Anayasa değişikliği ile ilgili görüşmeler sürerken sorunun küçük düzenlemelerle giderilemeyeceği anlaşıldı. Devletin yapısal unsurları demokratikleşmedikçe, temel hak ve özgürlüklerin hayata geçirilmesi sadece bir hayal.

Bu elbise dar geliyor

Bitlis Barosu Başkanı Mezher Yürek, Türkiye‘de yıllardır yaşanan tıkanıklığın açılması için Anayasa değişikliğini fırsat olarak gördüğünü söyledi.

Türkiye‘deki siyasi, toplumsal ve yapısal sorunların temelinde 1982 Anayasası‘nın yattığını belirten Yürek, "Anayasa bu topluma artık dar gelmektedir. Anlamsız korkulara dikkat çeken, kendi halkının olası taleplerinden korkan bir anayasa ile ülkenin yönetilmesi mümkün değildir." dedi.  Anayasanın, bireysel hakları kısıtlayıcı, devlet mekanizmasını elinde bulunduran güçlerin iktidarını ayakta tutan maddelerle kuşatıldığını kaydeden Yürek, farklılıkları zararlı gören anayasanın 21‘inci yüzyıl Türkiye‘sine yakışmadığını ifade etti. Mezher Yürek, "Bu nedenle yapılan değişiklikleri olumlu ancak eksiklikler de var. 30 maddelik bir paket yerine anayasanın tümünün değiştirilmesi gündeme getirilmeliydi. Ancak yaşananlar ışığında bir milat olarak kabul edilmesi gerektiğine inandığımız değişiklik paketine toplumun her kesiminin destek vermesi gereklidir." şeklinde konuştu.

Bürokrasiye dayanan demokrasi!

Demokrat Yargı Derneği Eş Başkanı Doç. Dr. Osman Can, devletin yapısal unsurları demokratikleşmediği sürece temel hak ve özgürlüklerin hayata geçme imkânının olmadığını söyledi. Bu organların başında Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) ile yargının geldiğini vurgulayan Can, "Bu iki kurumu demokratik bir standarda kavuşturmadığımız müddetçe temel hak ve özgürlükler konusunda Anayasa‘ya bin beş yüz madde de konulsa hiçbir anlam ifade etmez." dedi.

Yargı sisteminin demokratik bir yapıya sahip olmadığının altını çizen Can, Türkiye demokrasisinin Prusya‘daki gibi bürokrasiye dayandığını savundu. Bu anlayışa göre bürokrasinin kendisini devletin sahibi olarak gördüğünü anlatan Can, Türk hukuk sisteminin babası sayılan Mahmut Esat Bozkurt‘un ‘ırkçı ve faşit‘ düşüncelerden beslendiğine değindi. Aynı zamanda Ankara‘da mülkiyelileri de eğiten Bozkurt‘un Türk yargısını biçimlendiren isimlerin başında geldiğini hatırlatan Can, şöyle devam etti: "Türk yargı sistemini konuşulurken Mahmut Esat Bozkurt anılmadan geçilemez. Peki ‘2001 yılında Bozkurt kimdir?‘ diye bir soru soralım. Parlamentoda bir çalışma yapılıyor. İki milletvekili, insanların genelinin kabul ettiği bir dine hakaret ettiği gerekçesiyle Bozkurt tarafından yazılan Medeni Kanunu‘nun giriş kısmının değiştirilmesini teklif eder. Bu tartışmalar sonunda bu iki milletvekilleri aleyhine dava açılır. Ve bu kişiler Bozkurt‘un kızı ile torununa yüklü miktarda para cezası ödemek zorunda kalır."

"Süreç Şemdinli Davası ile başladı; başka kesintiler de olabilir"

Vatandaşın haklı dinamiklerini karşılayabilme dirayetini gösteremeyen partilerin silineceğine de dikkat çeken Can, şunları kaydetti: "Bu aynı zamanda devlet organlarıyla toplum arasında ciddi bir çatışmanın başladığı anlamına gelir. Yargı anlanında Şemdinli davası ile başladı. Erzurum savcıları olayı ile devam ediyor. Şimdi Ergenekon savcıları vbÖ Bir taraftan kesilmesine alışkın olabiliriz, ama yarın başka bir taraftan da kesilebilir. Çünkü sistem bu şekilde kurulmuş. Ankara‘da sitem kendisine bakar ve bunu düzenler. Kendisi ile çatışan kim varsa onları belli ölçüde kesmeye odaklanmış bir sistemdir. O yüzden yargıyı öyle bir noktaya getirmek zorundayız ki -Yargıtay, Danıştay, HSYK- herkese orada bir yansıma bulabilsin, adalet beklentilerini karşılayabilsin. Hiçbir siyasi düşünce yargıya egemen olmasın."

"Hukuk sistemi dokunulur hale geldikçe, bize dokunulur oldu"

Türkİye‘de ‘hukuk üstün ve egemen‘ görüldükçe sorunların arttığını dile getiren Can, "Hukuk sistemi dokunulmaz hale geldikçe biz dokunulur hale geldik. Bizim özgürlüklerimiz işleyemez, konuşamaz ve düşünemez hale geldik. Demek hukuk ile siyaset arasındaki ilişki Türkiye de alışa gelmiş şekilde değildir. Demokratik siyasetin ürünü olmayan bir hukuk aslında hukuk değildir" değerlendirmesini yaptı.

"Türk Milleti hakimlere ne zaman yetki verdi?"

Egemenliğin halka dayandığını ifade eden Doç. Dr. Can, yasama, yürütme ve yargı erklerinin yapısı üzerinde de durdu. Türkiye‘nin her yerinde olduğu gibi Ankara‘daki hakimlerin de yargı yetkisini kullandığını dile getiren Can, "Peki Türk milleti o somut şahıslara yargı yetkisini kullanabilme direktifini ne zaman verdi? İşte bir türlü cevabı bulunmayan soru budur. Anayasa‘da yazılıyor olması yetmiyor. Doğrudan doğruya bir yetkilenme gerekiyor. Kuruldaki çalışan insanların da yetkileri silsile şeklinde halka dayanması lazım. Türkiye işlemeyen bu husus tam tersine batıda istisnasız çalışıyor. Batıda yargının demokratik iradeye dayanması ihtiyacı o kadar normaldir ki tartışmaya gerek kalmıyor. Ama Türkiye ‘de temel sorun budur" şeklinde konuştu.

Ülkenin artık bu yargı anlayışını taşıyamadığını belirten Doç. Dr. Osman Can, insanların kendi içinde çoğulculuğu ve siyasi dengeyi bulmaya başladığını ifade etti. "Tek problem Ankara‘daki egemenlerin halen bu gerçeğin farkında olmamasıdır." diye devam eden Can, toplumun taleplerinin farklılaştığını vurguladı.

"Yargı Sistemi, İdeolojik biçimde inşa edilmiş"

Türkiye‘de tarihsel olarak ideolojik biçimde inşa edilmiş bir yargı üst sisteminin varlığına işaret eden Can, bu sistemin bütün adliyeleri kontrol edebildiğini söyledi. Can, şunları söyledi: "Sizin devletle ideolojik olarak çatıştığınız bir yerde adliyeye başvurduğunuz zaman adaleti bulabilme ihtimaliniz ne kadardır?  İdeolojik olarak Ankara‘daki siyasetle çatışabilen bir talebiniz olduğu zaman adaleti bulma şansınız çok düşüktür. Bu adliyede çalışanların kötülüğünden değildir. Fakat o talebi haklı kılacak bir karar verdiğinde Ankara‘da alacağı tepkileri biliyordur. Türkiye‘de sistem böyle kurulduğu için yargı bağımsızlığı bu ideolojik biçimi devam ettirmenin gerekçesi olarak kullanılıyor."

"Yüksek yargı siyasetçi gibi"

Elazığ‘da Okuryazar Düşünce Topluluğu tarafından "Son anayasa değişikliklerinin getireceği yenilikler" konulu panel düzenledi. Öğretmenevindeki panelde konuşan Anayasa Hukuk Profesörü Fazıl Hüsnü Erdem, Türkiye?de 16 yıldır anayasada çeşitli değişiklikler yapıldığını, fakat hiçbirinde bu kadar şiddetli tepkilerle karşılaşılmadığını söyledi. Bugüne kadar anayasanın 16 kez değiştirildiğine dikkat çeken Prof. Dr. Erdem, ancak hiçbirinde bu kadar şiddetli bir muhalefetin gösterilmediğine dikkat çekti. Erdem, "Hiçbirinde yüksek yargı mensupları siyasetçiler gibi, muhalefet partisini temsil eden bir siyasetçi edasıyla kamuoyunun karşına çıkıp konuşmadı. Hükümeti ya da parlamentoyu uyarıcı mahiyette konuşmalar yapmadı. Bugün bu muhalefetin temel sebebi bu vesayetçi sistemin değişiminden ya da değişecek olmasından duyulan korkudur. Çünkü ilk kez yüksek yargı organlarının oluşumuna ilişkin bir değişiklik öngörülüyor." dedi. Türkiye‘de demokratik siyaset üzerinde vesayetçi sistemin olduğunu savunan Fazıl Erdem, hazırlanan anayasa paketinin bu durumu ortadan kaldıracağını ileri sürdü. Anayasaların, insan ömrü gibi geçici olduğunu dile getiren Erdem, zamanın değişimlerine paralel anayasaların da değişebileceğini aktardı. Fazıl Hüsnü Erdem, "Zamanın değişimine bağlı olarak hukuk kuralları da değişir. Neden? Çünkü toplum değişiyor." şeklinde konuştu.

Muhabir: Haber Merkezi