Cuma hutbesinde imam, Filistinlilerin önlerindeki engeller ile çilelerini anlatıp Müslümanların haline hüzünlenirken dışarıdan gelen bizler etkili hutbe karşısında göz yaşlarımızı tutamıyoruz. Filistinliler ise neredeyse acıya doymuş ve aynı şeyleri sürekli dinleyenler olarak hutbe onlarda zaten var olan hüznün üzerine artı bir keder yüklemiyor.

Sabah namazı da dahil Aksa‘da oldukça kalabalık bir cemaat oluyor. Kudüs dışındakilerin mescide gelmeleri engellendiği için cami hak ettiği cemaatı elbette bulamıyor. Buna rağmen dünyanın dört bir yanından gelen Müslümanlar camiyi şenlendiriyorlar. Olumsuzluklar nedeniyle Cuma Aksa‘da hüzün ve acıyla karışık bir atmosferde kılınıyor. Camiyi dolduran Müslümanların kalpleri dünyanın diğer taraflarındakilere göre çok farklı attığından, müktesep hakkı elde edememenin verdiği mağduriyetle oluşan hüzün herkesin üzerine sindiğinden ibadet burada bir başka atmosferde ifa ediliyor. İkinci gelişimde dinlediğim hutbede imam Filistinlilerin önlerindeki engeller ile çilelerini anlatıp Müslümanların haline hüzünlenirken dışarıdan gelen bizler etkili hutbe karşısında göz yaşlarımızı tutamıyoruz. Filistinliler ise neredeyse acıya doymuş ve aynı şeyleri sürekli dinleyenler olarak hutbe onlarda zaten var olan hüznün üzerine artı bir keder yüklemiyor. Başlarını eğerek hareket etmeksizin sadece dinliyorlar. Hatibi neredeyse soğuk bir tavırla dinleyen bu insanların çelik bakışları esasında onların hutbeyi sizden daha iyi ve can kulağıyla dinlediklerini gösteriyor.

İslam dünyasında infial uyandıran veya Filistinlilerin karşılaştığı ağır bir durum Cuma namazı sonrası makes bulmaktadır. İçeride suskun olan cemaat dışarıda coşan bir tayfuna dönüşmektedir. İlk Kudüs ziyaretimde böyle bir mitinge tanık oldum. Amerikalı askerlerin Kur‘an‘a saygısız davranıp helaya attıkları haberi üzerine Aksa‘da başlayıp Kubbetus Sahra etrafında dönerek tamamlanan mitingte Amerika ve İsrail‘e karşı lanetler yağdırıldı.

Bu tür mitingler Filistinlilerin içlerindeki enerjiyi bir nebze olsun boşaltmalarına yarıyor. İsrailli askerler ise duvarlar içinde sınırlı kaldıktan sonra düzenlenen bu mitingleri olağan olaylar olarak uzaktan izlemekte yetinmektedirler.

Ayrıca İsrailliler istihbarat neticesinde böylesi olayları bekledikleri cumalarda 40 yaşın altındaki Filistinlerin Cuma namazı için Mescid-i Aksa‘ya girmelerine müsaade etmemekte, girişleri sabah erken saatlerde kontrol altına almaktadır. Bazı gençler ya sabah namazı vaktinde kontroller başlamadan önce Aksa‘ya gelip cumaya kadar bekliyorlar ya da başka yolları deneyerek camiye ulaşmaya çalışıyorlar. Namaza gitmelerine izin verilmeyen gençleri dinlediğinizde, her sözün altındaki kin ve nefret size Kudüs‘te yaşayan iki milletin birbirlerine nasıl baktıklarını özetliyor.

Aksa avlusu herkese açık miting alanı olduğundan bireysel mitingler de söz konusu olmakta. İkinci gidişimde ölen Suud kralı nedeniyle duvarın üzerine çıkan bir Filistinli cemaatı uyararak, Suudluların caminin elektrik paralarını vermelerine ve eskiyen halıları değiştirmelerine Müslümanların aldanmamalarını istiyor ve onların ne kadar Amerikancı olduklarını dile getiriyordu.

Cami içinde sürekli düzenlenen vaaz ve sohbetlerde ise, hocaların bazen dünya gerçeklerini görmezlikten gelerek cemaata umut vermek adına pembe tablolar çizmekte olduklarını söyleyelim.

Mescid-i Aksa, İsrail vahşetinin izlerini taşıyor

Mescid-i Aksa, fotoğraflarda gördüğümüz sarı kubbeli, etrafı Kanuni zamanında çinilerle kaplattırılmış, ortasında Hz. Peygamber‘in miraca çıktığına inanılan kayanın bulunduğu bina değil. Burası Kubbetus Sahra. Mescid-i Aksa ise Kubbetus Sahra ile aynı avluda bulunan ve onun yaklaşık 300 metre önünde yer alan küçük kubbeli ama genişliğine ve uzunlamasına oldukça uzun, üç sahanlı bir mescid. Mescid-i Aksa esasında iki katlı. Cami kapısının yanındaki merdivenlerden alt kata iniliyor. Alt katta geniş bir de kütüphane bulunuyor. İslami ilimlerle ilgili eserlerin yeni baskılarını dahi burada bulmak mümkün. Mescid-i Aksa‘nın sol tarafında yer alan geniş avlunun altı da yine merdivenlerle inilen ve oldukça fazla sayıda sütunlarla oluşturulmuş bir bölümden oluşmaktadır. Burası da ibadet için kullanılmaktadır. Dolayısıyla Mescid-i Aksa‘nın bulunduğu alanı üç kat olarak düşünebiliriz. Resimlerde görülen mescid, onun hemen altında yer alan alt kat, onun da altında İsraillilerin açmış oldukları tünel. Mescidin içinde iki şey dikkatimizi çekmekte. İsrailliler 1969 yılında düzenledikleri saldırıda Aksa‘nın el işiyle yapılan ve çivi kullanılmadan inşa edilmiş kündekârî tarihi minberini parçalayıp yakmışlardı. Filistinliler bunun yerine basit, derme çatma, profilden, yeşile boyalı bir minber yapabildiler. Azametli camiye uygun düşmeyen bu basit minber hutbeler için kullanılmaktadır. Mescid-i Aksa‘nın hamiliğini üstlenmiş olan Ürdün devleti çeşitli İslam ülkelerinden getirttiği ağaç işi ustalarıyla minberi yeniden aynı ölçülerle yaptırmaktadır. Ustalar arasında dört Türk‘ün de bulunduğu ve uzun süredir çalışması devam eden minberin eylül ayında bitirilmesi hedeflenmektedir. Bir an önce bitirilmesi Filistinlilerin de bizlerin de en büyük temennimizdir. Çünkü Aksa‘da duran palyatif minber caminin manevi dokusuna zarar vermektedir. Dikkatimizi çeken ikinci hususa gelince: İsraillilerin çeşitli tarihlerde Aksa‘ya düzenlemiş oldukları saldırılarda kullandıkları mermiler ve bombalar cami içindeki camekanda sergileniyor.

Muhabir: Haber Merkezi