadar değildir.

2- Garptan okuduklarının tesiri altındadır.

3- Samimi değildir.

Tabi ki bu üç maddenin de ayrı ayrı açılımını yapmıştır. Romancılarımız kendi  cemiyetlerini tanıma ve algılama şansını tam olarak elde edebilselerdi belki de Türk romanı bugün çok farklı yerde olurdu. Yaşar İliksiz buna ilk adımı atmış yazarlarımızın arasında yer almış. Kendisine fetih  müyesser olmuş bir dehayı tanıma, tanıtma gayretleri sanırım bu ilk kitapla sınırlı kalmayacaktır.

Romanda kızıl saçlı adam, Mehmet Siyah Kalem, Janet gibi seçilen isimler bir boşluğun dolduruluşu mu? Yoksa bir işaret mi? Bunları yorumsuz bırakalım.

Muhabir: Haber Merkezi