Dayton girift bir antlaşmaydı ve bir nevi derin dondurucu vazifesi gördü. Bizim de müşahede ettiğimiz kadarıyla Bosna‘da sorunlar çözülmemiş sadece dondurulmuş. Eğer bir gün birileri bu derin dondurucunun fişini çekerse, buzlar tekrar  erir ve yeni bir karışıklık çıkabilir.

Srebrenica‘dan sonra da bir çok yeri ziyaret ettik. Özellikle Gorajde bizleri çok etkiledi. Gorajde; Drina nehrinin yanına kurulmuş, dört tarafı dağlarla çevrili bir şehir. "Gorajde de kimyasal silah kullanılmış haberiyle Türkiye‘de büyük bir infial uyandıran ve çeşitli şehirlerimizde "Gorajde yürüyüşü" adı altında yürüyüşler yapılan bir yer. Gorajde de kimyasal silah da kullanıldı ve şehre  günde ortalama dört bin mermi düştü. Bu yüzden  şehir bugün bir harabe görünümünde. Gorajde‘de Sırpların mevzilendiği dağları gezdik. Ve dağlara konulan uçaksavarları gördük. Evet, dağlarda uçaksavarlar vardı çünkü sivil halkı uçaksavarlarla yok etmeye çalışmışlardı. Savaştan sonra Gorajde‘ye gelen bir Sırbistanlı yetkilinin şu sözleri meşhurdur; "Burası mı sizin ele geçiremediğiniz Gorajde? Dağlardan taş atsaydınız alırdınız burayı." Ama değil taşlarla, uçaksavarlarla bile alamadılar Gorajde‘yi...

Bosna-Hersekte bugün sular durulmuş değil. Her ne kadar basında yer almasa da, bizlerin haberi olmasa da Bosna‘da soğuk savaş devam ediyor ve bu soğuk savaş, Allah korusun, her an sıcak çatışmalara dönüşebilir. İnşallah böyle bir şey olmaz ama olursa Sırpların ilk girecekleri yer kuvvetle muhtemel Gorajde‘dir. Onun için Gorajde‘ye büyük önem vermek gerekir.

Tarihi bir simge haline gelen Mostar

Bosna deyip de Mostar‘dan bahsetmemek elbette olmaz. Gezimizin altıncı günü Mostar‘a da gittik. Yüzyıllar boyu insanları Neretva nehrinden karşıya taşıyan, tarihe tanıklık eden, tarihi bir simge haline gelen ve bir Hırvat tankından çıkan mermi ile yorgun bir savaşçı gibi kendini sulara bırakan Mostar, savaştan sonraki yeni haliyle bizleri selamladı. Her şeye rağmen ayakta olduğunu ve öylece kalacağını haykırdı adeta. Mostar‘ ın bir tarafı Boşnakların, diğer tarafı ise Hırvatların kontrolünde. Mostar adeta bir sınır.

Ve şehit çocukları

Bosna-Hersek savaşında şehit edilen 200 binden fazla insanın çocuğu bugün, maalesef, çok kötü durumda. Bosna‘daki ekonomik yetersizliğin  ceremesi olarak işsizler. Savaş esnasında on yaşında olan çocuklar şimdi yirmi yaşındalar ve işe ihtiyaçları var. İş bulamadıkları için de Batı‘ya doğru göç ediyorlar. Halbuki Bosna‘nın nüfusa ihtiyacı var. Fakat nüfusu besleyecek ekonomik getirisi olmadığından işler karışıyor. Yalnızca onlar değil; Gaziler de çok kötü durumda. Çünkü cephede yan yana savaştıkları arkadaşları, şehadet şerbetini içmeden önce evlatlarını, onlara emanet etmişler. Zaten işi olmayan gazilerin aynı zamanda bakmakla yükümlü oldukları; bazen on, bazen on beş çocuk var. Bu girift durumdan kurtulabilmeleri için işe  ihtiyaçları var.

Bütün bunlara rağmen...

Boşnaklar yapıları itibari ile rahat insanlar. Savaş esnasında bile bu rahatlıklarını kaybetmediler. Gerçi, savaş döneminde  yaptıklarının bir çoğu bilinçli ve savaş psikolojisinde gerekli olan şeylerdi

Tarih boyunca  birbirine eş veya az farklı iki ordu arasında  savaşlar olmuştur. Ama hiçbiri Bosna savaşında olduğu gibi; ordusu bile olmayan bir ülkeye Avrupa‘nın en güçlü ordularından birinin saldırması şeklinde, korkunç olmamıştı. Böyle olmasına rağmen Bosnalılar hep savaşla dalga geçer gibiydiler. Mesela Saraybosna bombalanırken bile insanların Başçarşı‘da kravatla gezdiğini görmek mümkündü... Yine Başçarşı‘da gezerken gördüğüm hediyelik eşyalardan biri bu durumu  çok güzel açıklıyor. İnsanlar evlerine düşen uçaksavar mermilerini işleyip vazo yapmışlar ve içine çiçek koymuşlar. Savaşla ancak bu kadar dalga geçilebilir.

Son söz olarak

Bütün bunları ve daha fazlasını görüp 16 Temmuz Cumartesi günü Türkiye‘ye döndük. Fakat bütün bu gördüklerimiz birer hatıra olarak hafızalarımızda kalmamalı. Bizlere düşen görevler var. Bu görevlerin gereğini yapmak Bosna‘yı diğer Srebrenicalardan korumak için elzem. Bilindiği üzere Dayton girift bir antlaşmaydı ve bir nevi derin dondurucu vazifesi gördü. Bizim de müşahede ettiğimiz kadarıyla Bosna‘da sorunlar çözülmemiş sadece dondurulmuş. Eğer bir gün birileri bu derin dondurucunun fişini çekerse, buzlar tekrar erir ve yeni bir karışıklık çıkabilir. Böyle bir şey olursa Bosna‘nın ekonomik olarak güçlü olması çok önemli. Böyle bir şey olmasa bile halkın müreffeh bir hayat yaşayabilmesi, gazilerin ve şehit çocuklarının iaşelerini temin edebilmeleri  için, Bosna‘da ekonomik hayatın tekamül etmesi gerekir. Maalesef Bosna‘da doğru düzgün bir Türk şirketi, sermayesi yok. Hatta bazı alış-veriş merkezleri Sırp ve Hırvatların. Onun için Türkiyeli  müteşebbislerin Bosna‘ya gitmeleri ve yatırım yapmaları gerekir.

Unutmayalım; Bosna Doğu‘nun en Batısıdır ve İslâm‘ın Avrupa‘daki sancaktarıdır.

Muhabir: Haber Merkezi