Terbiye nedir?
Çocuğun temelini oluşturan Ahsen‘i takvim olan fıtratındaki tertemiz ruhu ve benliği, maddi manevi bütün tehlikelerden koruyarak, nefis ve şeytanın kirlerinden arındırıp, kendini yaratan Rabbine hakkıyla kul, peygamberine ümmet, anne babasına verilen nimetlerin şükrünü hakkıyla eda eden hayırlı evlat, Hakkın emrinde, topluma faydalı, güzel bir ahlakla yetiştirmeye ve olgun bir hale getirmeye ‘terbiye‘ denir.
Yaradılıştan gelen ve zamanla geliştirilen kabiliyetlerini, yeteneklerini ve eğilimlerini iyiyi kötüden, güzeli çirkinden, faydalıyı zararlıdan ve Hakkı batıldan ayırabilecek şekilde düzenlemeye de yine terbiye denir.
İyi alışkanlıklarla, kötülükleri silme
Terbiye kısaca, sistemli olarak çocuğu etkileme, iyi alışkanlıklar vererek kötülükleri silme işidir. Etkileme ve iyi alışkanlıklarının verilmesine ne kadar erken başlanırsa sonuç o kadar mükemmel olur. Yazımızı okuyan kardeşlerimiz sakın geç kaldıklarını düşünmesinler. Çünkü zararın neresinden dönerlerse orada kar etmeye başlarlar.
Çocuk terbiyesiyle ilgili Hz. Ali diyor ki:
‘Çocuklarınızı, kendi bulunduğunuz zamandan başka zaman için hazırlayınız. Onları yaşayacakları zamana göre bilgilendiriniz. Siz kendi öz nefsinize ve aile fertlerinize iyiliği öğretin, onları bu terbiye üzerine yetiştirin. İnsan hangi durum üzerine büyürse, ihtiyarlığı da o alışkanlık haline göre olur. Çocuğunu küçükken iyi terbiye eden, büyüdüğünde ondan çok memnun kalır. İşlerin sonucunu düşünmeyen hiç şüphesiz neticede pişmanlık duyanlardan olur.‘
Deh dedin mi yürüdü mü at,
Tut dedin mi tuttu mu evlat,
Birde güzel huylu oldu mu avrat,
Ne işin var düğün evinde,
Düğün senin evinde,
Gir oyna çık oyna.
Deh dedin mi yürümedi mi at,
Tut dedin mi tutmadı mı evlat,
Birde çirkin huylu oldu mu avrat,
Ne işin var ölü evinde,
Ölü senin evinde
Gir ağla çık ağla.
Anne ve babaların, özelliklede babaların, iki cihan saadeti ve selameti, göz aydınlığı olacak evlatlarına bırakacakları en üstün miras güzel ahlak, iyi ve temiz arkadaş, dosdoğru bir terbiyedir.
Güzel kokudan bayılan adam
Adamın biri, gül sularının ve güzel kokuların yapılıp satıldığı bir çarşıdan geçerken düşüp bayılıvermiş. Çarşı esnafı koşuşup adamı ayıltmak için seferber olmuş. Kimi gülsuyu koklatmış, kimi misk-i amber. Fakat adam, tam kendine gelecekken, güzel kokuları aldıkça tekrar bayılıyormuş. Kimse ne yapacağını bilememiş.
O sırada, adamın kardeşi oradan geçiyormuş. Akıllı ve tecrübeli adam, ağabeyinin neden bayıldığını anlamış ve bir miktar deri bulup ona koklatmış. Şaşılacak şey, adam derinin kokusunu alır almaz kendine gelivermiş.
Orada bulunan herkes bu işe çok şaşırmış. Adamın kardeşi şu açıklamada bulunmuş:
"Bunda şaşılacak bir şey yok! Ağabeyim, ekmek parası için akşama kadar derilerle uğraşır. Deri işçisi olduğu için deri kokusuna alışıktır. Buradaki güzel kokular ona ağır geldiği için bayılmış; işte gördüğünüz gibi, derinin kokusunu alınca ayılıverdi."
Ahali, bu açıklamayı şaşkınlıkla dinlemiş. İçlerinden akıllı olanlar, ‘hastayı huyuna göre tedavi etmek ve herkesle anlayacağı dilden konuşmak gerektiği‘ sonuçlarını çıkarmışlar.
Terbiye konuşmakla değil icraatla olmalıdır
Çocuk terbiyesinde asıl olan konuşmak değil, fiiliyat ve icraattır. Yani örnek olmaktır. Örnek olmak, başkalarını özellikle de çocuklarımızı etkilemenin temel ve ana yolu değil, tek yoludur. Çocuklar eleştiriden çok, örneklere ihtiyaç duyarlar. (Albert Schweitzer)
Bir taraftan iyi örnek olarak, diğer taraftan kabiliyet ve eğilimleri geliştirirken yani çocuğun şahsına terbiye verilirken, aynı zamanda çocuğun sosyal gelişimiyle de ilgilenmek gerekir. Yani terbiye tek yönlü değil çok yönlü olmalıdır. Çünkü insan yaradılış itibariyle yalnız kalamaz. Toplum içinde çevresinde ki insanlarla doğumundan ölümüne kadar paylaşmak zorundadır.
Terbiyenin ilk hediyesi, bencillikten kurtuluştur
Sosyal gelişim noktasında terbiye verilen çocuk, öncelikle bencil olmaktan kurtulur. Kazandığı bu değerli özellikle topluma faydalı bir fert olur. Sosyal gelişimini tamamlayamamış olan çocuklar, özellikleri ne olursa olsun, kendilerini topluma ve toplumun kurallarına uyduramazlar.
Her zaman her yerde şahsi çıkarlarına bakarlar. Çünkü bencil olarak yetiştirilmişlerdir. Hatta bu bazen o kadar ileri gider ki, menfaatleri araya girdiği zaman, menfaatleri yararına her şeyi yapabilirler. Tabi ki bu öncelikle aile içinde şiddetli çatışmaya sonrasın da ise toplumsal kaosa kadar gider. Evet; öncelikle evlerimizde huzur, toplumda sükûnet istiyorsak her bir çocuğumuzun terbiyesiyle ayrı ayrı ve itinayla ilgilenelim.
Unutmayalım ki biz bildiklerimizi yapmaya çalışırsak Allah‘u Teâlâ bilmediklerimizi öğretir. Yazımız devam edecek. Allah yar ve yardımcınız olsun.




