Savaşın biteceğini anlayan ve kaçmak zorunda kalan Sırplar; kaçış yolu üzerindeki Srebrenica‘da Avrupa‘nın İkinci Dünya savaşından bu yana gördüğü en büyük katliamı yaptılar ve üç gün içinde 12 yaşından büyük 12000 erkeği hunharca katlettiler.
Savaşın biteceğini anlayan ve kaçmak zorunda kalan Sırplar; kaçarken, kaçış yolu üzerindeki Srebrenica‘da Avrupa‘nın İkinci Dünya savaşından bu yana gördüğü en büyük katliamı yaptılar ve üç gün içinde 12 yaşından büyük 12000 erkeği hunharca katlettiler.
Savaş sürerken: Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi 6 Mayıs 1993‘te: Saraybosna, Tuzla, Jepa, Gorajde, Bihaç ve Srebrenica‘yı "güvenli bölge" ilan eden 824 sayılı kararını aldı. Bu karara göre, bu bölgelerdeki Boşnaklar silahlarını BM temsilcilerine verecektiler ve onları BM koruyacaktı. Jepa ve Srebrenica silahlarını bırakırken diğer bölgeler silahlarını bırakmadı. BM adına Srebrenica‘yı Hollandalı askerler korumaya başladı. Aradan çok uzun bir zaman geçmedi ve Ratko Mladiç Srebrenica‘yı "güvenli bölge" olmasına rağmen kuşattı. UNPROFOR‘un bünyesinde görev yapan Hollandalı askerlerin geri çekilmesiyle de Srebrenica Ratko Mladiç‘in kuvvetlerinin eline geçti. Ve maalesef üç gün içerisinde 12000 sivil katledildi. Bütün bu trajediye seyirci kalan NATO ve BM, katliamın önlenmesi için elinden gelen her şeyi yapmadı. Daha sonra günah çıkarmak isteyen Avrupa; Nisan 2004‘te Hollanda‘nın Lahey kentinde Yugoslavya ile ilgili Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi‘nde Srebrenica katliamının bir "soykırım" olduğunu teyit etti.
11 Temmuz günü Srebrenica‘ya hareketimiz
11 Temmuz 2005 Pazartesi günü, Srebrenica soykırımının 10. yıl dönümünde, sabah saat 5:00 da yola koyulduk. Bir müddet rahat bir yolculuk yaptıktan sonra, aracımızın hızı azalmaya başladı. Bosna- Hersek‘in içerisinde bulunan Sırp bölgesine geçecek olmamızdan dolayı yolda polislerce durdurulduk ve can güvenliğimiz açısından gerekli olan Sırp bölgesi izin kağıtlarını alıp aracımızın camına yapıştırdık. Bir müddet sonra yol kenarında bulunan "Republica Sırpska" yazılı tabelayı gördük ve Sırp bölgesine geçtik. Sırp bölgesine girdikten sonra her 100 metrede bir, bir Sırp polisinin beklediğini ve güvenliği temin etmek için gelen Birleşmiş Milletler Barış gücünü gördük...
Uzunca bir yolculuğun ardından törenin yapılacağı Potaçari mezarlığına geldik. İlk gördüğümüz manzara bizleri çok etkiledi. Sağımızda; daha önceden toplu mezarlarda bulunan ve DNA testleriyle kimlik tespitleri yapılıp gömülen yüzlerce şehit, solumuzda ise kimlikleri henüz tespit edilmiş ve defnedilmeyi bekleyen 610 tane şehit vardı. Yana yana duran ve yemyeşil örtüleri içinde etrafına tebessüm eden 610 tane tabut anlayanlara çok şey anlatıyordu...
Bir müddet sonra program başladı. Paul Wolfovitz‘ in konuşmasına: "Esselamunaleykum ve rahmetullahi ve berakatuhü" diyerek başlaması bile gergin havayı yumuşatamadı. Konuşmaların ardından Reis-ül Ulemanın önderliğinde cenaze namazı için ayağa kalktık. 610 şehidin cenaze namazını kıldık ve tabutların altına girip defin törenine başladık. Bu arada törenden önce, meydanda bulunan bombayı herkes unutmuştu. Bu manzaradan rahatsız olan birileri, bir şeyler anlatabilmek için dağlardan havaya ateş açtı. Lakin kimse duymadı ya da o huşu içerisinde kimse duymak istemedi... Kabirlerin başında bekleyen şehit yakınları; on yıldır görmedikleri şehitlerini bağırlarına basar gibi, tabutları kucakladılar, öptüler, ağladılar...
Defin törenin bitişi ve otele dönüşümüz
Srebrenica‘da şehit edilenlerden bir bölümü olan 610 şehidi Potaçari mezarlığının topraklarına verdikten sonra otele gitmek için araçlarımıza bindik fakat sebebini bilmediğimiz bir durumdan dolayı yaklaşık 4-5 saat yolda bekletildik. Yorucu ve üzücü bir günün ardından 4-5 saat de bekleyince hepimizin sinirleri alt-üst oldu. Gergin bekleyişin ardından ağır ağır yola koyulduk. Akşam olmuş, hava kararmıştı. Şehitlerimizi geride bırakıp, Sırp bölgesinden Boşnak bölgesine doğru hareket ediyorduk. Evlerinin balkonlarından; ellerinde içki ve çerezlerle bizi izleyen Sırpların: "Geldiniz, ama bu geliş, bir günlük bir gelişti. İşte gidiyorsunuz" der gibi bakışları bizleri kahretti... Bir müddet sonra hareketimiz iyice yavaşladı. Bu yavaşlayışın sebebi sonradan anlaşıldı. Sırplar yolun her iki tarafında lastikler yakmışlar. Bu yüzden araçlar; duman ve alevlerin arasından geçmek zorunda kalıyor, bu da seyri yavaşlatıyordu. Bizim aracımız duman ve alevlerin arasından geçerken ise yol kenarlarına sıralanan Çentiklerin; sloganlarını duyduk. Bütün bu hakaretleri hazmetmek zorunda olmanın getirdiği halet-i ruhiye ile otelimize döndük.
Niçin dumanı tüten soykırım?
Geçtiğimiz aylarda Türkiye‘ye gelip Srebrenica ve toplu mezarlar hakkında bizleri bilgilendiren: Yerinden edilmişleri ve kayıpları araştırma komisyonu başkanı Amor Maşoviç‘le de sohbet etme şansı bulduk. Maşoviç: "Biz Srebrenica katliamını sorguladığımızda Batı bize bunu siz araştırmayın, bırakın tarihçiler araştırsın diyor. Türkiye‘nin sözde Ermeni soykırımı meselesine gelince ise bırakın bu işi siyasiler çözsün diyor. Batı çok yakın tarihte olan Srebrenica katliamını açıklayamayacağından bizlere adeta " Unutun, gitsin" çağrısı yapıyor. Ama Bosna‘da her gün yeni toplu mezarlar ortaya çıkıyor. Buna rağmen Avrupalılar bizden bu mesele ile ilgilenmememizi istiyorlar. Geçmişi arkada bırakın diyorlar. Toplu kampları unutmak zorundasınız diyorlar. 30 bin genç kızımızın, bacımızın Sırplar tarafından tecavüze uğramasını unutmamızı istiyorlar. Nitekim aynı Avrupa, Türkiye‘nin de Ermeniler‘i sözde soykırıma uğrattığını iddia ediyor. İşte bu çifte standardı herkes görsün." dedi.
Evet, tarihte on yıl hiçbir şeydir, kısacası; dündür. O yüzden Srebrenica dumanı tüten bir soykırımdır. Unutulmamalı ve unutturulmamalıdır.




