Yaptığımız araştırmalarda şiddete başvuran kişilerin ne köylü ne de şehirli olamadıklarını gözlemledik. Ortada kalmışlar. Bunların çoğunun madde kullandığını da görüyoruz. Alkol veya madde mutlaka var.

Tam da nirengi noktasından yakaladınız...

Benim pratiğim şu; ben Giresun Göreleliyim. Akrabalarım 1939‘da gelmişler İstanbul‘a. İstanbul‘a gelenler sanıyorlar ki burada iş hazır. Hayallerini bulamayınca da problemli adam haline geliyor. Önünü göremiyor. Geri de dönemiyor. İstanbullu gibi de olamıyor. Genç adam gergin hale geliyor. Ruh sağlığı açısından en kötüsü belirsizliktir. Gencin kaygısı hem kendisi hem de toplum için tehlikelidir. Onun bu durumunu kötü niyetli insanlar kullanabilir.

Peki adamın maddi durumu gayet iyi, biyolojik bir kusuru da yok. Ama bakıyorsunuz karısına, çocuklarına şiddet uyguluyor. Buna ne diyeceksiniz?

Şiddet öğrenilmiş bir davranış biçimidir.

Nasıl yani?

Şu demek; bir insan anne ve babasından ne görüyorsa onu uygular. Bir toplumda kaba kuvvet uygulayarak fiziksel şiddet kullanarak sorunların üzerinden gelineceği anlayışı hakimse ya da öyle zannediliyorsa kişi şiddeti savunur hale geliyor. Ne konuşarak halletmesi ağzına iki tane patlatacaksın diyorsa... Bu bir kültür haline geldi.

Son günlerde eşini, çocuğunu sokak ortasında bıçaklayan, kurşunlayan, döven çok sayıda olay meydana geldi. Bu örneklere ne diyorsunuz?

Yaptığımız araştırmalarda bu kişilerin ne köylü ne de şehirli olamadıklarını gözlemledik. Ortada kalmışlar. Bunların çoğunun madde kullandığını da görüyoruz. Alkol veya madde mutlaka var. Sadece esrar ve hap gibi uyuşturucuları kullananlar değil, tümünü böyle değerlendiriyorum. O kişilerle karşılaştığımızda ‘Hangi maddeyi kullanıyorsun?‘ dediğimde ‘Nereden biliyorsun?‘ diyor. Kullanmadan olmaz ki.

Kişiyi gördüğünüzde hemen ‘Bu kişi şiddete meyilli ya da değil‘ diyebiliyor musunuz?

Hayır, en az bir saat konuşmam lazım. Bir saat konuşmadan tanıyamam. Madde kullanan biri ise siz de tanıyabilirsiniz, hekim daha çabuk anlar. Polis kriminal yanı var mı yok mu benden daha iyi bilir. Madde kullanan insanların vücudunda kesik izleri olabilir. Gözleri sabit noktaya bakar. Birçok duygusal özelliklerini kaybeder. Robot gibi olabilir. Gergin olabilir. Lüzumsuz gülmeleri olabilir. Sabırsız olur. Alıngan olur.

Empati yapamazlar

Bu alanda ‘şıp diye yakaladığınız‘ örnekler var mı?

Mesela ben şiddet eğilimi olması muhtemel kişilere şunu soruyorum; Araçta giderken yüksek sesle müzik dinliyorsunuz, olabilir. Ama bu sesten başkaları rahatsız olabilir. Asıl soruya bundan sonra geliyoruz diyoruz ki, ‘Sen başkalarının rahatsız olmasından keyif alıyor musun?‘ Asıl soru bu. ‘Bu sorunun cevabını bana söyleme kendi kendine ver‘ diyoruz. Bu cevabını kendi içine vereceksin.

Bu bir örnek, başka  benzer sorular var mı?

Benzer yüz soru sorulabilir. Kişilik bozuklukları bunlar. Ama ahlaken değil. Kişilik bozukluğu vardır da adam namuslu adamdır. Bu bir ahlaki, dini değerlendirme değil. Bu daha ziyade kişilik bozukluğu. Mesela Kırmızı ışık ihlali yapanlar olabilir. Bu medeni olmanın bir kriteridir. Ama zaman zaman insanlar ihlal edebiliyor. Sonra da pişman oluyor. Peki sen kırmızı ışıkta geçmekten zevk alıyor musun? Bu sorunun cevabını önce kendi içinde vereceksin. Bunu samimiyetle söyleyeceksin, seni tanımam açısından önemli. Buna benzer öfke kontrolü açısından yüzlerce soru var. Bir soru daha; sen şimdi gidiyorsun kendine ya da başkasına zararın dokunacak. Empati yapabiliyor musun?

Aynı şey bana yapılırsa ben ne düşünürüm anlamında...

Evet, kişilik bozuklukları olanlar empati yapamazlar. Başkasının yerine kendisini istese de koyamaz. Vicdanları gelişmemiştir. Hep kendine haksızlık yapıldığını düşünür.

Vicdanların gelişmemesi ne demek?

İnsanların bir egosu var. Bilinç düzeyi, şuur dediğimiz hadise var. Bir de şuurumuzun dışında gelişen olaylar var. Nedir mesela, hayvani dürtülerimiz. Denize benzetirsek denizin yüzeyi bilincimiz, şuurumuz denizin altı ise dürtülerimiz, nefsimiz. Psikolojinin Arapça karşılığı nefis zaten. Şuurun üstünde bir de tabi ahlaki değerlerimiz var. Toplumsal değerlerimiz var. Bunlara da biz vicdan diyoruz. Bizim süper ego dediğimiz kavram. Kişilik bozukluğu olanlarda süper ego yeterince gelişmemiştir.  Bu kişiler başkalarının yerine kendisini koyamazlar. Bunlar genel olarak doyum ve uyum problemi yaşarlar. Bunlar kriminal tiplerdir, suç işlemeye dönük tiplerdir. Ama bu suçu işlerken bir menfaatleri yoktur. Bu nokta önemli. Kalkar birisi diğerine zarar verir mesela. Para çalmak için yapmıştır. Bunların böyle bir duyguları yoktur. Bir çıkarı yoktur buna rağmen suç işlemiştir. Camı kırmıştır, birini huzursuz etmekten zevk aldığını zanneder. Halbuki doyuma ulaşamamıştır.

Uyum zorluğu nasıl oluyor?

O herkes bana uysun der. Siz bana uyun der. İstese de dürtülerini kontrol edemezler. Bir arkadaşım anlattı. Yeşilaycı arkadaşlar birini ziyarete gidiyorlar. O arkadaş birkaç kadeh attıktan sonra, "İçin ulan için, günah işleyin neden içmiyorsunuz..." demeye başlamış. Hanımı da var yanında. Tabi bunu kasıtlı olarak yapmıyor. Duramıyor ki! Dürtü kontrol bozukluğu diye buna diyoruz.

Biraz önce ‘öfke kontrolünden sözettiniz. Nedir bu? Öfke nasıl kontrol edilebilir?

Şöyle, herhangi bir söz, herhangi bir düşünce, herhangi bir eylem bizim başkalarıyla ilişkimizi bozuyorsa, görevimizi yapmamızı engelliyorsa, bu işten biz ya da bir başkası mağdur oluyorsa o zaman hastalık haline gelmiş demektir. Herkeste öfke var tabii. Ama sizin öfkenizi başkası neden anlayışla karşılasın? Kişi öfkesini kontrol edebilir, edemiyorsa hekime gidecek. Adam geliyor, ‘Önceden böyle değildim, evde ilişkilerim bozulmaya başladı... İşyerinde herkes bana diyor ki sen böyle değildin. Şimdi hiç tanımadığım adamdan gıcık kapıyorum. Alıngan oldum‘ diyor. Bunları söyleyenleri sağlıklı kategorisinde değerlendiriyoruz. Diğerleri zaten hiç kabul etmiyor.

İlkokuldan başlayarak tepeye kadar eğitim süreci şiddeti besleyen unsurlar taşıyor mu sizce?

Tek başına değil. Mesela Konya‘daki bir vatandaşın şiddet uygulamasıyla aynı kişinin İstanbul‘da uygulaması arasında fark var mı derseniz var, İstanbul‘da daha fazladır elbette. Ama bunu tek başına eğitim sistemindeki eksikliklere bağlamak da hatalı olur.

Hemşeri derneklerini iyi değerlendirmek lazım

Ne yapılması lazım peki?

Mesela köy dernekleri var. Buraların ıslahı mümkündür. Adam orada kumar oynatıyor, içki içiyor. Orayı lokal gibi görüyor. Köy derneğinin amacı bu değil ki. Buraya gelen insanları iki konuya yönlendirmek lazım. Bir tanesi spor. Ama futbol veya boks değil. Mesela denir ki ‘siz buraya geliyorsunuz her sabah gelirken yürüyüş yapacaksınız.‘ Halk oyunları olabilir, seminerler olabilir, veya kumarı çağrıştırmayan oyunlar olabilir. Satranç gibi. Bu arada kadın ve kız çocuklarımızı da ihmal etmememiz lazım. Onların da toplumun önüne çıkmaları lazım.

Peki şiddet genellikle erkekler tarafından yapılıyor. Sizce neden?

Ama mağduru kadın. Şiddeti toplumsal bir sorun olarak görmek lazım. Sadece erkeği sanık sandalyesine oturtmak da doğru değil. Burada kadın mağdur oluyor da bu erkeği kim yetiştiriyor, anne. Bizim yaptığımız bir araştırmada kadını ne kadar çok eğitirsek erkeğin şiddet uygulama oranı da o kadar azalıyor.

Neden?

Ben bu konuda bir çalışma yaptım. Kadın, suç ve göç diye. Kadının eğitim seviyesi arttıkça -kadının kendini yetiştirmesini de katıyorum buna- sanatkar bir kadın, ticaretle ilgilenen bir kadın, mesleği olan bir kadın diyelim. Kadın eğitildikçe, kendine güven duygusu arttıkça, çocuğuna verebileceği bilgi ve değerler artıyor. Dolayısıyla şiddeti kökünden önlemenin yolu kadını eğitim açısından en üst seviyeye getirmektir. Bireyselleşmesini sağlamaktır. Yaptığımız araştırmada suç işleyen gençlerin ve çocukların annelerinin en azından okumasının yazmasının olmadığı ortaya çıktı. Üzülerek bunu söyleyebilirim. Çünkü hepimiz annelerimize bağımlıyız, babalarımıza bağlıyız. Üzerimizde annelerin etkisi çok büyük. Dinimiz de annelerin hakkı ödenmez diyor. Anneler çocuklarına istediği şekli verebiliyor. Hatta çocuklar annelerini ve öğretmenlerini ‘yarı tanrı‘ ayarında görüyorlar. Tanrı kelimesini bilerek kullanıyorum. Anne donanımlı olduğu zaman yetiştirdiği erkek çocuğu da kamil olur. Bunun mümin olma şansı yüksek.

Muhabir: Haber Merkezi