Görme engelli eğitimci-öğretmen Temur Altuntaş: Devlet engelliye çifte standart uygulamasın!
- "Engellinin önündeki en büyük engellerden birisi de bankalarda karşılaşılan sorunlar. Ben bankaya gittiğimde , "Sen görme engellisin, görme engelli olduğun için ikinci bir şahit istiyoruz" deniliyor. Ama mesela bankaya para yatırırken şahit istemiyorlar."
- "Notere bile gittiğimizde iki şahit istiyorlar. Normal ilkokul mezunu birisi notere gittiğinde o gördüğü için bir tane imza istiyorsun, üniversite mezunu öğretmen gidiyor, görme engelli olduğu için çift şahit istiyorsunuz."
RÖPORTAJ: Adnan Öksüz
Onlar aslında hep aramızda...
Elimizi uzatsak değecek kadar yakın, bazen de hayallerimiz kadar ötedeler.
Nedense hep bir acıma duygusuyla yaklaşırız, yakınlaşırız onlara.
Azımsanmayacak kadar da çoklar;
İsteseler ve ideal anlamda örgütlenebilseler bir partiyi iktidara taşıyabilir, aynı şekilde iktidardaki partiyi de alaşağı edebilirler.
Engellilerden söz ediyorum.
Türkiye‘de yaklaşık 9 milyon engelli var.
Bunun yaklaşık 500 bin kadarı görme engelli.
Sizi dış gelişmelerin ve seçimlerin yoğun gündeminden alarak bu hayatın merkezindeki bir isimle tanıştırmak istiyorum.
Görme engelli birinin çocukluğu nasıl geçer? Hayatın neresine, nasıl tutunur? Arkadaşlarıyla ilişkileriyle nasıldır? Ve hepsinden önemlisi günümüzde görme engelli birinin önündeki engeller nedir? Görme engelli olan eğitimci-öğretmen Temur Altuntaş tüm bu soruların cevaplarını verdi.
* Hep merak etmişimdir; bir görme engellinin çocukluk yılları nasıl geçer? Nedir hayattan beklentileri, arkadaşlıkları, hayalleri?
1969‘un 20 Ekim‘inde Bayburt‘un Demirözü ilçesine bağlı Güneşli Köyü‘nde dünyaya geldim. Doğduğumda babam doktora götürüyor Erzurum‘a. Erzurum‘da gözlerimin görmediğini anlıyorlar. Gözleri görmeyen bir çocuk olarak köyde her çocuk gibi düştüm, kalktım. Ama annem babam hiçbir zaman sen burada otur kal demediler. Tarlalara gittim, çocukluk arkadaşlarımla oyunlar oynadım. Köyde elektrik falan yoktu, saklambaç oynardık. 1979‘da elektrik geldi, köye. Televizyonu ilk defa 1976 yılında ilçeye, Demirözü‘ne gittiğimizde gördüm. 1977-1978 yıllarında babam beni Ankara‘ya getirdi. İsmet İnönü‘nün göz doktoru vardı. O göz doktoru baktı dedi ki, "Bu çocuğun gözlerinin açılması mümkün değil". Ankara‘da Aydınlıkevler Görme Engelliler Okulu var, amcamın çocukları o okuldan sözettiler. Bu arada köy okuluna da devam ediyorum. Köy öğretmeni karneme "Derslerinin hepsi Pekiyi ama derslerde çok konuşuyorsun, her soruya cevap veriyorsun" diye yazmıştı. Bir anlamda dolaylı da olsa yaramazlığımdan dem vuruyordu. "Biraz sus da başkaları da konuşsun" derdi. Yasin-i Şerif"i camide hocadan dinleyerek ezberledim. Babam şehirlerarası otobüsçülük yapardı, amcamlarla ortak olarak. 1980‘de Ankara‘dan babama bir yazı geldi, çocuğunuzu okula yazdırmanız gerekiyor diye. 12 Eylül askeri darbesinden bir gün önce 11 Eylül 1980‘de babam beni Ankara‘ya götürdü. Köyden ilk uzun ayrılığım böylece başladı. Babam annem Bayburt‘ta, ben Ankara‘da... İlk ayrılık günü o kadar zor geldi ki bana... O gün hayatımda hiç unutamadığım bir dönüm noktasıdır.
* Neydi unutamadığınız, neler yaşadınız, sahi?
Şu anlamda unutamadım. Ankara‘da, memleketimden çok uzaklarda okul hayatına başlıyorum, benimle birlikte arkadaşlarım var, parka gidiyoruz. Daha kural kaide nedir bilmiyoruz. Bize dediler ki, ayaklarınızı her akşam yatarken yıkayacaksınız, her gün dişlerinizi fırçalayacaksınız. Biz bunların birçoğunu bilmiyorduk. Şunları, şunları yapacaksınız ve saat 20:30‘da da yatacaksınız. Ben o zamana kadar hiç dişimi fırçalamamıştım. Köyde dişlerimiz ağrıdığı zaman bir berber Rasim vardı, o dişimizi çekerdi. Dişçi Rasim, berber Rasim‘di. Diş fırçasını ilk olarak yatılı okulda gördüm.
* Peki, Ankara‘da okul hayatınız nasıl geçti?
Okul hayatım başarılarla dolu geçti. İlkokulu okul birincisi olarak bitirdim. 1986‘da yine Ankara Beşevler Körler Ortaokulu‘na başladım. Bu arada köydeki ailemizle kabartma mektup dışında bir iletişime de sahip değiliz. 15 tatillerde köye gidebiliyoruz. Daktiloyu öğrenince normal yazı yazmaya başladım. 1989‘da ortaokuldan, 10 yıldır kırılamayan not ortalamasını tutturarak mezun oldum. Son iki sene Türkçe, Matematik dahil tüm ders notlarım 10 üzerinden 10 idi. Okul müdürü beni tebrik ederken "Hem çok güzel şiir okur, hem de yazar" derdi. Kitap konusunda açılan bir şiir yarışmasında Ankara‘da birinci oldum. Yine bir şiir okuma yarışmasında Ankara‘da birinci oldum, hiç unutmam kabartma saat hediye etmişlerdi. Ortaokulu ikinci olarak bitirdim. Kağan Meriç diye bir arkadaşım vardı;küçük bir farkla birinci Kağan Meriç oldu. 1989‘da Yıldıztepe Bağcılar Lisesi‘ne başladım. Bir törende 50 kıtaya yakın Atatürk Oratoryosu‘nu tek başıma okudum. Çok şaşırdılar. Bu arada Boşnak Katliamı başta olmak üzere, Karabağlar Zulmü ve çeşitli dünya olaylarına ilişkin tepki şiirleri yazmaya devam ettim. 1992‘de Lise‘den mezun oldum.
* Üniversiteyi nerede okudunuz?
Erzurum Atatürk Üniversitesi İlahiyat Fakültesi‘ne başladım. 1992-1997 yılları arasında üniversite hayatım bu ilde geçti. İlahiyat Fakültesi‘nden mezun olduktan sonra da 1998‘de Bağcılar Belediyesi santralinde işe başladım. Burada 4 ay çalıştım. Bu arada öğretmenliğe de başvuruda bulunmuştum. Tayinim çıkınca öğretmenliğe başladım. Halen de öğretmenliği sürdürüyorum.
* Siz yaşadınız... Görme engelli bir öğrenci hangi zorluklarla karşılaşır?
İlk ve ortaokulda herhangi bir zorlukla karşılaşmadık. Normal kendi yazınızla okuyorsunuz. Lisede zorluklar başladı. Örneğin kitap okumada zorluklar yaşadım. Yeğenim bana ders kitaplarını okurdu. İlkokul 3. Sınıfa giden yeğenim sayesinde Liseyi bitirdim. Dersleri derslerde dinleyerek ve not tutarak takip ettik. Günümüzde ise teknoloji çok ilerlediği için artık netbooklar kullanılıyor. Öğrenci sınıfa bilgisayarını götürüyor, öğretmen anlattığı zaman Word dosyasını açıyor, notlarını tutuyor. Ben üniversitede kasetle bu sorunu hallettim. Öğretmenin masasına koyuyordum teybi, öğretmenin anlattıklarını kaydediyordu. Öğretmen susunca teyp de duruyordu. Gazetecilerin kullandığı bu yöntemi ben 1993‘te keşfettim. Okuduğum İlahiyat Fakültesi yönetimi bana hiçbir şekilde yardımcı olmadı, hep kendi imkanlarımla yürüdüm. Kabartma Kur‘an-Kerim istedim almadılar. Benim önümü açacak, yardımcı olacak adımları atmaktan imtina ettiler, hep. Oraya normal öğrenci gibi gittim. Ama normal öğrenciler bir çalıştıysa ben iki çalıştım. Onlar gece uyuyorlardı ben uyumuyordum. İlahiyat Fakültesi‘nde dinleyerek Kur‘an-ı Kerim‘i ezberledim ve hafız oldum.
* Siz aynı zamanda hafızsınız, öyle mi?
Elhamdülillah, dinleye dinleye 6 ay gibi bir sürede hıfzettim Kur‘an-ı Kerim‘i. Kur‘an hocamız benim için, "Bir cüz bile ezberleyemezsin" demişti, 6 ay sonra karşısına geçtim ve 600 sayfayı okudum. Ama asıl hafızlık Kur‘an ayetlerini sadece beyinde tutmak değil hayatta yaşamaktır. Hafızlığın değeri orada anlaşılıyor. İlahiyat Fakültesi benim 5 yılımı aldı. Zorluğu yaşamayınca kolaylıklar da gelmiyor. Allah da öyle buyuruyor; "Muhakkak bir zorluğun ardından iki kolaylık vardır" diye. Çiğnemeden yemeği yutamıyoruz. Mideye gittiği zaman o enerjiye dönüşüyor.
* Sizin durumunuzda olan görme engelli öğrencilere tavsiyeleriniz var mı?
Bugünkü görme engelli gençlere tavsiyem şu: bugünkü gençler çok şanslı, ellerinde büyük imkanlar var. Bilgiyi edinecek her imkana sahipler. İnteraktif her şey var. Ama bugünkü gençlikte bizde olan bir şey yok, o da azim. İstek yok, kararlılık yok. Tahammül, sabır yok. 12 yıldır öğretmenim, gençlerde bu eksikleri görüyorum. O olmayınca başarı da gelmiyor. Günlük olayları kurtarıyoruz sadece. Eğitimde de öyle, her şeyimiz aynı şekilde. Gençlerin önlerinde muhteşem bir gelecek var. Geçmişin çok büyük sıkıntılı yokuşlarından geleceğin çok güzel düzlüklerine gidebilecekleri imkanları var, bu imkanları değerlendirsinler.
* Nasıl değerlendirmeliler, sizce?
Şu şekilde, artık bilgiye ulaşmak için çok uzaklara gitmeye gerek kalmadı. Bilgi kendi ayaklarına geliyor. Bir tuşla... Bunu değerlendirmek lazım. Başarının sırrı sabır ve azimdir. Biz zamanında başarmak için çok çalıştık. Geleceğe ışık tutanlar da başarılı olanlardır.
* Engelli bir insan toplumdan neler bekler. Siz nasıl bir beklenti içindesiniz, örneğin?
Bizim beklentimiz engelliye yönelik kanuni ve yapısal engellerin kaldırılması. Eşit şartlarda olduğunuz zaman birşeyler eksik kalıyor. Gerekli önlemleri aldıktan sonra eşitlenebilir, ancak. Mesela biz normallerle aynı sınavlara giriyoruz. Puanlama da aynı sistem içinde değerlendiriliyor. Ama bizim zamanımızda görme engellilere puanlama sistemi bile farklıydı. 15-20 puan kadar fazla veriliyordu, görme engellilere. Şu anda görme engelliler şekilli sorulardan muaf ama bu artı puanlar artık verilmiyor. Bizim zamanımızda sınavlarda bize yarım saat fazla süre veriliyordu gördüğüm kadarıyla bu da kalktı. Çünkü SBS‘ye giren görme engelli öğrenciler normal öğrencilerle aynı zamanda girip çıkıyorlar. Üniversite sınavına girecek öğrencilere sorular kabartmalı şekilde verilmeli, bu yeni yeni başladı ama yeterli değil.
Engellinin önündeki en büyük engellerden birisi de bankalarda karşılaşılan sorunlar. Ben bankaya gittiğimde , "Sen görme engellisin, görme engelli olduğun için ikinci bir şahit istiyoruz" deniliyor. Para çekmeye gittiğimde "Yok Hocam sen para çekemezsin" deniliyor. Ama mesela bankaya para yatırırken şahit istemiyorlar. Paramı bankaya rahat rahat yatırıyorum ama aynı parayı çekerken bu kez şahit istiyorlar. O zaman para yatırırken de şahit iste. Belki parayı eksik verdim. Onu istemiyor. Banka kendini garantiye alacak diye 2 şahiti şart koşuyor. Bir görme engelli para yatırdıktan sonra mahkemeye gitse "Ben daha fazla yatırmıştım" dese o zaman ne yapacaklar? O zaman para verirken de şahit isteme. Özürlüler Yasası‘nda ‘Bir görme engellinin imzası bir şahitle birlikte kabul edilir‘ diye bir madde yok. Özürlüler Yasası‘nın 50 maddesini okudum, çocukların evde bakım ücretinden tutun da birçok alana kadar çok yanlış yerlere çekildi.
* Görme engelli olarak en çok nerede sıkıntı çekiyorsunuz?
En çok sıkıntı çektiğimiz husus, bir yerden alışveriş yaptığımızda "Ben öğretmenim, kamu görevlisiyim" dememe rağmen, "Hocam görme engelli olduğunuz için bir şahit getirmeniz gerekir" diyorlar. Bu nasıl bir devlet ki normale farklı görme engelliye farklı bir tutum sergiliyor... O zaman benimle ilgili sözleşmeleri benim anlayabileceğim tarzda kabartmalı yazın, ben de okuyabileyim, imzalayayım, ya da interaktif olarak verin bana. Devlet kurumları bile hâlâ bu zihniyeti aşamadı.
* Başka nerelerde çıkıyor bu tür zorluklar karşınıza?
Notere bile gittiğimizde iki şahit istiyorlar. Normal ilkokul mezunu birisi notere gittiğinde o gördüğü için bir tane imza istiyorsun, üniversite mezunu öğretmen gidiyor, görme engelli olduğu için çift şahit istiyorsunuz. Ben isterim ki Avrupa‘da engellilere uygulanan sistem gelsin. Şu anda yeni yeni var, otobüslere bindiğimizde hangi durağa gelindiğini bildiren sesli cihazlar var, bu güzel. Ama diyelim ki durakta bir hattın otobüsünü bekliyorsunuz, aynı sesli sistem durakta da olsun. Otobüs gelirken 50 metre uzaktan hangi hat olduğu sesli olarak dile getirilsin. Hattın rakamını da söylese olur, biz zaten hat numaralarını biliyoruz. Böyle bir sistem uygulanırsa biz görme engelliler için çok ideal olur. Herkese hangi otobüs olduğunu sormak zorunda kalmamak için bu önemli. Okuma yazma bilmeyen bir kişi için de çok yararlı olur. Biz bütün bunları dile getirdik. Görme engelli milletvekili Lokman Ayva da çok uğraştı ama yeterli düzeye gelemedi.
Evde baba okulda öğretmen
* Görme engelli "baba"nın görme engelli çocuklarının dersine girmesi nasıl bir duygu?
Üç tane çocuğum var. Kızım Zeynep görme engelli değil. Yusuf‘la Ahmet görme engelliler. Genetiksel olduğu için böyle. Ama ikisi de çok zeki, derslerinde çok başarılılar. Maşallah bilgisayarı canavar gibi kullanıyorlar. Ahmet bu sene 6. Sınıfta, daha sosyalleşsin diye dersaneye gönderdik. Yusuf da 5. sınıfta. İkisi de Görme Engelli İlköğretim Okulu‘nda okuyorlar, benim görev yaptığım okulda. Bir görme engelli öğretmen babanın görme engelli çocuğunun derslerine girmesi çok farklı bir duygu. Hem veli hem öğretmen bu anlamda çok nadir. Çocuk derste öğretmenim diyecek eve gelince baba diyecek. Ara sıra bu roller karışıyor, tabii. Okulda baba, evde öğretmenim diyebiliyorlar. Öğretmenler odasına geliyor önce ‘baba‘ diyor sonra da ‘öğretmenim‘e çeviriyor. Böyle güzel anekdotlar da yaşanıyor. Bir öğretmenin kendi çocuklarının derslerine girmesi bana çok ilginç geliyor. Ama eğitim açısından daha verimli olması için, öğrencinin motivasyonunun düşmemesi anlamında bir babanın çocuklarının derslerine girmemesi lazım. Aynı okulda bile olmamak lazım mümkünse ama tabii şartlar böyle zorluyor. Ama ben yatılı okumanın ne demek olduğunu ve zorluklarını bildiğim için her zaman çocuklarımın yanında bulunmayı da arzu ediyorum.
* Son olarak gerçekleşmesini arzu ettiğiniz bir husus var mı?
Görme engelliler olarak, Engelliler Bakanlığı kurulmasını bu anlamda çok önemsiyoruz. Türkiye‘deki engellileri eğitecek, engellilerin sorunlarına eğilecek bir Bakanlık şart. Özel Eğitim Daire Başkanlığı var. Ama yeterli değil.





