Hangi düşünceye, hangi topluma, kabileye, ırka veya inanca sahip olursa olsun; her insanın bir duası vardır.
İnsanoğlu hayatının bütün evrelerinde çeşitli yakarışlarla, duada ve niyazda bulunmaktadır. Bu onun ruhunun derinliklerinde saklı bir gereksinmedir. Ne yaparsa yapsın bu gereksemeyi hayatından silmek mümkün değildir.
Belirtmek istediğim insan dua eder mi etmez mi konusu olmayıp aksine duaya muhtaç olan insanın dua şekli nasıl olmalı? Duada kimleri örnek almalı? Neler istenmeli? Nasıl dua etmeli? sorularına cevap aramak olacaktır. Çünkü insan nesli nerede olursa olsun bir mabud yani yalvaracağı kendinden güçlü bir varlığı aramış ve bu varlığa karşı aczini itiraf edip duaya yönelmiştir.
Ancak tevhidi dünya görüşüne sahip olmayan birey ve toplumlar, kabile ve gruplar bu arayışı, dua etme isteme sığınma gerçeğini yanlış yönlere tevcih ederek hayatlarından hak ve hakikati çıkarmışlar yerine hurafe, çeşitli sapmalar ve batıl inançları getirmişlerdir.
Allah (c.c) yarattığı insana akıl, irade, düşünme ve doğruyu bulma kabiliyeti verdiği gibi; kutsal kitaplar ve peygamberlerle de insana nasıl ve hangi çizgide yaşayacağını göstermiştir. İnsana düşen hayatını bu çizgide yürütmek ve yaşamını bu sınır içerisinde korumaktır. Bunu yapmamak, ayağına kadar gelen fırsatı teperek yanlış yönlere ruhunu ve beynini yönlendirerek, zehirlemek, bilerek uçurumun yolunu tutmak olur.
Hiç şüphesiz Kur'an'da Allah c.c. temsil duaları bizlere ileterek, bir nev-i insana yön göstermektedir. Eğer nasıl dua etmeliyim? Duada neler istemeliyim? Duanın adabı nasıl olmalı? Tarzım - yöntemim ne olmalı diyorsanız? Bunu en doğru şekilde öğrenmenin yolu Kur'an ve Peygamberlerin uygulamalarıdır.
"Onlar Allah'a dua ederler "Rabbimiz bizi doğru yola ilettikten sonra kalplerimizi saptırma! Bize kendi katından bir rahmet ver. Şüphesiz bağışlayan sensin.
"Rabbimiz! Muhakkak ki sen kendisinde hiç şüphe olmayan bir günde insanları toplayacaksın.Çünkü sen sözünden dönmezsin" (Bakara 8-9)
"Ey Rabbimiz, üzerimize sabır yağdır. Ayaklarımızı yere sağlam bastır. Ve küfre sapanlara karşı bize yardım et" (Bakara 250)
Eğer gözlerimizi kapatıp belleğimizde bir seyahate çıksak,
Yaşadıklarımızı, gördüklerimizi, işittiklerimizi hayale getirsek; sanki burada yaşamıyormuşçasına dışarıdan biri gibi baksak; Yeniden işitsek, yeniden görsek, yeniden izlesek duaları;
Hatırlarsınız, insanlarımız avamî tabirlerle ya bir türbe duvarına ya da bir dilek ağacına (bazen ileri derecede putlaştırılan bir mabede) yaslanır ve yalvarır:
Ne olur çocuğum üniversiteyi kazanıversin!
Oğlum iyi bir işe girsin!
Kızıma iyi bir kısmet çıksın!
Kiralarda sürünüyorum bir evim olsun!
Kocamın maaşına zam gelsin
Aile saadetimiz geri gelsin.
Şu kadar alacağım vardı bir an önce elime geçsin.
...v.s.
İyide, hani insanın iki hayatı vardı. Biri ahiret, biri dünyaydı. Hatta ahiret ebedi ve daha hayırlı.
Kur'an'a inanıyor, Peygamber S.A.V.'in ümmetiydik. O'nun yolunu takip edeceğimize Müslüman olmakla söz vermiştik.
Yegane inanç kaynağımız kitap ve sünnetti.
Peki ahirete geleceğe dair ne istedik!?
Erdem ve faziletlere dair neler diledik.
Hani Fatiha'da: "Biz yalnız Sana ibadet eder ve yalnız Senden yardım dileriz" diyor ve her namazda Allah'a söz veriyorduk. Şimdi ne oldu da kendimize ihanet ettik! Dualarımız nasıl değişime uğradı? Kimden istemeye başladık? Neler istedik? Hayat iki boyutluydu inancımızda ama biz dünyalık isterken ebedi alemi unuttuk?
İşte modern kültürün insanlığa en büyük armağanı bu oldu. Onu maneviyattan ahirete dair düşünce ve hazırlanışlarından uzaklaştırarak hayatı yaşamla ölüm arasına sıkıştıran sığ bir anlayış verdi toplumlara.
Bize dünyada ve ahirette iyilik ver!
Bizi doğru yola ilet!
Hidayet üzere sabit kıl!
Güzel hasletler, ilim ,amel, ahlak, ibadet, ihlas ver ya Rabbi!
Bizleri bağışla!
Bu yakarışlar sadece ilim ,amel ve ihlas gibi değerlere sarılan bir kaç kişinin yüreğinden yükseliyor artık. Şimdi insanlığın öncelikleri mal, mülk, para, lüks yaşama gibi dünyaya dair beklentilere dönüştü ne yazık ki??.
Oysa her nefes duaya ihtiyacımız olduğu kadar doğru duaya da bir o kadar ihtiyacımız var. Duamızın doğru olması öncelikle doğru inanmaya bağlı. Doğru inanırsak dua edeceğimiz varlığı ve ona nasıl dua edeceğimizi de doğru öğreniriz.
"(Ya Muhammet!) Eğer kullarım sana beni sorurlarsa (söyle) şüphesiz (bilsinler ki) ben onlara yakınım. Dua edenin duasını kabul ederim. O halde onlar da benim davetime uysunlar. Ve bana hakkıyla inansınlar ki doğru yolu bulmuş olsunlar. " (Bakara 186)
"Rabbinize yalvararak gizlice dua edin. Çünkü Allah haddi aşanları sevmez" (Araf 55)
Hakiki bir mümin başına bir sıkıntı düştüğünde dua etmez onun hayatının tamamı duadır adeta. Soluk soluk her geçen nefes bir yakarış, bir hamd, bir şükür, bir tövbedir mümin için. O bir sorumluluk sahibidir. Nerede olursa olsun Allah'ın kendisini gördüğünün şuurundadır. Her adımında dua vardır. Gözlerinde bakışlarında duruşunda dua ve içtenlik sezersiniz. Bu onun yaşam tarzıdır. O şu içinde yaşadığımız çağın çıkarcı bencil ve hurafelere esir düşmüş insanlarından çok farklıdır. Hayatı Tevhit'tir, Kur'an ve Sünnettir...
Yaşam bu şekilde devam eder onun dünyasında. Hayatı doğumla ölüm arasında dar bir kavşak olarak düşünmez ileriyi yani hem dünyayı hem ahireti iyi tanır ve dünyayı ahiretin tarlası olarak görür.
O duayı sadece söylemlere terk etmez, yaşar da. Hem dua amel ve ikrarımızın tecellisi, hem de müsebbibidir. Selam ve dua ile kalın.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Etiketler:



