Erdoğan‘ın muhalifleri bugün kendilerini ya "Türklüğün" ya da "Kürtlüğün" içine hapsediyorlar, bütün ülkeyi kucaklamaya ne güçleri, ne cesaretleri, ne hayalleri yetiyor. Erdoğan, barışı coşkuyla savunuyor.  Bir çarpıklığın içine sıkıştırılmış, kanla lekelenmiş bir sistemin yerine yeni bir sistem, yeni bir ülke kurulacak, bu kaçınılmaz ve bu yeni yapıyı kurmaya Erdoğan aday oluyor.

Düşmanlıklar ve korkular üzerine bina edilmiş, herkesin birbirinden ürktüğü, birbirinden kuşkulandığı, birbirine kızdığı bir ülkede, o herkese "birbirimizden korkmayalım" diyor.  Doğrusu ya diğer liderler hiç değişmezken Erdoğan nasıl böyle değişebildi diye merak ediyorum, sanırım dünya liderleriyle sık sık görüşmesi, liderlikte Deniz Baykal‘la ya da Bahçeli‘yle değil de dış görüşmelerde tanıştığı liderlerle yarışması, dünyada saygı gören bir lider olmayı arzulaması bu değişikliğin harcını oluşturuyor...

Onun konuşmasını dün duygulanarak, "bir başbakanın bunları söylediğini de gördük" diye sevinerek dinledim.  Bu konuşma iyi bir alkışı hak ediyor bence.  O, Nâzım‘ı, Said Nursi‘yi, Yesevi‘yi, Ahmed-i Xani‘yi, Tatyos Efendi‘yi, Pir Sultan‘ı, Hacı Bektaş-ı Veli‘yi, Ahmet Kaya‘yı, Cem Karaca‘yı birarada saygıyla selamlıyorsa, bize de onu saygıyla selamlamak düşer.

Muhabir: Haber Merkezi