İnsanların olaylara neler atfettikleri ya da neyi nasıl algıladıkları kişisel farklılıkları ele verir. Buna göre insanlar üç katagoride ele alınır:

Sorumluluğu başkalarının üzerine atanlar: Bu kimseler, yaşadıkları kötü olayları her zaman başkalarına atfedeler ve hiçbir zaman kendilerine toz kondurmazlar. Onlara göre başlarına ne geldiyse başkalarının yüzünden gelmiştir ve onların yüzünden bu hale düşmüşlerdir.

Bu insanların yüzlerinde hiçbir zaman mutluluk ifadesi göremezsiniz, sürekli suçlu ararlar ve kendilerinin hiçbir zaman kıymetlerinin bilinmediğini düşünürler. Yaşadıkları olumsuzluklarda hiçbir sorumlulukları yoktur, her zaman başkaları suçludur. Başlarına gelen felaketlere sebep gösterdikleri kişileri damgalarlar. Onlara göre bu kimseler, kötüdür, zalim ve yalancıdır, nankördür yapılan iyiliklere karşılık kendisine zarar vermişlerdir. Kendilerinin onaylamadığı davranışları sergileyenlerin yaşamaya haklarının olmadığını düşünürler bu kimselere büyük bir öfke beslerler. Öfkeleri büyüktür ve hiçbir zaman hak ettikleri hayata ulaşamadıklarını düşünürler.

Hem kendilerini hem de başkalarını suçlayanlar: Bu kimseler hem kendilerinin hem de başkalarının kötü olduğuna inanırlar. Kendileriyle birlikte başkalarına karşı da öfkelidirler ve iyi kavramına yabancıdırlar. Olaylara olumsuz tarafından bakarlar.

Hakkaniyet üzere yaşamak: Kişinin kendisine ya da karşısındaki kişiye kızması öfkeyle karşılık vermesi ahlak ölçüleriyle uyuşmaz. Aslolan kişinin, kendisine ve karşısındaki kişiye saygı göstermesi ve hakkaniyet ve adalet ölçüleri dahilinde ilişkiler kurmasıdır. Bu karı koca, arkadaş dost komşu, çocuk genç bütün insanların şiar edinmesi gereken bir durumdur. Ne kendimize ne de başkalarına haksızlık etmeye hakkımız yoktur.

Negatif odaklı gözlem yapıyoruz

Bir insanın doksan dokuz tane iyi bir tane de kötü hasleti vardır. Nedense iyi olanları hiç görmeyiz ve onca iyilik içinden bir tane kötülüğü çıkarır ve bu insanı acımasızca yargılarız. Oysa Rabbimiz ahirette insanın iyiliklerini (hasenat) ve kötülüklerini (seyyiad) ölçmek için büyük mahkemede bir terazi kurar. Allah‘ın adaletine göre iyilikleri az bir miktar ağır bassa bile o insan kurtuluşa ermiştir. Anlıyoruz ki, bir kişinin iyilikleri fenalıklarından ziyade gelirse o adamı yargılamak yerine desteklemek ve kardeş nazarıyla bakmak gerekir.

Buradan yola çıkarak, bir insanın iyilikleri kötülüklerinden fazla olsa o insana iyi insan diye hükmedilebileceğine inanırız.

Allah anneyi bebeğin hizmetine vermiştir

Ana rahmindeki sıcak ve güvenilir ortamından ayrılan insan, dünyaya geldiğinde her şeye yabancıdır. Dış dünya envai çeşit uyaranlarıyla onu karşılar ve içine çeker. Ama çocuk yeni duruma uyum sağlamakta zorlanmaktadır. Dış dünya soğuk, ürkütücü ve gürültülü bir ortamdır ve insan yavrusu buraya uyum sağlamak zorundadır. Ama Allah bebeği rahmetiyle kuşatır ve onu annenin sevgisiyle tanıştırır. Çocuk annenin kucağında temel güven duygusunu tanır, bu onun yaşadığı dünyaya uyumunu kolaylaştırır. Ancak gelişim bir dağa tırmanmak gibidir. Tırmanırken zorlanırsınız, motor gelişimi, dil gelişimi, sosyalleşme, duygusal gelişim derken erişkin bir insan olmuşsunuzdur. Bu süre içinde Allah anneyi çocuğun hizmetine verir ve onu rahmetiyle kuşatır.

Bir tecrübe bin afetten korur

Bazen yaşadığımız bir tecrübe, okuduklarımızdan ve dinlediklerimizden daha tesirli olabilir. Tatsız bir olay, başımıza gelen bir musibet bize nasıl davranmamız gerektiği konusunda bilgi verir. Kimileri tecrübeleri, yaşadığımız haksızlardan çıkardığımız ders olarak tarif ederler. Kimileri ise, olayların içinden süzülüp gelen bilgi ve deneyimler olarak tanımlar. Bütün bunlar insanların tecrübeyi ne kadar önemsediklerini gösterir. Çünkü, tecrübeler hayatımıza gelebilecek tehlikelere karşı bizi uyarır ve ip uçları verir. Bu yönüyle tecrübeler, yılan soktuktan sonra kendimizi nasıl koruyacağımızı öğrenmektir.

Her şey beni bulur serzenişi...

Hayat süprizlerle doludur. Kimi zaman acı çekeriz. Yeryüzündeki konumumuzu doğru algılayamamaktan kaynaklanan ve bir biteviye hayal kırıklığı yaşarız. Yaşananlardan her zaman başkalarını sorumlu tutuğumuzdan kendimizi göremeyiz. Bütün bunlar kolektif bilinçaltımızın hayal algısıdır aslında. Her şey beni bulur, benim yüzüm gülmez, bu dünyada beni iyiler bulmaz gibi sözler bakış açımızı etkiler ve bu sözlerin arkasına sığınır kaderi, alınyazımıza atfederek kendimizi acındırmaya kalkarız.

Gençlerin hoşuna gitmeyen beş şey

1- Nasihat dinlemek: Büyükler, söze bizim zamanımızda diye başlasalar da gençleri nasihat dinlemeyi sevmiyorlar. Büyüklerimiz, eskiden, bir zamanlar, biz gençken diye başlayan cümlelerinin üzerine çizik atıp, sizi anlayabiliyoruz, yanınızdayız duygusunu hissettirmelidirler..

2- Kuşkuyla yaklaşmak: Her insan gibi gençlerimiz de büyüklerin kendilerine güvenmelerini ve inanmalarını beklerler. Kuşkuyla yaklaştığınızda ya da ne yapıp ettiklerini sorgular tarzda bir yaklaşım içinde olduğunuzda sizden uzaklaşıyorlar. Çünkü onlar büyüklerin kendilerine güvenmelerini istiyorlar.

3- Arkadaşlarıyla ilişkilerinin kısıtlanması: Gençler arkadaşlarıyla konuşmaya ve birlikte vakit geçirmeye ihtiyaç duyarlar. Onların kendileriyle ilgili ne düşündüklerini ne hissettiklerini ciddiye alırlar. Bu nedenle büyüklerin arkadaşlarıyla ilişkilerini kısıtlamaları hiç hoşlarına gitmez. Böyle durumlarda aileye gerçeği söylemezler ve arkadaşlarıyla gizli gizli görüşürler. Büyükler gencin arkadaşlarını tanımalı ve onun arkadaşıyla birlikte vakit geçirmesine müsaade etmelidirler.

4- Akıl vermek: Gençler, büyüklerin kendilerine akıl vermelerinden hoşlanmazlar. Elbette gençler, büyüklerin bilgi ve tecrübelerine ihtiyaç duyarlar ancak büyükler bunu bir paylaşım içinde yapmalı ve nasihatlarıyla gençleri sıkmamalıdırlar.

5- Eleştiri ve tenkit: Gençler kendilerini insanlar tarafından beğenilen değer verilen biri olarak görmek isterler. Eleştiriden hiç hoşlanmazlar, takdir ve onay beklerler.

Muhabir: Haber Merkezi