Prof. Dr. Numan Kurtulmuş‘un Genel Başkanlığı‘nda büyük bir ivme yakalayan Saadet Partisi, il ve ilçelerde gerçekleştirdiği kritik değişikliklerle önemli hamleler yapıyor.
Yeni İl Başkanı Mustafa Çetin, teşkilata yeni bir heyecan getirdi. Önümüzdeki aylarda il kongresini yapmaya hazırlanan Çetin ile; hedeflerini, Saadet‘teki değişimi, AKP‘ye giden oyların nasıl geri alınacağını, ekonomiyi, halkın durumunu, demokratik açılım ve başörtüsü yasağını konuştuk. İşte Ankara‘nın yeni Başkanı Mustafa Çetin ile yaptığımız röportajın detayları:
Saadet Partisi‘nde değişim devam ediyor. Bu çerçevede, siz Ankara‘nın yeni başkanı oldunuz. Bu değişim neyi ifade ediyor?
Siyaset; bütün dünyada değişirken, Türkiye‘de de değişiyor. Bazı formülleri, yeni pozisyonlara göre formatlamak gerekiyor. Biz bunu Numan Bey‘in Genel Başkan olması sürecinde en güzel şekilde yaptık. Genel Başkanımız Numan Kurtulmuş ile Saadet Partisi yeniden formatlandı. Ana görüşümüzde, Milli Görüş‘ümüzde bir şey değişmedi. Ama günün ve çağın şartlarına uygun, yeni bir formatla, yeni bir söylemle, yeni bir Saadet Partisi gündeme geldi. Şahsım adına Ankara il başkanı olarak buna çok seviniyorum.
Saadet‘teki bu değişim, yerel seçimde toplumda olumlu bir yankı buldu. Bu ilgi şu anda ne durumda?
Saadet Partisi, Numan Kurtulmuş Bey ile değişik kesimlerde, değişik görüşlerde, değişik kişilerde farklı bir yankı buldu. Numan Bey‘i bir kere dinleyen, gören veya duyan şunu söylüyor: Numan Bey bu işi yapar. İyi bir siyasetçi ve güvenilir bir devlet adamıdır. Ben bunu çok önemsiyorum; Siyasi partilerde, önce tabanın tutması lazım. Numan Bey ile birlikte Saadet Partisi, tabanda gerekli yeri aldı.
Saadet Partisi, ciddi bir alternatif haline gelecek mi?
Şu andaki mevcut yelpaze uygun mudur değil midir bunu zaman gösterecek. Siyaset çok uzun soluklu bir iş. Bugün buyuz, yarın şuyuz demekten ziyade, önce tabanınızın olması gerekir. Biz de, 40 yıl önce Milli Görüş ile atılmıştır. Ama biz, bu tabanın siyasi yelpazede zayıfladığını görüyorduk. Ama şimdi, tekrar güçlü bir şekilde, siyasi zeminde Saadet Partisi tekrar çok geniş taban oluşturdu. Bu, bizim geleceğimiz açısından çok önemlidir. Zaten sayın Genel Başkanımız çok değişik yerlerde yaptığı konuşmalarda, Milli Görüş çizgisindeki olayları, en son Kızılcahamam‘daki eğitim seminerinde olmak üzere, 11 ana başlık altında formatlıyor. Toplumda yankı bulan 2 maddesi vardır: Birisi 40 yıl önce söylediğimiz gibi milli ve maneviyatçı topluluk. İkincisi de medeniyet.
Kokuşmuş medeniyetin peşine düştüler
AKP‘ye gidenler ‘batı karşısında medeniyetimiz mağlup oldu‘ demişti. Sizin görüşünüz ne?
Mevcut hükümetin ve siyasilerin bir yenilmişlik psikolojisi var. Medeniyetimiz yenilmiştir dediler. Saadet Partisi olarak, kesinlikle buna katılmıyoruz. Bizim medeniyetimiz, dünya tarihinden bu yana, en üstün medeniyettir. Güçlüyü değil, hakkı esas alan tek hak medeniyettir. Mevcut iktidar da batı medeniyeti dedikleri yenilmiş bir medeniyetin, kokuşmuş bir medeniyetin peşine düştü. Teknolojik olarak geri kalmışlığın nedeni, medeniyetimiz değil, medeniyetimizi temsil eden insan zaafıdır. Bizim medeniyetimizi ve İslam‘ı yaşayamayışımızdır. Biz ne zaman İslamiyeti ve medeniyetimizi özümsersek, o kadar ilerleriz. İşte bu gerçeği herkese anlatmak zorundayız. Bu da yine Türkiye‘den doğacaktır. Bunun öncülüğünü de inşallah Saadet Partisi yapacaktır.
Peki, Ankara bunun neresinde?
Tam göbeğinde. Çünkü Başkent. Malum İstanbul‘dan sonra Ankara‘da da bu değişiklik yapıldı. Nasip olursa, 3 ay içerisinde Ankara‘da il kongremiz olacak. Ankaramıza, Genel Başkanımıza ve partimize yakışır şekilde, muhteşem bir kongre yapmayı planlıyoruz. 25 ilçemiz var. Şu anda hepsi faal olarak çalışıyor. Bunları daha aktif ve Saadet Partisi‘ne yakışır bir teşkilat haline nasıl getiririz, onun çalışmasını yapacağız. Kongreden sonra, daha canlı ve diri şekilde çalışmaya devam edeceğiz.
Ankara il yönetimindeki bu değişiklik, teşkilatlara sinerji verecek mi?
Ankara, İstanbul‘dan sonra Türkiye‘nin en büyük metropol kenti. Taşra ilçelerle birlikte, 5 milyona yaklaşan bir nüfusu var. Ve Başkent olması hasebiyle, önemli bir özelliği var. Genel Merkezlerin burada olması da önemli. Çok şükür Ankara‘yı teslim aldığımızda teşkilatlarımızı çalışır halde bulduk. Bundan dolayı geçmiş başkanımıza ve teşkilatlarımıza hassaten teşekkür etmek istiyorum. Ama yeterli mi? Değil. Onu için mevcut teşkilatlarımızı daha aktif ve faal hale getirmeyi planlıyoruz. Çünkü genel merkez ve iller, teşkilatlarıyla kaimdir. Bunlar ne kadar diri ve hareketli olursa, merkezler o kadar güçlü ve hareketli demektir.
Bundan sonra teşkilatlarda bir değişiklik olacak mı?
Kesinlikle. Siyasette bir yapı var. Sadece Türkiye değil dünyadaki siyaset, lidere göre yönleniyor. Liderler, alt kadroları kendilerine göre belirliyorlar. Sistemini, ona göre kuruyor. Teşkilatlar ve alt kadro da, tamamen lidere göre hareket ediyor. Onun yapısına göre, şekilleniyor. Şunu söylemek istiyorum; Bizim çok daha aktif ve aksiyoner sistemimiz var. Toplantı yapmak için toplantı yapmıyorum. Saatlerce bir şeyi tartışmanın manası yok. Bizim toplantılarımız tamamen proje ve icraata dönük olacak. Ve günün teknolojisinden maksimum şekilde istifade edeceğiz. Herkesin bir görevi olacak. Her sefer, aylık ve haftalık projelerimiz var. Herkes buna uymak zorunda. Görevi devralalı, 3 hafta oldu. Oldukça ciddi adımlar attık.
Hedefiniz var mı?
Evet. Oldukça çok. Genel Başkanımızın Kızılcahamam‘da söylediği bir cümle vardır: Şu anda teşkilatlarımız bizden geride. Bu sözüyle, bize bütün mesajı verdi. Biz de aldık. Halbuki, tam tersine bizim Genel merkezin önünde olmamız lazım. Bu nedenle, hemen yan kuruluşlarımızla irtibata geçtik. Bu kuruluşların, genel merkez ve Ankara il teşkilatlarıyla, bir araya geldik. Çok verimli toplantılar yaptık. İyi bir diyalog kuruldu. Ve şu sözü aldık; Siyaseten bizim bir çizgimiz var. Bu çizgimizi de, temsil eden siyasi partimiz, Saadet Partisi‘dir. Bundan dolayı, Ankara‘da il başkanlığımıza destek vermeye hazırız.
Derviş gitti, Şimşek geldi
Saadet Partisi, AKP‘ye içi dolu muhalefet yapıyor. Size göre kriz öncesi ve sonrası ekonomik tablo nasıl?
Malum, 2010 yılı bütçesi yapıldı. Tamamen yamalı bohça ve bir borç bütçesi. Rakamlardan birkaç örnek vermek istiyorum. Faize, 56,7 milyar dolar ödenecek. 2002 yılından bu yana ekonomide isimler değişti ama zihniyet değişmedi. O gün Kemal Derviş vardı bugün Mehmet Şimşek geldi. IMF aynen duruyor. Türkiye şu anda kapitalist zihniyetin, dünyadaki kurgusuna veznedarlık yapıyor. Niye bunu söylüyoruz? Geçen sene faize ödediğimiz 50,46 milyar dolardan dolayı bunu söylüyoruz.
İnanılmaz bir rakam. Neler yapılabilirdi bu parayla?
Bu parayla çok şey yapılabilirdi. Sayın Başbakan‘ın bizzat kendisinin açıkladığı, işçi emeklilerine yapılan zam. Emeklilere 1 yıllık zammın toplam maliyeti, 3,8 milyar dolar. Yani ödedikleri faizin yaklaşık onda biri. Sonra ciddi bir iş yapıldı diye çıkıp ortalıkta feveran edildi. Faize ödenen 50 milyar dolar bir yana çok özel zam diye açıklanan 3,8 milyar dolar bir yana. Bu 50 milyar dolar, yetimden, fakirden, fukaradan toplanmış birilerine peşkeş çekilmiştir. Biz onların yaptığını, yapmayacağız. Bu ülkenin parasını, birilerine peşkeş çekmeyeceğiz. Ayrıca bu ülkede yüzde 16‘ya yakın işsiz var. Bu işsizleri siz devlet adına istihdam etseniz, sigortasını yapıp, asgari ücrete bağlasanız, bu faizin yarısı kadar para etmiyor. Bu, ülkede devrim demektir. 2 yıl faiz ödemezseniz, 100 milyar doların üzerinde kaynak ediyor. Bu kaynak, ülkenin abad olması demektir.
Hükümetin ekonomik göstergeleri ve krizin teğet geçtiğine ilişkin açıklamalarını nasıl buluyorsunuz?
İktidara göre, Türkiye‘de her şey güllük gülistanlık. Ancak Türkiye‘de üretim durdu. TÜİK‘in rakamlarına göre, işsizlik rekor kırıyor. Türkiye‘nin lokomotifi olan inşaat sektörü, tamamen durdu. Bu sektör durduğu zaman, Türkiye‘nin belkemiği kırılır. Şu anda kırıldı. Ecevit döneminde, küçülme eksi 18 olunca kıyametler kopmuştu, 2009‘un ikinci çeyreğinde, eksi 21 küçüldük. 2009 ortalaması ise eksi 19. Bu rakamlar karşısında, medya ve halk nasıl bir tepki verdi? Her şey ortada. Bir de şu çok önemli. Ecevit dönemindeki küçülme ve yaşanan sıkıntı, sadece maddi planda idi. Psikolojik değildi. Bu hükümet gidici, yeni bir hükümet gelir, yolumuza devam ederiz dedi. İnsanlar ümitsizliğe kapılmadı. Kendilerini bırakmadılar. Ama şimdiye bakıyoruz. İnşaatta küçülme -20‘lerde, işsizlik yüzde 16‘da iken, esnaf, sanayici bu iş herhalde düzelmeyecek diyor. Psikolojik bir çöküntü var. -21‘lerdeki küçülme, psikolojik olarak -50‘lere çıktı. Sitelere ve OSTİM‘e gidin, yüzlerce boş bina, dükkân var. İnsanlar, psikolojik olarak bu işin bittiğini söylüyorlar.
İnsanımız, kendi gibi gördüğü insana ihanet etmez
Aslında Saadet Partisi‘nin işi kolay. Mevcut ekonomik durumu halkla iç içe olduğunuzda herkes kabul ediyor. Ama seçim zamanı oya yansımıyor. Neden?
Bir örnekle bunu anlatayım. 2001‘de Ecevit hükümetinden dolayı, Siteler, OSTİM esnafı cumhuriyet tarihinde ilk defa yürüdü. Esnaf, muhafazakârdır devletine bağlıdır. Başkaldırmaz. Ama yürüdü. Niye? Can boğazına gelmişti. Aynı Siteler, OSTİM şimdi, Ecevit döneminden 10 kat daha kötü. Ekonomi diye bir şey kalmamış, insanlar dükkânlarını kapatmışlar, yüzlerce boş dükkân var. Peki, niye itiraz etmiyor? Niye yürümüyor? İşte burada çok özel bir konu. İnsanımız, kendi gibi gördüğü insana ihanet etmez. Hep, kendi gibi görür. AKP hükümeti bugüne kadar mazlum rolüyle iktidar oldu. Hala insanların sadece gördüğü tek bir şey var: Başındaki insanların kendine benzemiş olması. İhanet etmek istemiyorum diyor.
Bunlar Mirasyedi
Ak Partinin oy oranları tartışılıyor. Ak Parti‘deki tabanın büyük bölümünün Milli Görüş‘ten gittiği bir gerçek. Önümüzdeki dönemde bu tabanı geri almak için ne yapacaksınız?
Bunlar, ciddi bir mirasyedi. Bizim adımıza, bizimmiş gibi değerlerimizden uzak bir politikayla mirasımızı yediler. Bu mirasın vebalini nasıl ödeyecekler, onu düşünmek bile istemiyorum. 7 yıldır bu mirasın üzerine kondular. Bizim orada çok ciddi bir oy tabanımız var. Sadece onu almakla kalmayacağız. Genel başkanımızın gelişi, AKP‘nin dışında başka siyasi partilerde de çok geniş yankı buldu. Tabanımızın dışında, diğer partilerden oy alacağız. Biliyorsunuz içişleri bakanı, genel başkanımızı ziyarete geldiğinde; Mecliste kavgayla gürültüyle değil proje ile çözün diye bir rapor halinde görüşlerimizi sunduk. Hakikaten o dosyayı incelediğimizde, Türkiye cumhuriyetinin yapısına uygun, harika çözümler olduğunu görüyorsunuz. Ben bir şeye seviniyorum. Önceden bazı programlarla yola çıkmış bir genel başkanımız var. Kürt açılımı başlatıldığında, projesini hazırlamış, bunu kitapçık haline getirmiş. İşte bu Saadet Partisi‘nin ülke siyaseti için örnek bir çalışmasıdır.
AKP, iktidara geldiğinde, beklentilerden birisi başörtüsü yasağının kaldırılmasıydı. Anayasa değişikliğinden sonra bu iş rafa kalktı. Ama sorun ortada. On binlerce mağdur var. Birçok üniversite öğrencisi perukla derslere giriyor. Bu sorun nasıl çözülecek?
Bu acı, beni direkt ilgilendiriyor. Çünkü kızım başörtüsü yüzünden Kıbrıs‘ta okuyor. Yakın Doğu Üniversitesi‘nde başörtüsü serbest, 5 yıldır orada okuyor. Dolayısıyla, bunun mağdurlarından birisi de benim. O acıyı, yüreğimde hissediyorum. Benim imkanım vardı, gönderdim. Çoğu kardeşimiz, imkânı olmadığı için bu sorunla uğraşıyor. 7 yıldır, Milli Görüş‘ten farklı çizgide oldukları, bundan iyi nasıl anlatılır? Millet, bu iktidara Anayasayı değiştirecek, Meclis çoğunluğu verdi. Ama beceremediler. 7 yıldır başörtüsü yasağı, inançlar ve değerlerin önündeki yasaklar ve engellerin kaldırılmasıyla ilgili hangi düzenlemeyi yaptılar? Yapamıyoruz, Cumhurbaşkanı itiraz ediyor diyordunuz. Buyrun, artık cumhurbaşkanı var. Anayasal çoğunluk, diyordunuz; MHP, bu konuda destek vereceğini söyledi. Hep bahane. Niye? Bu iktidar koltuğunun nasıl hazırlandığını biliyoruz. Size o koltuğu veren, rüzgârı üfleyen, onları yapmanıza müsaade etmez de, ondan. Kendi gücünüzle, Milli Görüş gömleğini çıkarmadan geleceksiniz. O zaman ancak kendi ideallerinize göre, bir şey yapabilirsiniz.
Kendi dilinden Mustafa Çetin
1962 Bolu-Gerede doğumluyum. Ama Ankara‘da büyüdüm ve ikamet ediyorum. İnşaat mühendisiyim. Serbest çalışıyorum. Proje, yapı denetimi ve müteahhitlikle uğraşıyorum.
2000 yılından bu yana, Tüm İnşaat Müteahhitleri Derneği‘nin (TİMDER), genel başkanlığını yürütüyorum.
Siyasete 1976 yılında; ortaokul döneminde Siteler‘de MTTB‘de girdim. O gün bugündür, Milli Görüş‘ün içindeyiz. Buna da çok şükrediyorum.
Düşüncelerimizin ve ideallerimizin doğrultusunda, bir çizginin içindeyiz. Bizim dünya ve ahiret görüşümüzü yansıtan, bu hareketin içinde olmaktan, büyük gurur duyuyorum.
Üniversite yıllarında, Teoman Rıza Güneri ile aynı üniversiteye gittik. O, okul ağabeyimizdi. Okul içerisindeki faaliyetlerimiz, onunla birlikte devam etti.
Üniversite bittikten sonra, Ankara‘ya tekrar dönüp TEKDER‘de görev aldım. 7 yıl başkan yardımcılığı yaptım. TEKDER‘in, en parlak dönemleriydi. 40 tane şube ve 30 bin üyesi vardı. Mühendis odaları, o zaman bizimle istişare ederdi.
1997 yılında RP kapatıldıktan sonra, Fazilet Partisi‘nin kurucusu olarak görev aldım. İsmail Alptekin genel başkan iken, teşkilattan sorumlu genel başkan yardımcılığı görevinde bulundum. Daha sonra Recai Bey‘in genel başkanlığı döneminde, teşkilat başkan yardımcılığı görevini sürdürdüm. 10 yıl süresince de, Fazilet ve Saadet‘te, GİK Üyeliği, Teşkilat Başkan Yardımcılığı ve en son dönemde genel sekreter yardımcılığı görevlerinde bulundum.
5 ay önce de Ankara il müfettişliği görevine getirildim. Bu süreç devam ederken, Ankara il başkanı olarak atandık. Şu anda, görevimizin başındayız.





