Yüksek Öğretime Geçiş Sınavı‘na (YGS) düşen "şifreleme" gölgesi, 1.7 milyon öğrenciyi ve daha iyi bir gelecek adına imkânlarını çocuklarına seferber eden aileleri haklı bir endişeye yöneltti.
Üniversite sınavlarının yüksek öğretime geçişte doğru ve hakça bir yöntem olup olmadığı konusunda öteden beri süren tartışmaya, "soru yanlışları" dışında son dönemde "sınav güvenliği" sorunu da eklendiği için "sistem"i bütünüyle masaya yatırmak gerekiyor...
ÖSYM Başkanı Prof. Ali Demir, soru kitapçıklarının adaya özgü hazırlandığını, "şifreleme" iddialarının doğru olmadığını, dolayısıyla sınavın iptal edilmeyeceğini açıkladı. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı olayı soruşturuyor. Cumhurbaşkanı Gül, ÖSYM Başkanı‘nın açıklamalarını "tatmin edici" bulduğunu açıklasa da, bağımsız bir kurulun "şifreleme" iddiasını incelemesi isteniyor. Aileler bu kafa karışıklığı içinde çocuklarının "ikinci sınava" hazırlanmasını ve istedikleri üniversiteye girmelerini bekleyecekler. Bu tedirginliğin öğrencileri nasıl etkileyeceği de belirsiz. Bir haksızlığa uğramama duygusu, sınava giren 1.7 milyon öğrencinin ortak sorunudur.
Türkiye gibi genç nüfusunun istihdamında üniversitenin önemli bir rol oynadığı ülkede, üç saatlik sınava bağlanmış gelecekler ve olanaklarını çocuklarının eğitimine seferber eden aileler açısından her defasında "skandal" üreten bu sistemin yeniden yapılandırılmasında yarar var. Bu sistemi sömüren dershaneler de "yangına körükle gidiyorlar!" Seçime hazırlanan partiler, düzgün bir sınav yapmayı beceremeyen üniversiteler düzeniyle ilgili önerilerini topluma sunabilmeli. Ortada "kriminal" bir skandaldan daha köklü bir sorun var. Çözüm ne olacak?!
Derya Sazak MİLLİYET





