Pazar günü ‘postmodern darbe‘nin yıldönümü ilginç gösterilerle hatırlandı; aslında kutlandı da denebilir.

28 Şubat sürecinin bin yıl süreceğini ilan eden bir genelkurmay başkanının sözlerinden mülhem olarak postmodern darbenin bittiği ilan edildi. Sanki 28 Şubat günlerinde "bu sefer de sivil inisiyatif yapsın" diyenlere nazire olmak üzere sivil toplum örgütleri meydanlara çıkıp sürecin sonunu ilan ettiler. İronik olan şu ki; ne süreci taşıyan sivil inisiyatif ne de askerlerdi sonu ilan edenler. Sürecin mağduru kesimlerdi alanlardan bunu haykıranlar.

28 Şubat‘ın bittiğine inanmak isteyenleri haklı çıkaracak, aynı zamanda bin yılın sonunu ilan etmelerini mümkün kılan şey "hükümet darbesi teknikleri" açısından bir işin bitmiş olduğunu varsaymalarıdır. Teknik olarak bakıldığında darbe planları yapanların mahkemelere sevk edildiği, yüzeysel bir demokrasinin yaşandığı bir atmosferde cumhuriyet mitingleri kadar kalabalık olamayan kitlelerin ‘muhayyel milenymu‘un bitişini ilan etmesi de az şey olmasa gerek. Malum sürecin bitip bitmediğine bu tür göstergelere bakarak karar vermenin kıyasıya aldatıcı olacağını düşünüyorum. Belki şu acıtıcı soruyu sorarak başlamalı: Sahi, 28 Şubat kime karşı yapılmıştı?..

28 Şubat‘ın muhayyel düşmanı o zamanki iktidar değildi. O zamanki iktidarın uzantılarıyla bir şekilde uzlaşabileceklerini zaman gösterdi. Önemli olan postmodern darbenin muhataplarının, içi tam dolu olmasa bile, dillendirdiği iddialarının hayatiyetini koruyup korumamasıdır. Türkiye‘de her çeşidiyle ‘İslamcılık‘lar henüz alternatif üretecek bir söylem geliştiremeseler bile bir iddia sahibi oldu her zaman.

Bu süreç, bugünün insanı için zamanın ruhuna hitap edecek bir dil ve alternatif geliştirme iddiasını taşıyan, bu ülkeye varlık imkanı sunan tecrübenin, geri çekilmeye zorlanması operasyon muydu? İddialarının geçerliliğinden kuşkuya düşmüş oluşumlar siyaseten kazansa da toplumun ufkunu açacak siyasi, fikri hayatı kuşatacak alternatif geliştirme cesaretini kendilerinde bulamazlar. Bir zamanlar halkçılık iddialarını terk ettikleri oranda sisteme kabul edilmeleri şeklinde solun başına gelenler gibi, 28 Şubat‘a muhatap olanlar da İslamcılık iddialarını terk ettikleri oranda sistem içinde yer edindiler. Artık biat edip etmemeleri söz konusu değildir. Kendileri olarak siyaset ve toplum sahnesinde yer almaktan vaz geçmişleridir çünkü.  Diğer taraftan, yüreklerini kuşanarak meydanlara koşanlar var olduğu sürece tepede ne olup bittiğinin fazlaca anlamı kanlıyor. Onlar "iş başına" gelmeseler de taleplerini, hakikati tanığı olarak bu ülkenin umudu olamaya devam edeceklerinden kuşkum yok.

Muhabir: Haber Merkezi