Devlet doğrudan gelir ve kurumlar vergisini toplayamadığı için fatura yine vatandaşa çıkıyor ve vatandaş günlük kullanımda pek çok mal ve hizmet için yüksek tutarlarda vergi ödüyor.
Vergi, Anayasa'nın 73. Maddesine göre "herkesin mali gücüne göre" toplanmalıdır. Ama ne yazık ki vergi sistemimiz Anayasa'yı ihlal ediyor. Bugün Türkiye'den bahsedilirken vergi vermeyenler için 'vergi cenneti', verenler açısından ise 'vergi cehennemi' tabiri kullanılıyor. Devlet, kayıt dışından vergi alamayınca kayıt altına aldığı ve tabiri caizse 'kümesteki kaz' gibi görünen vergi mükelleflerine ve sabit gelirli vatandaşa yükleniyor. Sürekli olarak onları yoluyor. Ne varki, vergi oranları sürekli yükseldiği için, artık eldeki kazlarda da tüy kalmadığı için şimdi derileri yüzülüyor ve yaban sürülerine katılan kazların sayısı her geçen gün artıyor. Ancak kazların tüylerini yolarak yaban sürelerine yeni kazlar kazandırmaya niyetli 'kümese yeni kaz koyma' girişimlerinden vazgeçmiyorlar. İstanbul Vergi Dairesi Başkanı Mehmet Koç, geçtiğimiz günlerdeki bir açıklamasında bakın neler söylüyor: "İstanbul'da şu anda 300 bin gayrimenkul sermaye iradı mükellefi bulunuyor ve rakamı 400 bine çıkarmayı hedefliyoruz. Bu, kümese yeni kaz koyma projesidir" Ne diyelim, hadi hayırlısı!
Aslında 'vergi' ve 'kaz' sözcükleri tarih boyunca ve çokça beraber kullanılmış. Fransa Kralı 14. Louis'nin Maliye Bakanı Jean-Baptiste Colbert daha o zamanlar, 'Vergi alma sanatının canlı bir kazdan en az bağırttırarak en fazla tüy yolma işi' olduğunu söylemiş. Bu benzetme bizim için de doğru; çünkü, Türkiye'de vergi veren, kaderine razı ve önüne getirilen her vergiyi sessizce kabullenmektedir. İşte o yüzden Türkiye'deki vergilerin yüzde 70'inden fazlası dolaylı olarak tahsil edilmektedir. Adeta günlük hayatın her anından vergi alınmaktadır. Yani devlet her tür vergiyi 'yakaladığından' almaktadır.
Vergi, baskı aracı olarak kullanılıyor
Vatandaşlar, elektriğin düğmesini, suyun musluğunu açtığında, kaloriferini yaktığında, telefonla konuşmaya, ekmek yemeye, su içmeye başladığı andan itibaren dolaylı vergi de ödemeye başlamaktadır. Elbetteki devletin en önemli geliri vergidir. Eğer devlet gerektiği kadar vergi toplayamazsa bütçe açık verir. Bu açıkları kapatmak için de yüksek faizlerle borçlanır. O halde yapılması gereken nedir? Öncelikli olarak vergiyi tabana yaymaktır; vergi kaçırmayanları bu adaletsiz vergiler karşısında 'bu vatanı ben mi kurtaracağım' demesine mahal bıraktırmamaktır, vergi kaçırmanın değişik yollarından birini kullanıp kaçakçılar taifesine katılmasını önlemektir. Peki Türkiye'de böylesine bir çaba var mı?
İşte Boğaziçi Üniversitesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Ünal Zenginobuz'un başkanlığında, Prof. Dr. Fikrat Adaman, Doç. Dr. Fatoş Gökçen ile Çağrı Savcı ve Emre Tokgöz'den oluşan ekibin yaptığı 'Vergi-Temsiliyet ve Demokrasi' araştırması Türkiye'de gelir vergisi ile tüketim vergilerine dair çok ilginç bulgular içeriyor. Haziran-Temmuz 2009'da 2400 kişiyle yapılan anketin sonuçlarını ortaya koyan bu araştırma, yüksek vergiler, vergi toplamadaki adaletsizlik ve gerçek temsiliyet eksikliğinin hayat tarzlarımızı nasıl etkilediğini açıkça ortaya koyuyor. En temel gerçek şu ki, Türkiye'de dört milyon vergi mükellefi var. Türkiye'de gelirin yüzde 25'e yakını vergi olarak toplanıyor. Bu İsveç gibi ülkelerde yüzde 50 oranında, Türkiye'de ise tam tersine vergilerin yüzde 70'i dolaylı vergilerden toplanıyor. Mesele tam da burada başlıyor. Çünkü en fakir yüzde 5'lik kesimin vergi yükü, en zengin yüzde 5'lik kesimin vergi yükünden iki kat fazla. Bu da dolaylı verginin çarpıklığını açıkça ortaya koyuyor. Araştırmanın dikkat çeken önemli ayrıntılardan birisi ise şöyle: Dolaylı vergilerin toplam vergiler içindeki payı itibariyle Türkiye, Meksika ile birlikte en yüksek orana sahip.
Prof. Dr. Ünal Zenginobuz, parlamentoların bütçeden ve vergi yasalarından daha önemli çok az faaliyeti olduğu tespitini yaparak, "Vergi o kadar hayati bir konu ki, vergilerle oluşan bütçenin her yıl parlamentodan onay alması şart. Hükûmetler, yasal dayanak olmadan vergi salamıyor. Her verginin mutlaka yasal bir altyapısı olması gerekiyor. Örneğin genelge çıkararak vergi konulamıyor. Vatandaşın devletten hesap sorma hakkını kazandığı noktada da, zaten demokrasi başlıyor." değerlendirmesinde bulunuyor. Türkiye örneğine gelindiğinde ise vergi ve demokrasi ilişkisinde epey mesafe alınmasına rağmen hâlâ ciddi sorunlar yaşanıyor. Çünkü Türkiye'de cumhuriyetin kuruluşundan bu yana, devletin vergi politikaları, vatandaşa karşı bir zorbalık anlayışı ile birlikte götürülmüş. CHP döneminde sadece nakdi değil, ayni vergilerin de bizzat jandarma gözetiminde toplanması, vergiyi vatandaş nezdinde bir korku unsuru hâline getirmiş. O bakımdan Türkiye'de, 'vergimi veriyorum, hesabını da sorarım' anlayışının yerleşmesi biraz zaman istiyor.
Vergi veren sayısı düşüyor, oran artıyor
Araştırmaya göre vatandaşların yüzde 40'ı vergi için "Ülkenin, devletin kalkınması için yapılan zorunlu bir ödeme" tanımı yapıyor. Bu cevabı yüzde 30 ile 'vatandaşlık görevi' tanımı izliyor. Buna karşın, yüzde 15'lik bir kesim vergiyi negatif etkileri üzerinden tanımlıyor. Türkiye'de vergi toplama oranı çok yüksek değil. Millî gelirin yüzde 25'i vergilerden elde ediliyor. Bu oranın içinde SSK primleri de var. 1995'ten bu yana devletin vergi gelirleri yüzde 6-7 oranında artmış. Yani yüzde 18'lerden yüzde 25'e çıkmış. Bu artış ise daha ziyade tüketim vergisi ile sağlanmış. Son yıllarda vergi gelirlerini artırmış olmakla birlikte Türkiye dünyada en az vergi toplayabilen ülkelerin başında geliyor. OECD ortalaması yüzde 35- 36 civarında. Avrupa Birliği ortalaması ise yüzde 40. Dünyada en fazla vergi geliri elde eden iki ülke ise İsveç ve Danimarka. Bu iki ülkenin oranı yüzde 50'ye yaklaşıyor. Gelirler ve kârlardan alınan vergilere bakıldığında ise Türkiye yine OECD ülkeleri arasında, Meksika'dan sonra en düşük orana sahip. Türkiye'nin Gayrisafi Millî Hasılası'nın sadece yüzde 6'sı gelir vergisinden oluşuyor. Kısacası hükûmetler işletmelerden, sanayiden yani para kazanan zenginlerden çok sınırlı vergi alabiliyor.
Günde 1 paket içene yılda 2 bin tl vergi
Gelir vergilerinin bu kadar düşük oranlarda kalması, bütçe açığını kapatmak için dolaylı vergileri yani tüketim vergilerini gündeme getiriyor. Türkiye'de dolaylı vergiler KDV, ÖTV ve ÖİV adları altında tahsil ediliyor. Ülkedeki toplam ÖTV gelirinin yüzde 57'si petrol ve doğalgaz ürünlerinden geliyor. Zenginobuz'un araştırmasındaki bir tablo tiryakilerin devlet kasasına nasıl katkı yaptığını da ortaya koyuyor. Paketi 4 TL olan sigaradan içen tiryaki, paket başına 3 TL 26 kuruş vergi ödüyor. Günde bir paket içtiği hesabıyla ayda ödediği vergi küsuratları atarsak 98 TL, bir yılda ödediği vergi 1174 TL. Paketi 7 TL olan sigaradan, günde 1 paket içen tiryakinin paket başına ödediği vergi 5.48 TL, aylık ödediği vergi 164 TL, yıllık ödediği vergi ise 1973 TL.
30 liralık konuşmaya 20 lira vergi
Cep ve sabit telefonlarda da KDV ve Özel İletişim Vergisi vatandaşın belini büküyor. Bu ay ödemesi yapılacak bir sabit telefonda kullanım ücreti 1,33 lira, fatura tutarı ise 17,10 lira olarak hesaplanıyor. Söz konusu abonenin faturasında aylık ücret 11,15 lira, diğer ücretler de 0,38 lira şeklinde yer alıyor. Bu faturanın KDV tutarı 2,31 lira, Özel İletişim Vergisi tutarı da 1,93 lira olarak tespit ediliyor. Bu şekilde 1,33 liralık konuşma yapılan fatura için vatandaşın cebinden 4,24 lira vergi çıkıyor.Cep telefonları faturalarında da ödenen paranın büyük bir kısmının vergi olarak devlete gittiği görülüyor. Aylık 31 liralık konuşma yapan bir tüketici vergiler eklendikten sonra bu konuşma için 51 lira ödemek zorunda kalıyor. Yani 30 liralık konuşma için 20 lira vergi ödeniyor.
Benzinden, doğalgazın 90 katı vergi alınıyor
Türkiye akaryakıt ürünleri üzerindeki vergi yüküyle Avrupa'da birinciliği elinde tutarken Özel Tüketim Vergisi'ne (ÖTV) yapılan son zamla bu durumunu pekiştirdi. Petrol Sanayi Derneği'nin (PETDER), akaryakıt sektöründeki vergi sorununa yönelik çalışmasına göre, üstelik 2009 yılının kriz etkisiyle geçmesi ve tüketimin gerilemiş olmasına rağmen, enerji ürünleri içerisindeki vergi gelirlerinin yüzde 85'i akaryakıt ürünlerinden karşılandı. Benzinden doğalgazın 90 katı dolaylı vergi alınırken 2007'den bu yana doğalgazda ÖTV hiç artmadı, benzinde yüzde 36 artış yaşandı. Vatandaş geçen yıl akaryakıtta verdiği 36 milyar TL'lik dolaylı vergiyle 2003 yılına kıyasla 15 milyar TL daha fazla vergi ödemiş oldu. Bu rakamın yapılan yeni yıl zammıyla bu yıl daha da artması bekleniyor. Bugün itibariyle kurşunsuz benzinin satış fiyatının yüzde 67,07'sini, motorinin yüzde 58,16'sını, gaz yağının yüzde 46,16'sını, otogazın da yüzde 79,79'unu vergiler oluşturuyor.
Vergiler yüzde 10'da sabitlenmeli ve peşin vergi kaldırılmalıdır
Prof. Dr. Atilla Yayla, vergi meselesini incelediği bir yazısında şu ifadeleri kullanarak bir öneride bulunuyor: Bazı vergilerin toplumsal hayata yararlı olduğuna kuşku yoktur. Ancak vergilemenin zararları da vardır. Bugün vergileme her yönüyle teşvik edilir ve vergilemenin faydaları sıralanırken, vergilerin maliyeti ve toplumsal refaha verdiği zarar gözden kaçırılmaktadır. Ücretle çalışmayıp kendi işini kuran ve ayakta kalmaya çalışan her müteşebbis vergi kâbusları görmektedir. Özellikle küçük ölçekli işletmeler varlıklarının, kazançlarının ve enerjilerinin önemli bir bölümünü vergileme mevzuatıyla, vergilendirilme işlemleriyle baş etmek ve vergilerini aksatmadan ödemek için sarf etmek zorundadır. Ağırlaşan mevzuat, vergilendirilecekler arasında ayrımcılık yapılmasına sebep olmaktadır.
Büyük firmalar bir taraftan "vergiden kaçınmak" için birinci sınıf uzmanlar istihdam etmekte, diğer taraftan istisna ve teşviklerle verir göründüğünden daha fazlasını almaktadır. Böylece altta kalanın canı çıkmaktadır. Hayatı boyunca tasarruf yaparak bir iki evle geleceğini rahatlatmak için yatırım yapan ev sahipleri Maliye'nin son "kazlarıdır". Maliye şimdi bu insanların boğazını sıkmaktadır. Nitekim, İstanbul'a yeni atanan vergi müdürü, "kümese yüz bin yeni kaz sokacağız" diyerek kiralık ev sahiplerinin kaderinin ne olacağını açıklamıştır. Zaman zaman devlet terörü boyutlarına ulaşan bu vergileme zihniyeti ve vergileme ilkeleri değişmelidir. Bunun en iyi yolu, Gelir Vergisi, Kurumlar Vergisi ve KDV'yi yüzde 10 oranında sabitlemektir. Bu vergilerin yüzde 10'u aşamayacağı anayasal hükme bağlanmalı ve bütün istisnalar kaldırılmalıdır. Düz vergi dediğimiz bu yol, bazı Avrupa ülkelerinde kullanılmış ve başarılı olmuştur.
AB'de halk ayağa çoktan kalkmıştı
Vergi Denetmenleri Derneği Başkanı Aykut Güleç, dolaylı vergilerin oranının yüksek kayıt dışılığa sahip ekonomilere has çözüm yolu olarak görüldüğünü söyleyerek, şöyle konuştu: "Şu an hükümetin 50 milyar TL düzeyinde bir bütçe açığı var. Bunu kapamanın yolunu da sürekli vergileri artırmakta buluyor. Yüksek kayıt dışılığa sahip bir ekonomide oluşan gelir açığı, dolaylı vergilere yüklenilmek suretiyle giderilmeye çalışılıyor. Ancak, bu durum adaletsizliğe yol açtığından, orta vadede önlem alınmadığında sosyal barışı bozucu etki oluşturuyor. Arka arkaya gelen zamlarla vatandaşın beli ciddi şekilde büküldü. Kimsenin ödediği bu yüksek vergilerden şikayetçi olmaması da ilginç. AB'de halk bu düzeyde vergi ödese ayağa kalkardı."
Güleç, dolaylı vergiler üzerine kurulu bir sistemin vergi adaletini bozduğunu, vatandaşı vergi kaçırmaya yönlendirdiğini belirterek, "Aynı zamanda gelir dağılımının adaletli olmasını engelliyor. Bu adaletsizlikte vatandaşlarımızı, kayıtdışı ekonomiye itmek riskiyle karşı karşıya bırakıyor. Kayıtdışı ekonomi kayıtlı ekonominin rakibidir, dolayısıyla da haksız rekabete yol açmaktadır." ifadelerini kullanıyor.
Bir otomobile 6 farklı vergi
Türkiye'de bir otomobile sadece satış aşamasında 6 farklı vergi uygulanıyor; KDV, Taşıt Alım Vergisi (TAV), Ek TAV, Çevre Vergisi, Özel İşlem Vergisi ve Eğitime Katkı Payı bir otomobilin temel fiyatını yüzde 51 ile yüzde 86 oranında yükseltiyor. Lüks otomobil sayılmayan ve bu yıl aralık ayı sonuna kadar yüzde 8'lik vergi indirimi uygulanan 1600 cc motor hacimli otomobillerde, Türkiye'de kendine en yakın ülke olan İsveç'e göre iki kat vergi uygulanıyor. Türkiye'de otomobillere uygulanan yüzde 26 ya da yüzde 40 oranındaki KDV ise Norveç ve İsviçre dışındaki tüm Avrupa ülkelerinden daha yüksek. Yılda iki kere alınan Motorlu Taşıtlar Vergisi (MTV) ise ağırlık ve yaş özelliklerine göre tahsil ediliyor.1600 motor hacimli bir otomobilin vergi öncesi 30 bin 221 lira olan fiyatı, vergi sonrası 49 bin 600 liraya yükseliyor. Bu otomobil için vatandaş 11 bin 181,9 lira ÖTV, 7 bin 452,6 lira KDV ödüyor. 324 liralık Motorlu Taşıtlar Vergisi de (MTV) dahil edildiğinde, söz konusu araçtaki toplam vergi miktarı 18 bin 958,5 liraya ulaşıyor. Böylece, bu aracın satış fiyatının yüzde 38,2'si vergi olarak devlete aktarılıyor.
Sermayeden vergi almama kararlığı sürüyor
2010 yılında da AK Parti hükümeti, büyük sermayeden vergi almama kararlılığını yine sürdürüyor. Gelir Vergisi'nden 42 milyar 927 milyon lira gelir elde etmeyi hedefleyen hükümetin holding sahipleri, doktor, avukat gibi serbest meslek erbabı, faiz geliri elde edenler ve diğer beyannameli gelir vergisi mükelleflerinin ödemesini beklediği vergi tutarı 2 milyar 283 milyon lira düzeyinde. 2010 yılı içinde toplanması öngörülen kurumlar vergisi tutarı da 20 milyar 71 milyon lira olarak belirlendi. Buna karşılık, devlet sadece akaryakıt ürünleri ve doğal gaz kullanımıyla vatandaştan 30 milyar 695 milyon lira Özel Tüketim Vergisi (ÖTV) almayı planlıyor.


Bu yazı
Bu yazıya ait yorumları RSS ile takip etmek için
Kaynak: Analiz Necmettin Çakmak / Türkiye
Etiketler:



