Ğ Dergisinin genel yayın yönetmeni ve şair Abdullah Faruk Gönüllü, "Edebiyattır, eserlerdir önemli olan. Biz eylemin ve sözün; kişilerden önemli olduğuna inanıyoruz. Ğ böyle bir isimsizliği, böyle bir anonimliği, piyasanın ekâbirliğine inat böyle bir garibanlığı simgeliyor" açıklamasını yapıyor.
Ğ; ismi, tasarımı ve soruşturma konuları ile dikkat çeken bir dergi... iki ayda bir yayınlanan Ğ, ilk yılını bitirdi. Derginin genel yayın yönetmeni ve şair Abdullah Faruk Gönüllü ile Ğ dergisini ve dergicilik anlayışları konuştuk.
* Önce derginin isminden başlayalım. İlginç bir isim ğ. Neden bu isim?
Öncelikle şunu söylemek lazım. Ğ, bizim ilk defa 2006 yılında çıkardığımız fanzinin adıydı. İçinde hiçbir imzanın olmadığı, yalnızca beş adet (tahta kapak, sac kapak, yamalı bohça kapak, ilkokul defteri kapak, deri kapak kompozisyonlarından oluşan) basılmış, şu anda web sitemizde de yayımladığımız manifestoyla giriş yapan sert ve gururlu bir fanzindi Ğ. Manifestoya da yazmıştık: Edebiyattır, eserlerdir önemli olan. Biz eylemin ve sözün; kişilerden önemli olduğuna inanıyoruz. Oysa camiamızda isimler, her zaman eserlerin önünde yer alır. Oysa evvela eserin takdir edilmesi, sonra da isme teşekkür edilmesi gerekir. Ğ böyle bir isimsizliği, böyle bir anonimliği, piyasanın ekâbirliğine inat böyle bir garibanlığı simgeliyordu. Herkesçe malumdur, hiçbir kelime ğ ile başlamaz, kendine ait gerçek bir sesi dahi yoktur neredeyse ğ‘nin, sözlüklerde yer kaplamaz vs. Her açıdan boynu bükük bir harftir. İşte böyle bir isim için oturmuş düşünürken; uzun süren bir beyin fırtınasının sonunda elimizde alt alta yazılmış kırk küsur isim önerisi vardı ve listenin en altında "Ğ" yazıyordu. O listenin olduğu defter de hala durur bizde. Dahası ğ, Türkçenin alâmetifarikasıdır. Başka hiçbir alfabede, başka hiçbir dilde böyle bir harfe, böyle bir "ses"e rastlayamazsınız.
* Klasik bir soru olacak ama bunca dergi varken neden Ğ kuruldu?
Türkiye‘de edebiyat dergilerinin tirajı, takip edilirliği, okunurluğu çok düşük. Demek ki okura hitap etmiyor. Şimdi takdir edersiniz ki, sunduğunuz şey, muhatabın ilgisini çekmiyorsa ortada iki ihtimal vardır: Ya sunduğunuz şey yanlış, eksik, hatalı sunulmuştur; ya da muhatabın gerçekten de sunduğunuz şeye ihtiyacı yoktur. Biz ilk seçeneği savunduğumuz için Ğ‘yi kurduk. Dergi içeriklerinin isabetsiz oluşu, tasarımlardaki beceriksizlikler ve en önemlisi dergicilikle alakalı asıl ve usul hataları; bizim kuruluş gerekçelerimiz arasındadır. Şimdi dergiciler okuyucudan yakınır, okuyucu dergicilerden yakınır. Bu uzun zamandır böyle. Bunu değiştirmek niyetiyle giriştik biz bu işe. Bir dergi düşünün ki, misalen Mayıs sayısı Mayıs‘ın 20‘sinde çıkıyor. Bunun örnekleriyle çok karşılaştık dergi piyasasında. Öyle ki, kimi zaman editörler Mayıs‘ta dahi yetiştiremeyip Haziran‘da Mayıs-Haziran sayısı çıkardılar. Bunun gibi pek çok örnek sıralayabilirsiniz. İyi edebiyat ve iyi dergicilik nadiren bir araya geliyor. Bir araya geldiğinde de tadından yenmiyor zaten. İlk sayıdan beri derdimizdir bu. Bunların dışında her derginin çıkışına -özde ya da sözde- etki eden saikler bizim için de geçerlidir elbette. Derginin hem çıkaranlar için hem okurları için bir okul olması gerektiği, edebiyat dergiciliğinin edebiyatla iştigal edenlerin vazgeçemediği bir gelenek olduğu vs.
* Dergi özellikle görsel yönden de dikkat çekiyor. Tasarımı diğer dergilerden farklı... Bir de her sayıda desenlere ve çizimlere yer veriyorsunuz. Bir edebiyat dergisinde desen ve çizimler neyi anlatır, neyi simgeler?
Tasarımda hep bir kompozisyon oluşturmaya özen gösteriyoruz. Kapak kendi başına bir kompozisyon, çizimler kendi başına bir kompozisyon; eserler bir araya geldiklerinde o sayı bir kompozisyon ve nihayetinde Ğ‘nin geçmiş ve gelecek bütün sayıları bir kompozisyon... Zira dergi yalnızca eserlerin matbu formda alelade yayımı demek değildir. Böyle baktığımız zaman içerdeki çizimler de, kapak da ve her bir nüsha da bizim için ayrı bir eser hüviyetindedir. Fark edileceği üzere, zaman içinde tasarımlarımızda ufak tefek değişiklik yaptık. Bunun sebebi gelen eleştirileri asla kulak ardı etmeyişimiz, dergiyi her sayı evvelkinden daha güzel sunabilmek arzusu, kompozisyonu daha da mükemmelleştirme kaygısıydı.
Ayrıca, şu da bir gerçek ki, farklı formlarda sanat eserlerinin belli bir kompozisyon dâhilinde sunulması; okuyucunun deneyimini güzelleştiriyor, zenginleştiriyor. Ve her şey bir yana dergideki çizimler, okuyucuya bir ferahlama, bir soluk alıp verme imkanı sağlıyor.
* Dergide hemen her sayı bir soruşturma vardı. 5. Sayıdan itibaren kalktı. Neden? Yerine ne geldi?
Bunun birkaç sebebi var. Evvela kendimizi yalnızca soruşturmalarla kısıtlamak istemedik. Dahası soruşturma bir araçtır yalnızca. Bir maksada hizmet edecek daha uygun araçlar temin ederseniz, o araçları tercih etmek gerekir. Biz de yapmak istediklerimize uygun farklı araçlar üretebilirsek, pekâlâ onları da dergide görebilir okuyucu. Tabi bu, soruşturmaları rafa kaldırdığımız manasına gelmiyor. Soruşturmalar da yeri geldikçe devam edecek. Ancak şu anda daha hedef odaklı çalıştığımızı söyleyebiliriz. Bu bağlamda, 6. sayıda bir zincirleme söyleşi yayımladık mesela. Çağdaşımız, yaşıtımız yazarları gün ışığına çıkarmak maksadıyla düşündüğümüz bir proje bu.
Bir yıllık dergicilik tecrübemizde gördük ki, dinamik bir sayfa düzeni sağlanmazsa, konu başlıkları belirlenip her sayı yalnızca o sabit konu başlıklarına yoğunlaşmaya başlarsa dergi ekibi, enerji gittikçe azalıyor, rutinleşme, heyecanını kaybetme, yeni parlak fikirlere karşı körleşme tehlikesi baş gösteriyor.
Bu şu demek; soruşturmalar için de, zincirleme söyleşi için de, tefrikalar için de, boş sayfa ya da Protagonist ilanları için de kalktı ya da bir daha yapılmayacak diyemeyiz. Yaparken heyecanımızı kaybetmeye başladığımız anda hem projeyi hem kendimizi dinlendiriyoruz bir nevi. Bu da dergi sayfalarında yeni fikirler için yer açılmasını sağlıyor. Devamı da gelecek inşallah.
* Her derginin okul olmak gibi bir misyonu var. Ğ, bu bağlamda kendini nasıl değerlendiriyor?
Biz bir arada otuyoruz, konuşuyoruz, yazıyoruz, çiziyoruz. Haliyle birbirimizden etkileniyoruz, birbirimizle paylaşıyoruz. Bunun neticesinde bir okul meydana gelecekse dahi bunu tayin etmek zamanın, tespit etmek gelecektekilerin işidir. Bize düşen aynı gayretle, aynı samimiyetle çalışmaya devam etmek. "Edebiyat yaparken, konuşurken halkamız ilk günden bu yana genişliyor mu?", biz buna bakıyoruz. Sorunun cevabı evetse -ki öyle- ideal olana yaklaşmışızdır demek ki. Biz iktidar derdinde değiliz ki, halkanın büyüklüğüyle, yoğunluğuyla uğraşalım. Bir halka var mı, var; saflar gittikçe sıklaşıyor mu evet. Bizim için önemli olanlar bunlar.





