Aslında bu soruyu çoğaltmak da çeşidini artırmak da mümkün... Biz herhangi bir futbolcu örneğinden meseleyi ele almaya çalışacağız.

Yoksa kötü sesli kadın bir şarkıcı mı, Hz. Fatıma mı diye de sorabilirdik. Süpermen‘in gözlerinden çıkan ışınlar, Hz. Ali‘nin, o büyük ejderhanın boynunu vurduğu kılıcını kırar mı diye de sormamız mümkün. Nasreddin Hoca‘nın ters bindiği -ters binmekle iyi ettiği- eşeği mi, Apollo uzay gemisi mi? Hangisi daha sahici?

Başlıktan ötürü, ‘ne alakası var‘ diyenler çıkacak mıdır bilmiyoruz ancak, biz yine de söyleyelim ki, sandığınızdan çok fazla alakası var. Hayır, öyle değil, dememizin kimseye faydası olmayacaktır. Bu yazıya Müslüman anne - babalar için bir özeleştiri olarak yaklaşmanızı tavsiye ediyoruz. "Eve dön, şarkıya dön,  kalbine dön" diyor şair. Eve dönmemiz gerektiğini uzun zamandır söylüyoruz. Eve dönmeyi, dışarının insanın nefsine hitap eden isteklerinden uzaklaşmak olarak anlıyoruz. Müslüman bir toplumun inşasında en önemli adımın ev olduğunu kabul etmemiz gerekir. Zira dışarıda, özellikle çocuklarımızı öğütmek ve onların ahlaklarını parçalamak üzere yüzlerce sebep kol geziyor. Anne - babaların, çocuklarına verebildiğinden daha fazlasını, dışarısı daha cazip şekilde verebiliyor. Bütün bu gerçekleri kabul etmeyenimiz yoktur.

Ancak mesele sadece bu değil. Ahlaki tahribatın boyutlarını kabul etmemiz, bir çözüm değil sadece bir tespittir. Tespihte de doksan dokuz taş vardır. Yani sorunu söylememiz çözümü sunmuyor bize.

Bizim sahici kahramanlarımız yok mu?

Bizim birbirinden heybetli, birbirinden muhteşem kahramanlarımız yok mu? Çocuklarımızın rüyalarını süsleyecek, ilgilerini çekecek onları hayretle kuşatacak güzel adamlarımız yok mu? Çocuklarımıza hayranlıkla hikâyelerini anlatacağımız, övgüyle bahsedeceğimiz cengâverlerimiz yok mu?

Elbette var! Tarih kitaplarımızın her satırı kahramanlarla örülmüştür. Tarihin o uzun sokağında, her köşe başını, türlü hayat hikâyelerine sahip ‘bizim adamlar‘ doldurmuştur. O bizim adamlar sayesinde, yüzyıllarca Batı‘da anneler, çocuklarını "Osmanlılar geliyor" diye uyutmuşlardır. Her türlü herkese faydamız var işte.

Bir kılıç darbesiyle en muhkem kalenin surlarını kâğıt gibi ikiye bölen süvariler kimin ordusundan maaş alırdı? Hollywood‘un çekmeye daha yeni cesaret ettiği, 100.000 kişiye karşı 3.000 kişilik savaş filmlerini, tarih boyunca yırtıp yırtıp kenara atan kimdi? Ordu komutanın, elinde dokuz kılıç parçaladığı savaş kimin tarihinde yazılır? ‘Esirlerin ellerini çözün‘ emrini hangi genelkurmay başkanı verebilir? Batı ordularını titreten yiğitler, hangi padişahın eteğini öpmek için huzura gelirlerdi?

Kahramanlık bizim adımızla başlar, tarihimizle devam eder. Kahramanlık kurumunu ihdas etmiş olan bir inancın, kahraman yetiştirememesi mümkün olabilir mi? Elbette hayır. Peki, sorun ne ki, bizim çocuklarımız kuru hikâyelerin peşinde sabahlıyorlar da bizim devasa savaşçılarımız onları ilgilendirmiyor.

Bana kütüphaneni söyle, sana çocuğunun karakterini söyleyeyim

Kırk yaşını devirdiğinde, kütüphanesini bir derneğe veya vâkıfa bağışlamayan insanların sayısı oldukça azaldı. Ümidini kaybedenlerin sayısı, ümidimizi kaybettirmemeli. Hz. Ali cenklerini okumamış çocuklar, plastik tabancalarla oyun oynuyorlar caddede. Devasa savaşçı, Halid bin Velid‘in ‘Kılıç kullanma teknikleri‘ kitabını basamayan yayınevleri, Robin Hood masallarını basmak için yarışıyor.

Hz. Fatıma‘nın ismini duymamış kızlar büyüyor artık. Bu bir sorun. Ama asıl sorun değil. Asıl sorun, Hz. Fatıma‘nın adından başka bir şey duymamış çocukların artık anne olacak kadar büyümesi. Kütüphanelerini, evde saçma sapan vitrinlere yer açmak için derneklere bağışlayan sözde babaların ortalığı doldurması.

Bu yazı, Halid bin Velid‘den dolayı değil de Ronaldo‘dan dolayı ilginizi çekmişse, bahsettiğimiz sıkıntılara siz de duçar olmuşsunuz demektir. Siz, bu yazıyı daha bir ilgiyle okuyun.

Hayrettin Paşa mı, Robin Hood mu?

Robin Hood dediğimizde, hemen herkesin zihninde aynı şey canlanır; "Kötülerden alıp, iyilere verir." Bu iyi bir şey mi? Biz Batılılarla aynı dili konuşmuyoruz ki, iyi ve kötü kavramlarına aynı anlamı yükleyelim. Robin Hood için, "Kötülerden alır" dedikleri şey, katıldığı Haçlı seferlerinde Müslüman ahaliden yağmaladığıdır. Kötülerden alırmış, hadi oradan yağmacı. "İyilere verir" dedikleri ise, kendisi gibi sürüngen haçlılara şarap parasıdır. Bu kadar çarptırılmış masalın yağmacı karakteri Robin Hood‘u, çocuklarımızın tamamı iyilik havarisi olarak biliyor. Çünkü babaları da öyle biliyor.

Hayrettin Paşa dediğimizde ise, çoğumuzun zihninde hiçbir şey canlanmaz. Biraz okumuşlarımız onu denizci olarak bilir. Hayrettin Paşa gibi bir kahramana yapılacak en büyük hakaret, ona denizci demektir. Denizci ne demek? Deniz varsa, denizin kendisidir Barbaros Hayrettin Paşa. Okyanustur. Zengin korsanlardan alıp, yoksul ahaliye dağıtmanın uluslar arası deniz sularındaki adıdır Hayrettin Paşa.

"Oturup dua ettim, akıl git başımdan"

Rasyonalizm dediğiniz şey, koskoca bir yalancılıktır. Ah şu iğfal edilmiş zihinler. Evet, doğrudur, Malkoçoğlu, tek bir okla üç kâfiri birden yere yıkabilir. Bunda şaşılacak ne var? Üstelik Batman gibi bir maskenin arkasına da saklanmaz. İşine efsane katmaz. Oklarını, tarih kitaplarına girmek için atmaz, mazlumlar için atar.

Evet doğrudur. Sanıldığının aksine Halid bin Velid, "Kılıç kullanma teknikleri" diye bir kitap yazmıştır. 3.000 kişilik ordusuyla 100.000 kişiyi hallaç pamuğu gibi darmadağın etmesi de bir film setinde değil, tarihin ortasında gerçekleşmiştir.

Hayrettin Paşa, "Kâfiri topa koyup deryaya attırdım" derken, abartma sanatını kullanmaz. Zaten bilmez de... Cami minarelerine nişan alıp, top atışıyla minareleri yıkan kâfir korsanları yakaladığında ufak bir sorgudan sonra, "görürsünüz top atışını" diyerek onları topa koyup denize fırlatmıştır.

Bizim hangi işimizi akıl izah edebilir ki, bugün bize rasyonel olmamız gerektiğini söylüyorlar? Bizim hangi işimiz, rasyonalizm denilen tuzağın çarklarında eriyebilir. Rasyonel olmamız gerektiğini söyleyenlere gülümseyelim. İbrahim Tenekeci‘nin dediği gibi, biz hep şöyle söyledik; "Oturup dua ettim, akıl git başımdan" Aklı önemseriz, akılcı olmayı reddederiz.

Televizyonları kapatıp, Halid bin Velid‘in atına atlayalım!

Devasa savaşçı Halid bin Velid‘in atının terkisinde bütün çocuklarımıza yer var. Hayrettin Paşa‘nın gemisi, hepimizi içine alacak kadar büyüktür. İş elbette anne - babalara düşüyor. Sadece onlara da değil, ilkokul öğretmenleri ne işe yarar? Yapmamız gereken oldukça basit, yüzlerce sahici kahraman arasından birkaç tanesini evimize misafir edeceğiz. Kız çocuklarına dantel öğretmekten daha önemli tek iş Hz. Fatıma‘yı öğretmektir. Onunla büyümeli, ona özenmeli, ona hayran olmalıdır. İdeal bir toplum, ideal örneklerle kurulmaz mı? 7- 8 yaşlarında rüyalarında Hz. Fatıma‘yı görecek şekilde büyütmek gerekir onları.

Çocuğunuza plastik tabanca aldığınızda bir de Hayrettin Paşa‘nın hatıralarını alacaksınız. Hz. Ali cenkleriyle büyümeyen çocukların hepsi yarın korkak sünepeler olup çıkmıyorlar mı? Hepsi ucuz çikletlerden çıkan sahte kahramanların büyüsüne kapılıp da yoldan çıkmıyorlar mı?

Aslında, dünyanın bütün çocuklarına, anne ve babalarını şikâyet etmek gerekir. İlk hamleyi yapmadıkları için televizyonla büyüyor bütün çocuklar. İlk hamle öyle televizyonun düğmesini falan kapatmak değil, televizyonu tamamıyla yok etmek. Ondan kurtulduktan sonra aile olmaya başlayabiliriz. Sonrasını yukarıda yazdık zaten.

Muhabir: Haber Merkezi