İsrail askerleri turistlerle ilk muhatap oluşlarında Filistinli elemanları aracı olarak kullanıyorlar... Bunu yapmaktaki amaçları, yolcuların intihar eylemcisi olmaları riskine karşı kendilerini emniyete almak. Bu amaçla İsrailli asker 7-8 metrelik uzaklıkta beton veya demir bariyer arkasında durarak Arap elemana İbranice talimatlar veriyor.

Ürdün, İsrail‘e en geniş sınırı olan ve nüfusunun çoğunu sığınmacı Filistinlilerin oluşturduğu bir ülke. Bu nedenle Ürdün-İsrail sınırı her zaman çok yoğun olmaktadır. Sınırın Ürdün tarafında Filistinliler ile diğer ülkelerin vatandaşları ayrı yerlerde pasaport işlemlerine tabi tutuluyorlar. Aynı şeyi İsrail tarafında da görüyoruz. Yüzlerce Filistinli itiş kakış içerisinde pek de insani olmayan bir muameleye tabi tutuluyorlar.

Ürdün‘den İsrail‘e geçiş şekline gelince; İsrail, Ürdün sınırıyla arasındaki yolcu taşımacılığını Ürdünlülere havale etmiş. Kudüs ve diğer Filistin şehirleri ile sınır arası yolcu taşımacılığını da Filistinlilere bırakmış. Bu nedenle, çıkış işlemlerinin ardından iki km.lik yol için Ürdün otobüsüne biniyoruz. Filistinliler ise ayrı otobüslerle taşınıyorlar.

İsrail sınırına vardığımızda, İsrailli askerler altı da dahil otobüsü boydan boya teftiş ediyorlar. Daha sonra muhtemelen içerideki yoğunluğun azalması veya başka sebeplerden dolayı 15-20 dakika otobüs içinde bekliyoruz.

Dönüşte Kudüs‘ten sınıra doğru gelirken -Kudüs‘e giderken olduğu gibi- pek çok kontrol noktasından geçmek durumunda kalıyorsunuz. Bindiğiniz taksi veya minibüsün altı kontrol edilip kaputu açılıp teftiş edildikten sonra pasaportlar tek tek yüzünüze bakılarak inceleniyor. Daha sonra şoföre içinde yolcu sayısını ve plakayı belirten bir kağıtla geçiş izni veriliyor. İkinci noktada şoför bu kağıdı polise verip alana geçmesi için yaklaşık 15 dakika beklemek durumunda kalıyor, tıpkı Ürdün tarafından girişte olduğu gibi. Bu arada yolcu sayısını belirten kağıdı alan polis bir yere telefon ediyor. Şoförün söylediğine göre, ilk kontrol noktasını arayarak kağıttaki bilgileri geçtiğimiz ilk kontrol noktasıyla teyit ediyormuş.

Herşey korku üzerine inşa edilmiş

İsrail‘e girerken otobüsden indikten sonra bir şey dikkatimizi çekiyor: İsrail askerleri turistlerle ilk muhatap oluşlarında Filistinli elemanları aracı olarak kullanıyorlar. (Mescid-i Aksa‘da dinlediğim bir vaiz, Filistin devleti kurulduktan sonra memuriyetler dağıtılırken İsraillilerle işbirliği yapanların durumlarının mutlaka göz önünde bulundurulacağını dile getiriyordu). Bunu yapmaktaki amaçları, yolcuların intihar eylemcisi olmaları riskine karşı kendilerini emniyete almak. Bu amaçla İsrailli asker 7-8 metrelik uzaklıkta beton veya demir bariyer arkasında durarak Arap elemana İbranice talimatlar veriyor. Yolcunun valizlerini alarak bir el arabasına koymasını istiyor. Sonra da aynı yolcunun pasaportunu alarak kendisine getirmesini istiyor. Burada hem pasaportun sırtına hem de valize aynı numarayı içeren bir etiket vuruluyor. Daha sonra valizler tüm işlemler bittikten sonra içeriden alınmak üzere yürüyen banda konuluyor. Bunların içeride nasıl bir kontrolden geçirildiğini bilmiyoruz ama tüm arama ve işlemler bittikten sonra valizlerimizi iç salonda hazır halde buluyoruz. İsrail‘den çıkarken de benzer işlemlerle tabi tutuluyoruz ama bu sefer valizlerimiz salona alınmadan direk Ürdün otobüsüne konuyor. Tamamen korku üzerine inşa edilmiş ama çok disiplinli ve katı bir uygulama.

Aşağılanmışlık duygusu

Valizleri teslim ettikten sonra x-ray cihazından geçmek için sıraya giriyoruz. Ara işleri yapan Arap eleman pasaportlarımız yanında kemerlerimiz de dahil metal herşeyi çıkarıp cihazın yanındaki masanın üzerine, İsrail askerinin önündeki küçük sepete koymamızı istiyor. Küçük çantaları olanların da bunları yürüyen banta koymasını söylüyor. İlk Filistin ziyaretimde bu noktadan sorunsuz geçmiştim ancak ikincide ceplerimi boşaltmama rağmen cihaz her girişimde ötünce ayakkabılarımı yürüyen banta koymamı söylediler. Bunu yapınca cihazın içinden çorapla yürüyerek geçmek durumunda kaldım. Çoğu insan belki de alışmış olduklarından bu manzaraya gülüyorlardı ama insan bir taraftan kemerini bağlamaya diğer taraftan da ayakkabısını giymeye çalışırken kendisini aşağılanmış hissediyor.

İlk Filistin ziyaretimde burayı geçtikten sonra pasaport işlemleri için yabancılar için ayrılan bölümde sıraya girmiştik ancak bu sefer yeni konulmuş bir makinenin içinden geçmemiz istendi. Önümde bulunan Filistin asıllı Amerikalı yolcu bu makineye asla girmeyeceğini zaten önceki cihazdan geçmiş olduğunu söyledi. İsrailli asker ile aralarında bir münakaşadır başladı. Tavizsiz ve ödün vermeyen bir disiplin anlayışına sahip olan İsrailli asker ona en son olarak "öyleyse geldiğin yere, Amman‘a geri döneceksin" dedi. O da naçar kalıp geçmek durumunda kaldı. Sıramız gelince asker makinenin ortasında durmamızı söyledi. Ne olacak diye dikilirken içinde çeşitli aralıklarla bulunan kollardan başımıza ve her yerimize kuvvetli bir şekilde hava püskürtüldü. Dezenfekte mi edildik yoksa başka bir kontrolden mi geçirildik bunu anlayamadım. Çıkarken "neydi bu" diye dönüp baktığımda, içerisindeyken çeşitli açılardan birkaç fotoğrafımın çekilmiş olduğunu gördüm.

Pasaport işlemleri için ana salona girdiğimizde Filistinlilerin bir tarafta yığıldığını görüyoruz. Gözlerinde yorgunluk, aşağılanmışlığın verdiği makusiyet ve işlerini bir an önce bitirmek için İsrail askerlerine zoraki gösterdikleri ama sonuçta hiçbir fayda temin etmeyen sözde güler yüzleri içinizde düğümlerin oluşmasına neden oluyor. Bir insanın kendi yurduna girmek için bir başkasından izin istemek durumunda kalması ve bunu da eğilip bükülerek yapmak durumunda kalışı insanda ister istemez inkisara neden oluyor.

Araplarla İsrailliler arasındaki Ali-Cengiz oyunu

Sınırda resmi işlemleri yapmaya geçişimden önce, Arap ülkeleriyle İsrail arasındaki traji-komik oyuna değinmek istiyorum. Arap ülkelerinin çoğu vatandaşlarına İsrail‘e gitmeyi yasaklamış durumda. Bunlardan biri olan Suriye devleti ülkelerini ziyaret etmek isteyenlere İsrail‘i ziyaret etmemiş olma şartını getiriyor. Suriye sefaretlerine vize için başvurduğunuzda doldurmanız gereken formda "işgal edilmiş Filistin topraklarını daha önce ziyaret ettiniz mi" diye masumane bir soru soruluyor. Siz bu tuzak sorunun niye sorulduğunu bilmezseniz ve çeşitli nedenlerden dolayı "evet" kısmını işaretlerseniz Suriye size vize vermiyor. Vize vermiş olsa bile, Suriye‘ye girişte İsrail‘e gittiğinizi anlarlarsa sizi Suriye‘ye sokmuyorlar. Nitekim, pasaportunun arkasına İsraillilerin yapıştırmış olduğu valiz etiketini sökmeyi ihmal eden bir dostumuz vize almış olmasına rağmen Suriye‘ye sokulmamıştı.

Suriye ve diğer pek çok Arap ülkesi İsrail‘e gitmeyi bu şekilde önlemek isterken (ki bazı Arap devletlerinin pasaportlarında "bu pasaportla İsrail‘e girilmez" ibaresi bulunmakta) İsrail pratik bir çözüm bularak Arapların sözde engellemesini çok basit bir yolla aşmış durumda. Bu nedenle, istemeniz durumunda sefaret vizeyi kağıda basmakta; sınırda da ad-soyad, pasaport numaranız, İsrail‘de kaç gün kalacaksınız gibi sorulara yanıt isteyen bir form doldurmanız istenerek bütün işlemler bu kağıt üzerinde bitirilmektedir. Böylece pasaportunuza hiç dokunulmamış olmaktadır.

İsrail kendince bu sıkıntıya bir formül bulmuştu ancak Ürdün tarafı çıkış ve girişlerde mühür bastığından dolayı Suriyeliler pasaporta İsrail vizesi basılmamış olsa bile bununla İsrail‘e girildiğini anlıyorlar ve Suriye‘ye girişe izin vermiyorlardı. Çünkü Ürdünlülerce basılan çıkış-giriş mühürleri bir yerlere gidildiğinin deliliydi. Bu da İsrail‘di. Ancak neredeyse bütün geliri sadece turizmden olan ve bu alanın bütün inceliklerini bilen Ürdünlüler oldukça döviz kazandıkları bu sıkıntıyı vize işlemlerini sadece bilgisayara girerek halletmiş durumdalar. Böylece hem çıkışta hem de girişte işlemleri bilgisayara yapıyorlar ve çıkışta aldıkları 10 YTL.lik makbuzun arkasına bir mühür basarak işlemleri bitiriyorlar. Bu yolla başta Suriye olmak üzere Arap ülkelerinin sözde engeli aşılmış oluyor.

Ali-Cengiz oyunu esasında her alanda sürmektedir. Bu nedenle de Arap ülkelerinin İsrail‘le ilişkileri esasında tam bir paradokstan ibarettir. Bu devletlerin çoğunun İsrail ile resmi düzeyde ilişkisi bulunmamakta, ilgili devletlerin liderleri görünürde İsrail‘e karşı çok katı bir tutum takınmaktadırlar. Ancak aynı ülkeler İsrail‘le ilişkileri en iyi düzeyde olan Ürdün‘ü cezalandırmak yerine maddi destekte bulunmaktadırlar. Örneğin İsrail ile kanlı bıçaklı görüntüsü veren Suriye yaklaşık iki ay önce Ürdün‘e su yardımı yapmaya başladı. Arabistan ise üç ay öncesine kadar petrolü Ürdün‘e maliyetine vermekteydi. Bunların nedenleri ve yorumları elbette siyaset bilimcilere ve uluslar arası ilişkiler uzmanlarına düşmektedir ancak Arap halkları kendilerini yönetenlerin tutum ve davranışlarını çok güzel anlamakta ve çözümlemektedir. Baskıcı rejimler nedeniyle bunların seslendirilemeyişi bizleri yanıltmasın. Dolayısıyla İsrail ile açık ilişki içine giren Mısır gibi ülkeler diğerlerine göre daha dürüsttürler.

Burada yeri gelmişken, Ürdün Üniversitesi‘nin rehberliğinde Ürdün İsrail sınırında katıldığım bir geziden bahsetmek istiyorum. Ürdün sınır boyundaki sıkı denetimler ile her tarafa serpiştirilmiş gözetleme kuleleri bizleri şaşırtacak boyuttaydı. Hatta İsrail sınırının Ürdün tarafından korunduğu gibi bir izlenim edindim. Sınır komutanına buralarda olay olup olmadığını sorduğumda, arada bir çalışmak için İsrail‘e kaçak gitmeye çalışanları yakaladıklarını bunun dışında olay olmadığını söyledi. İsrail‘le Ürdün arasında yer alan Ölü Deniz‘e gitmek istediğinizde de önünüze çıkan pek çok denetim noktası sınırı korumaya verilen önemi göstermektedir.

Manevi susuzluğun giderildiği beldeler

Üç mescid Müslümanların gönül dünyalarında çok özel bir yere sahiptir. Buralarda namaz kılmak onların her zaman özlemini duydukları, Peygamberlerine kendilerini daha yakın  hissettikleri ve manevi susuzluklarını giderdikleri yerlerdir. Mekke‘de Mescid-i Haram, Medine‘de Mescid-i Nebevi ile Kudüs‘teki Mescid-i Aksa. Hac ve umre ibadeti nedeniyle Mekke ve Medine‘ye giden müminler manevi akülerini adeta tekrar şarj ederek büyük bir imani doygunluk ve mutluluk içinde yurtlarına dönerlerken üçüncü mescide gidememeleri nedeniyle de içlerinde her zaman bir burukluk hissederler.

Peki Mescid-i Aksa‘nın önemi nereden gelmektedir? Malum olduğu üzere, Mescid-i Aksa Müslümanların ilk kıblesiydi. Kabe kıble olmadan önce Müslümanlar namazlarını Kudüs‘e, Mescid-i Aksa‘ya doğru kılmaktaydılar. Allah Teala da İsra gecesinde elçisi Hz. Peygamber‘i Mekke‘den alıp götürdüğü Mescid-i Aksa‘nın bulunduğu yerin ve etrafının mübarek bir yer olduğunu İsra suresinin ilk ayetinde açıklamaktadır. Hz. Muhammed de (s.a.v.) pek çok hadislerinde burada kılınan namazın -Mekke ve Medine hariç- diğer mescidlerde kılınan namazlara göre daha faziletli olduğunu dile getirmişlerdir. Bu nedenle Mescid-i Aksa ve içinde bulunduğu Kudüs şehri Müslümanlar için aziz ve mübarek bir belde olagelmiştir. Tıpkı Yahudiler ve Hıristiyanlarca mukaddes olduğu gibi. Tarih boyunca Müslümanlarla Hıristiyanlar arasında Kudüs‘ü almak için yapılan savaşların kökeninde şehrin her iki tarafca kutsal kabul edilmesi yatmaktadır. İsrail‘in 1967‘de işgal ettiği Kudüs‘ü ebedi başkent ilan etmesinin nedeni de aynıdır. Osmanlı döneminde üç din mensubunun huzur içinde yaşadığı bu şehir, Türkiye‘den Ürdün üzerinden karayoluyla hacca gidildiği ve bölgenin nispeten huzurlu olduğu dönemlerde hac güzergahı üzerindeydi. Hacılar Mescid-i Aksa‘ya uğradıktan sonra Medine‘ye gidiyorlar, oradan Mekke‘ye geçiyorlardı. Böylece Hz. Muhammed‘in içlerinde namaz kılınmasını teşvik ettiği üç mescidi de ziyaret etmiş oluyorlardı.

Mescid-i Aksa her Müslüman gibi benim yüreğimde de ziyaret edilecek yerlerin başında gelmekteydi. Bu nedenle bu yıl Ürdün üzerinden iki ziyaret gerçekleştirdim. İstisnasız her sokağını arşınladığım Eski Kudüs yanında Ramallah, Yafa, Tel Aviv, Eriha ve Beytullahim‘e gitme imkanı buldum. Bu arada Mes‘ade, Scrolls Cave gibi tarihi mekanları da gezdim. Gözlemlerimi ve tahlillerimi, bölgede ortamın sıcak olduğu, İsrail‘in Gazze ve Batı Şeria‘nın bir bölümünden çekildiği, duvarı tamamlama sürecini başlattığı şu günlerde okuyucularla paylaşmak istedim.

Muhabir: Haber Merkezi