Ülkemizde defalarca konuşulmuş olan "dinler arası diyalog" konusundaki bu yazıyı yazmaktaki amacımız; hiçbir kimseyi veya gurubu hedef almak, rencide etmek ya da tabir-i caizse birilerini hizaya getirmeye çalışmak değildir. Kendimize böyle bir vazifeyi yüklememekle birlikte, bizim maksadımız bildiklerimizi paylaşmaktan ibarettir. Nitekim her Müslüman ın bildiklerini ifade etme sorumluluğu vardır. Çoğu zaman konuşmak bir çözüm olmadığı gibi susmak da bir çözüm değildir. Müslümanların hemen her konuda ayrılıklara düştüğü bu ortamda, böylesine hassas konuları konuşurken, birilerini tedip etmekten ziyade, fikir birlikteliğine ulaşabilmek adına, nazik bir üslupla yapılacak olan bir fikir paylaşımının çok daha anlamlı olacağına inanıyoruz. Nitekim Kur an-ı Kerim bize kendi aramızda merhametli, kâfirlere karşı ise güçlü ve onurlu durmamızı emretmektedir. (Bkz. Fetih 29, Maide, 54) Bu bakımdan kardeşler arasındaki fikir ayrılıklarını kavga etmeden, güzel bir üslupla dile getirme zorunluluğumuz vardır. Bu konuyu işlerken şu ayeti de bir ölçü olarak kabul ettiğimizi söyleyebiliriz: "Kullarıma söyle, sözün en güzel olanını söylesinler. Çünkü şeytan aralarını açıp bozmaktadır. Şüphesiz şeytan insanın açıkça bir düşmanıdır." (İsra Suresi, 53) Bu duygular içerisinde olmamıza rağmen şayet düşüncelerimizde yanlışlarımız olmuşsa tarafımıza bildirmenizi ve hatalarımızı düzeltebilmemiz için bizlere dua etmenizi bekliyoruz. Said-i Nursi nin de dediği gibi; "Bizler, kusurumuzu görene ve bize bildirene -fakat hakikat olmak şartıyla- minnettar olur, ?Allah razı olsun deriz. Boynumuzda bir akrep bulunsa, ısırmadan atılsa, nasıl memnun oluruz; kusurumuzu -fakat garaz ve inat olmamak şartıyla ve bid alara ve dalâlete yardım etmemek kaydı ile- kabul edip minnettar oluyoruz." (Tarihçe-i Hayat. S. 416)Diyalog faydalı ve güzel bir şeydirÖncelikle şunu söylemeliyiz ki; kiminle yapılırsa yapılsın iyi niyetlerle usulünce yapılan diyalog güzel bir şeydir. Bırakın ehli kitabı, müşriklerle, ateş perestlerle yapılan diyalog bile anlamlıdır. Barış ortamındayken müşriklere ikna yolunu kullanmak suretiyle çok daha iyi bir şekilde ulaşılabileceğini düşünen Efendimiz, Hudeybiye barış antlaşmasını imzalayarak "iletişimsizlik"ten değil, "diyalog"dan yana olduğunu göstermiştir. Neticede bu anlaşmadan çok kısa bir süre sonra Müslümanların sayısı tam iki kat artmıştır. Kuşkusuz ki bu durum, diyalog/iletişim ortamının bir meyvesidir. Elinde güçlü hakikatleri olanların diyalogdan korkmaları anlamsız bir durumdur. Bizim ne günah çıkartacağımız kiliselerimiz, ne Allah a oğul isnat eden rahiplerimiz, ne de insanların farklı yaratılış değerlerinde olduğunu veya Yahudi ırkının üstün olduğunu iddia eden Siyonist hahamlarımız var! Bu durumda kazançlı tarafın kim olacağını düşünmekte fayda vardır. Burada sadece bir tarafın kazançlı çıkacağını da iddia edemeyiz. Kazançlı taraf biz olacağız, çünkü hakikatler bizden yanadır. Kazançlı taraf onlar olacak çünkü böylece ellerindeki kitapların tahrif edilmiş olduğunu ve tek hak dinin İslam olduğunu anlama fırsatını yakalayacaklar. Her iki tarafında kazançlı çıkması söz konusu olduğuna göre diyalog son derece lüzumlu bir faaliyettir. Bu nedenle başta ehli kitap kâfirleri olmak üzere tüm kâfirlerle irtibata geçmemizin ve bir diyalog kurmamızın lüzumu ortadadır. Fakat şu var ki diyalogu kimlerin ne şekilde yaptığı da önemli bir konudur. Bu bakımdan bizler, müminlere karşı şefkatli; kâfirlere karşı İslam ın izzetini temsil edebilen heybetli âlimlerimizi diyalog toplantılarında görmekten gurur duyarız. (E. Sifil, M. Toptaş, M. Talu önerilir) Diyaloğu riyakâr bir hoşgörü anlayışına kurban vermeden yapabiliyorsak ne mutlu bize! Bu şekildeki bir diyaloğun Efendimiz in tebliğ usulsüne aykırı olduğunu da iddia edemeyiz. Efendimizin tebliğ metotlarına baktığımızda, onun insanları zorla Müslüman yapmak gibi bir usulünün olmadığını, bilakis ikna etme sureti ile İslam ı yaydığını görüyoruz. Bu nedenledir ki 23 yıl gibi kısa bir sürede, İslam ın geniş kitlelere yayılması kan dökmekle değil, İslam ın en güzel bir şekilde temsil ve tebliğ edilmesiyle olmuştur. Mekke nin fethi bir kişinin burnu kanamadan gerçekleşmiştir. Zira az sayıda zayiat vererek büyük başarılara imza atmak, peygamber mesleğidir. Önce kendi içimizde diyalog kurmalıyızEhli kitap ve diğer kâfirlerle Kur an ve sünnet ölçülerine göre kurulması gereken diyaloğun önemini anlattıktan sonra, yapacaklarımızı öncelik sonralık sırasına koymamızın da lüzumlu olduğunu düşünüyoruz. Önce kendi aramızdaki sorunları halletmeden ve kendi aramızda bir diyalog kuramadan ehli kitapla diyalog kurmamızın pek anlamı olmadığı kanısındayız. Hali hazırda birbirimizle didişip dururken, "el iyisi" yani "herkese iyi kendimize kötü" olmanın şık durmadığını söylemek zorundayız. Bu durum, kendi kardeşini döven bir çocuğun komşusunun çocuğuna şeker vermesi gibi bir şeydir. Diğer bir husus da şudur ki, biz ortak bir kelimede birleşmek niyeti ile ehli kitaba giderken, diğer taraftan "dinler arası diyalog" mevzusunun bizzat kendisi bile Müslümanlar arasında adeta bir fitneye dönüşmüştür. Neticede dinler arası diyaloğun bir Vatikan oyunu olduğunu düşünenlerle, bunun faydalı olduğuna inanlar ayrı düşmüşlerdir. Ve bu durum yeni kopmalara sebebiyet vermiştir. Ehli kitapla iyi ilişkiler kuracağız derken, kendi içimizde bu denli ayrışmalara düşmemiz, acaba doğru mudur? Yine bir örnekle açıklayacak olursak, bu durum bir çocuğun arkadaşlarıyla canciğer kuzu sarması olurken, evdeki kardeşlerine küsmesine benzemektedir. Farklı görüşte olduğumuz mümini bırakıyor ve aynı görüşte olduğumuz kâfirle kucaklaşıyorsak veya kalbimizde herkese giden bir yol bulduğumuz halde mümin kardeşimize giden bir yol bulamıyorsak, bu da son derece üzücü bir durumdur. Zikredilen bu olumsuzluklar sürecin doğru yönetilemediğini ve dinler arasında diyalog kuralım derken, mümin kardeşlerimizle ihtilafa düştüğümüzü göstermektedir. Ülkemizdeki dinî grupların kaynayan bir kazan içerisinde sürekli dinler arası diyalog konusunu tartışmaları, ümmetin birlik ve beraberliği için kullanılması gereken enerjimizin israf edildiği anlamına gelmektedir. Böyle bir ortamda atılması gereken somut adım, din müntesipleri arasındaki toplantılara paralel olarak; birbirinden farklı düşünce tabanlarına sahip olan müminlerle de sağlıklı bir iletişim zemininde buluşmaktır. Şayet kendi aramızda bir araya gelmeyi beceremiyorsak, bu konuda daha fazla ayrışımlara yol açmadan, din müntesipleri arasındaki diyalog toplantılarına da ara vermeliyiz."Dinler arası diyalog" yanlış bir ifadedirEhli kitapla ve diğer dinlerin müntesipleri ile bir diyalog kurmayı başarmak, takdire şayan bir durumdur. Fakat yapılmakta olan diyaloğa "dinler arası diyalog" adını koymak hatalı bir yaklaşımdır. Dinlerin birbiriyle diyaloğu söz konusu olamayacağı gibi, bir araya gelmeleri de mümkün değildir. Dolayısıyla yapılan diyaloğa verilen ad, kelime anlamı itibari ile yanlış seçilmiştir. Bu bakımdan inanç müntesipleri arasındaki bir diyalogun "dinler arası diyalog" şeklinde adlandırılması itiraza mucip bir durumdur. Dolayısıyla isim koyma aşamasının başarılı olduğunu söyleyemeyiz. Aynı zamanda "dinler arası diyalog" ifadesinin bizim zihnimizde olumsuz bir takım çağrışımları da söz konusudur. Şöyle ki İbrahimî dinler olarak nitelendirilen, Hıristiyanlık, Yahudilik ve İslam ın toplanarak bir araya getirilmesi gibi kötü bir niyeti çağrıştırmaktadır. Kaldı ki böyle bir amaç için çalışan birtakım dernekler bizde olduğu gibi dünyanın her tarafında da vardır. Hatta bu amaçla Tevrat, İncil ve Kur an ın bazı bölümleri bir kitapta birleştirilmiş ve Amerika da yeni bir isimle piyasaya sürülmüştür. İnançlar üzerinde hâkimiyet kurmak isteyen Amerika, bu tür işlerin merkezi olmuştur. Böylesi kötü niyetli çalışmalar orta yerdeyken, havra, kilise ve camiden oluşan inanç parklarının açılış törenlerinde boy gösterenlerin, hoşgörü mesajlarını anlamlı bulmadığımızı söylemek zorundayız. Diyalog nasıl olmalıdır? Yapılacak olan diyaloğun Kur an ilkelerine ve Efendimiz in tebliğ metotlarına aykırı düşmemesi gerekir. Bugün ülkemizde "ehli kitabın cennetlik olduğu" gibi söylemlerin artması ile ehli kitapla yapılan diyaloğun paralellik arz etmesi, bir yerde hata yapıldığı kanısını uyandırmaktadır. İnsanların bu konuda yanlış kanaatlere varmaması için diyalog, hoşgörü ve ehli kitap konularının didişme vesilesi olmaktan çıkartılmasında ve alternatif bir bakış açısıyla yeniden tartışılmasında fayda vardır. Bu noktada Kur an ın ehli kitaba yönelik olarak buyurduğu "Yanınızdakini doğrulayıcı olarak indirdiğime inanın da onu inkar edenlerin ilki olmayın." (Bakara, 41) ayetini ve Efendimiz in Necaşi ve Heraklus gibi devlet başkanlarına gönderdiği mektuplarda geçen "Selam hidayete tabi olanlara" ifadesini hatırlatmakta fayda vardır. Efendimiz bu ifadeyi defalarca kullanmış iken, bizler bunu ehli kitaba bir sefercik olsun söyleyememişsek onlarla diyaloğa girmemizin de bir anlamı yoktur. Diyalogdan maksat kendimizi anlatmak ve ehli küfrü hidayete çağırmaksa, pısırık davranışlarla bunu becerebileceğimizi söyleyemeyiz. Şayet bu maksatlarla değil de Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmek maksadıyla bu işe girişmiş isek, bu bizim azıcık da olsa Kur an dan nasibimizi almadığımızı göstermektedir. Tevil ile tahrip edenlerin yorumlarını dikkate almazsak Kur an ın bu konudaki tavrı oldukça nettir: "Ey iman edenler! Yahudi ve Hıristiyanları dost edinmeyin, onlar birbirlerinin dostudurlar. Sizden kim onları dost edinirse, şüphesiz o onlardan olur. Şüphesiz Allah, zalim kavmi doğru yola iletmez." (Maide, 51) Bu ayetteki ikaza uyulmadığı ve Yahudi ve Hıristiyanların arzularına meyledildiği takdirde şu ayette bildirilen sonuç ile karşılaşılacaktır: "`Sen onların dinine uymadıkça, Yahudiler de Hıristiyanlar da asla Sen den hoşnut olmazlar. De ki: ?Gerçekten doğru yol, Allah ın yoludur. Sana gelen bu ilimden sonra onların arzularına uyarsan, Sana Allah tan ne bir dost ne de bir yardımcı vardır." (Bakara 120)Bu ayetlere göre onları dost olarak bilmek yasaklanmıştır, fakat onlara iyilik yapmanın, adaletle davranmanın ve onlarla diyalog kurmanın bir sakıncası yoktur. Zira başka ayetlerde de konuyla ilgili şöyle buyrulmaktadır: "Zulmedenleri hariç, ehli kitap ile en güzel olan şeklin dışında bir tarzda mücadele etmeyin ve onlara şöyle deyin: Biz hem bize indirilen kitaba, hem size indirilen kitaba iman ettik. Bizim İlah ımız da sizin İlah ınız da bir ve aynı İlah tır ve biz O na gönülden teslim olduk." (Ankebut, 46) "Allah, sizinle din uğrunda savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkarmayanlara iyilik yapmanızı ve onlara adil davranmanızı yasaklamaz." (Mümtehine, 8,) Yukarıda; kâfir olan ehli kitaba karşı güçlü ve onurlu durmamız gerektiğini söylerken, bu "onlarla mücadele ederken müminlere yakışmayan bir tarzda mücadele edelim" demek değildir. Müminler ehli kitap kâfirleri ile mücadele ederken bu ayetlerde de istenildiği gibi elbette en güzel usulü ve üslubu seçmek zorundadırlar. Savaş hukukunu gerektiren yerlerde ise elbette savaş kuralları geçerli olacaktır. (Bkz. Tevbe, 29)Diyaloğun Kur an daki referansı...Diyaloğa referans olarak kullanılan ayetin meali şöyledir: "De ki: Ey Kitap Ehli! Gelin, aramızda ortak olan söze: Ancak Allah‘a kulluk edelim, ona hiçbir şeyi eş ve ortak kılmayalım, Allah‘tan başka kimseyi Rab edinmeyelim." (Ali İmran, 64) Ayete göre Kur an, Müslümanlarla ehli kitabı ortak bir kelimede birleşmeye davet etmektedir. Kur an a göre bu birliktelik Yüce Allah a ortak koşmamak ve Allah tan başka kimseyi Rab edinmemek ortak paydasında gerçekleşmelidir. Bugün üçleme (teslis) inancına sahip olan Hıristiyanlar bile Allah tan başka ilah olmadığına iman ettiklerini ve şirke düşmediklerini iddia ederler. Bununla birlikte Rab olarak da Hz İsa yı görürler. Bu durumda Hz. İsa‘yı Rab olarak gören Hıristiyanları uyarmak ve onlara ayetin devamındaki "Allah tan başka kimseyi Rab edinemeyin" uyarısını hatırlatmak yerine, onları "Muhammedün resulullah"sız bir kelime-i tevhide çağırmanın bir anlamı yoktur. Yapılmakta olan diyalog faaliyetlerine baktığımızda, ayetin Yüce Allah tan başka Rab edinmeyle ilgili kısmının pek gündeme getirilmediğini görüyoruz. Oysa Hz. İsa Yahudilerin yazıcılar grubuna Rab olan Allah‘ın birliğini haykırmaktadır. İncil yazarı Markos bunu şöyle ifade eder: "Yazıcılardan biri gelip onları mubahase ederken işitti ve onlara iyi cevap verdiğini bilerek: Hep emirlerin birincisi hangisidir diye ona sordu. İsa cevap verdi: Birincisi dinle ey İsrail; Allah‘ımız bir olan Rab‘dir." (Bkz. Markos, 12/28,39) Biz Hıristiyanlara bu gerçekleri anlatmak ve hali hazırdaki bu halleriyle ehli necat olamayacaklarını onlara söylemek durumundayız. Bu toplantılarda vurgulanması gereken bir başka husus şudur: Kur‘an a göre Hıristiyan ve Yahudiler kutsal kitaplarını kendi elleriyle değiştirip tahrif etmişleridir. (Bkz. Bakara, 79; Nisa, 46; Maide, 13) Ehli kitap cennetlik midir? Ehli kitabın cennetlik olup olmadığı konusunda Efendimiz in, Âli İmran suresi 64. ayeti ile de örtüşen şu hadisi oldukça önemli bir ölçü vermektedir: "Kim Rab olarak Allah‘ı, din olarak İslam‘ı, Peygamber olarak Muhammed‘i kabul edip razı oldum derse Cennet ona vacip olur." (Ebu Davud, Salat 36, Tırmızi, Salat, 42) Bu hadis-i şerifte Yüce Allah‘ı Rab olarak bilmenin önemi bir kez daha vurgulanmıştır. Aslında çok tartışılan bu konu hiç o kadar da zor değildir. Başka bir ayette "Allah indinde tek din İslam‘dır" (Âli İmran, 19) buyurulmaktadır. Bütün bu delillere rağmen hâlâ ehli kitabın cennetlik olduğunu iddia edenlerin şu ayete de dikkat etmelerinde fayda vardır: "Kim İslam‘dan başka bir din ararsa, bilsin ki ondan bu asla kabul edilmeyecektir ve o ahirette de hüsranda olacaktır." (Âli İmran, 85) Bu durumda İslam dininden haberdar olan herkesin, aklıyla İslam ı seçmek gibi bir sorumluluğu vardır. Bugün "And olsun ki, Meryem‘in oğlu Mesih, Allah‘tır diyenler kâfir olmuşlardır." (Maide sûresi 17) ayetindeki hükmün muhatabı olan Hıristiyan âlemi ve diğer dinlerin müntesiplerinin birçoğu İslamiyet‘ten ve tevhit inancından haberdardırlar. Bu nedenle onlar da iman etmekle mükelleftirler. Şayet Ehli kitabın cennetlik olması söz konusu olsa idi, Efendimizin onları hidayete davet etmesi anlamsız olurdu. Kur‘an‘da bu hakikat şöyle bildirilir: "Eğer seninle çekişip tartışırlarsa, de ki: ‘Ben, bana uyanlarla birlikte, kendi özümü Allah‘a teslim ettim.‘ Ve ehli kitaba ve ümmilere de ki: ‘Siz de İslam‘ı kabul ettiniz mi?‘ Eğer İslam‘a girerlerse gerçekten hidayete ermişlerdir. Fakat ondan yüz çevirirlerse, artık yalnızca sana düşen ancak tebliğ etmektir. Allah, kulları hakkıyla görendir." (Âli İmran, 20) Ayette de görüldüğü gibi hidayet; İslam a girme şartına bağlanmıştır. Son olarak Efendimiz‘in Ehl-i Kitap hükümdarlarına ve diğer meliklere gönderdiği mektuplardaki şu ifadelere dikkatlerinizi çekmek istiyorum: Necaşi‘ye gönderilen mektup: " Ey Melik! Seni eşi ortağı olmayan bir tek Allah‘a imana ve O‘na ibadete, bana uymaya ve Allah tarafından gönderilenlere inanmaya davet ediyorum. Çünkü ben Allah‘ın bunları tebliğe memur elçisiyim. Seni ve halkını aziz ve celil olan Allah‘a davet ediyorum. Şimdi ben size tebliğ ettim ve nasihatte bulundum. Siz bu nasihatimi kabul ediniz. Selam hidayete tabi olanlara olsun ." Rum kayseri Heraklius‘a gönderilen mektup: "Selam hakikat yolunu izleyenedir. İlave edeyim ki seni bütün olarak İslam‘a davet ediyorum. İslam‘ı kabul et ki felah bulasın. İslam‘ı kabul et ki Allah değerini iki kat artırsın. Ama eğer kaçınırsan tebaanın günahı da senin üzerine yüklenecektir ." Yüce Allah "Allah‘tan hakiki bir takva bilinciyle korkun ve ancak Müslüman olarak can verin." (Âli, İmran, 102) diye buyurur. Yüce Allah ehli kitaba da bu ayetin anlamına ermeyi ve iman etmeyi nasip eylesin inşeAllah. Ve bizleri de tıpkı ehli kitap hükümdarlarına tebliğde bulunan elçiler gibi, Kur an ve peygamber buyruklarını anlatmak suretiyle onlarla diyaloğa girenlerden eylesin. Efendimizin de buyurduğu gibi; Selam hakikat yolunu izleyenlere olsun! Selam hidayete tabi olanlara olsun! Selam iman edenlere olsun. Bilmem anlatabildim mi?
Dinler arası diyalog...
Dinler arası diyalog...
Muhabir: Haber Merkezi
Yorumlar
En Çok Okunanlar
Hatice Kübra Gümüşel davasında akılalmaz karar! Yargıtay bozdu, istinaf dinlemedi
Beyaz et devlerine şafak baskını: 13 şirkete kayyım atandı
Ünlülere uyuşturucu şoku: 9 tutuklama geldi
Asgari ücret ve emekliye ek zam mı geliyor? Bakanlık yanıtladı
CHP'de Başarır ve Günaydın'ın Grup Başkanvekilliği görevleri düştü
Milyonları ilgilendiren haber! İşlenmiş gıdaların olumsuz birçok yönü daha! İki binden fazla kişi incelendi; işte sonuç…
Ahlaki değerler eğitiminin özümsenememesi… Ehliyet ve liyakat yerine torpilin işlemesi… Eleştiri ve özeleştiri kültürünün olmayışı… İktidara yakın gazeteci, atılması gereken adımları madde madde sıraladı
ABD-İran mutabakatı sızdı: Masadaki gizli maddeler neler?
AKOM'dan İstanbul'a acil uyarı! Kuvvetli sağanak geliyor
İstanbullular dikkat! TCDD duyurdu: M11 havalimanı metrosu o tarihlerde hizmet vermeyecek!





