2009, Türkiye tarihinin en ağır ekonomik krizlerinden birinin yaşandığı yıl olacak. Büyüme, işsizlik, bütçe açığı gibi konularda yaptığımız hiçbir tahmin tutmayacak.

Genellikle 2009 yılına ilişkin olarak benim tahminlerim diğer iktisatçıların tahminlerinden daha kötümser bir tabloyu işaret ediyor ama her geçen gün tahminlerimin çok iyimser kalacağı yönünde kuşkularım artıyor. Bunun iki nedeni var: (1) Dünyadaki toparlanma sanılandan çok daha uzun sürecek ve sanırım 2010‘un ilk yarısı da kaybediliyor, (2) Türkiye, yalnızca seçime odaklanmış biçimde, hiçbir şey yapmadan olayları seyrediyor...

Türkiye, her geçen gün biraz daha kaotik bir ekonomik ortama doğru sürüklenmeye devam ediyor. Bugüne kadarki söylemimiz ‘bu krizi bizim çıkarmadığımız‘ söylemiydi. Oysa yakın geçmişe baktığımızda küresel kriz olmasa da bizi 2009‘da bir krize gireceğimizin belirtileri net bir biçimde vardı. Sanayideki inanılmaz çöküşe, işsizlikteki rekor tırmanışa karşın hiçbir şey yapmadan duruyoruz.

Bir yıl önce bu uyarıları yaptığımızda vergi indirimlerine giderek önlem alınmış olsaydı bu noktada olmayacaktık. Üç ay önce bile bir şeyler yapılabilir noktadaydı. Bugün ise artık oldukça geç kalmış bulunuyoruz. Şu ana kadar yapılan tek şey seçimi kazanmak için belediyelere para aktarmaktan ibaret. Ne çare ki, belediyelerin yaptığı kaldırım yatırımları ekonomiyi canlandırmaya yetecek nitelikte değil. Her şeyi seçimden sonraya erteleyerek 2009 yılını deflasyon yılına dönüştürmüş bulunuyoruz.

ABD, sorunun üzerine toksik kâğıtları sistem dışına çıkarma kararlılığıyla gitmediği sürece bu yıl deflasyon yaşanabilir. Ve eğer böyle bir gelişim olursa kendi sorunları nedeniyle Türkiye ekonomisi dünyada en ağır darbeyi alan ekonomi konumuna gelir.

Muhabir: Haber Merkezi