İsrailli Bakan Yardımcısı Ayalon‘un mizanseni gülünçtü. Türk elçisini alçak bir divana oturtmak, sonra çağırdığı İsrailli gazetecilere, ‘Bakın biz gülmüyoruz, Türk elçisinin elini de sıkmadık!‘ diye İbranice laflar etmek!
Bunlar ne diplomasiye sığar, ne de ne de en ilkel nezaket kurallarına. Bu olayda asıl şaşırtıcı olan şey, İsrailli diplomatların böyle bir saçmalığa kalkışabilmesidir. İsrail, doğduğu andan itibaren çevresi düşmanlarla çevrilmiş bir ülkedir. Şu ana kadar yaşayabilmesini, gelişmiş askeri donanım ve yeteneklere, istihbarata, çeşitli ülkelerde yaşayan Yahudilerin desteğine ve diplomasideki maharetine borçludur. Yüz milyonlarca Müslüman‘ın yaşadığı bir bölgede Müslüman halktan zorla alınan topraklar üzerinde bir devlet kurmak ve bu devleti yaşatmak büyük bir diplomatik beceri gerektirir.
Yahudi diplomatlar geçmişte bu başarıyı gösterdiler. Ta ki geçen günkü gülünç ve acemice düzenlenmiş mizansene kadar. O halde geçen gün sahneye konan gülünç oyunu ve bu oyunda rol alan İsrailli diplomatları nasıl açıklayacağız? Bana öyle geliyor ki, İsrailli diplomatları kendilerine avantaj sağlayan özelliklerine artık eskisi kadar özen göstermiyorlar. "Bugüne kadar girdiğim her savaşı kazandım, Mısır‘ı, Ürdün‘ü, Suriye‘yi dize getirdim, artık bana kimse bir şey yapamaz" diye düşünüyor olmalılar. "Satrançta en zor şey, kazanılmış bir oyunu kazanmaktır" derler. Öyledir, çünkü üstün duruma geçen oyuncu ‘Nasıl olsa kazandım‘ diye rehavete kapılır ve normal olarak yapmayacağı hatalar yapabilir. Şimdi İsrailli diplomatların yaptığı gibi. İsrail‘i ilk tanıyan devletlerden birisi olan Türkiye‘yi bir kalemde silip atmaya kalktılar. Hem de hakaret ederek!..





