Hikâyesiyle izleyicisinin yüreğine dokunan ve barındırdığı ilgi çekici detaylarla jürinin ve halkın beğenisini kazanan Uzak İhtimal‘in yönetmeni Mahmut Fazıl Coşkun‘la film hakkında çıkartılan spekülasyonları, yapım aşamasını ve bolca aldığı ödülleri konuştuk. Verdiği samimi ve içten cevaplarla birçok konuya açıklık getirirken,  seyirciye bu tür filmlerinin devamının geleceğini müjdeledi.

Filminiz Uzak İhtimal‘de diğer aşk filmlerine nazaran daha sade bir dil kullanmışsınız. Senaryo da oldukça ilgi çekici,  peki bu hikâyeyi nasıl oluşturdunuz?

Hikaye bir gün benim aklıma geldi diyebilirim. Ama hikâyeden çok nasıl anlattığınız önemlidir o yüzden uzun bir senaryo yazım süreci oldu. Hikâyeyi geliştirmek için ilk yazar dostum Tarık Tufan‘a teklif götürdüm o da kabul etti. Hemen çok güzel bir sinopsis yazdı. Birlikte çalışmaya başlamıştık. İkimizin de ciddi bir senaryo tecrübesi yoktu. Bunun için bazı senaryo gruplarında çalışmış ve dizilerde asistanlık yapmış olan Bektaş Topaloğlu‘yla da konuştuk. Kendisi tamam dedi ve onu da aramıza aldık. Kısa süre sonra İsmail Kılıçarslan da katıldı bize. Sonra Bektaş, Sıla dizisinde çalışmak üzere izin alarak ve kendi isteğiyle ayrıldı. Ardından Görkem Yeltan aramıza katıldı. Görkem‘in katılmasıyla her şey daha berraklaştı ve kısa zamanda tamamlayabildik.

Peki sorun ne zaman ve nasıl çıktı?

Sonradan biz sanki Bektaş Topaloğlu‘nun senaryosunu çalmışız ya da parasını vermemişiz gibi tavır sergilendi. Hatta bize senaryo grubuna sonradan katılan Görkem Yeltan‘ın çıkarılması ve kendi isminin en üste yazılması şeklinde şartlar öne sürüldü. Ben de haklı olarak isimleri en çok emeği geçen sıraya göre yazarım direnişinde bulundum. Zaten sonradan bu meseleler çözülsün diyerek hepimizin güvendiği ortak bir hakem belirlendi. Bu da Sırrı Süreyya Önder‘di. Oturduk ve Sırrı Süreyya Önder, Bektaş Topaloğlu‘na ‘sen bu filmi gördün mü ve bu senaryo senin mi?‘ diye sordu. O da filmi gördüğünü ve senaryonun kendine ait olmadığını söyledi. Tüm bunlara Sırrı Süreyya Önder şahittir.

Belgeselle kurgu film arasındaki fark

Filmin oyuncu kadrosuna baktığımızda oyuncuların daha önce yoğun bir sinema geçmişi olmamasına rağmen kaliteli bir oyunculuk çıkardıklarına şahit oluyoruz. Oyuncu seçimini nasıl gerçekleştirdiniz. Bir de müezzin rolündeki Nadir Sarıbacak‘ın bu rol için alt yapısı var mıydı?

Görkem Yeltan‘i bir arkadaş tavsiye etti. Aslında Nadir Sarıbacak‘ı da bir arkadaş tavsiye etti. Biz rahibe rolü için başkasıyla görüşmedik. Lakin müezzin rolü için başka oyuncularla da irtibata geçtik. Nadir tiyatro oyuncusudur. Bu anlamda da birçok oyunda kendini ispatlamıştır. Müezzin rolü için alt yapısı olmasa da film için iki ay boyunca bir müezzin tarafından çalıştırıldı. Görkem Yeltan da zaten uzun süredir film ve dizilerde oyunculuk yapıyordu.

‘Uzak İhtimal‘ sizin ilk uzun metrajlı filminiz. Daha önce Aliya, Yaşamak (Cahit Zarifoğlu) ve Komünist (Garaudy) isimli belgesellere imza attınız. Belgeselle film arasındaki farkı ve iki türe bakış açınızı nasıl açıklıyorsunuz. Hangisi daha eğlenceli ya da daha zor?

Ben Bilgi Üniversitesi‘nde sinema mastırı için şu tezi yazacaktım. Belgeselle kurgu film arasında bir fark yoktur. Kurgu film dediğimiz, aslında doneleri gerçek hayattan devşirilerek yapılıyor. Aslında suni ortamda tekrar üretiliyor. Gerçeğe ne kadar yakın yaparsanız o kadar takdir görüyor. Sanatın malzemesi yaşadığımız gerçek hayattır. Belgeselde de bir hikâye anlatıyorsunuz ve onları birbirine bağlıyorsunuz. Sizin seçtiğiniz yerler hikâyeyi oluşturuyor. Bu filmde konu, hayali de olsa gerçek hayattan çıkan bir sonuç. Benim yaptığım belgeseller televizyonlara yapılmış biyografi belgeselleriydi. Fakat ufak ufak hikâyeler serpiştirildiğinden diğer belgeseller gibi değildi. Zorluk konusuna geldiğimizde ise belgesel bana çok daha zor geldi. Çünkü belgeselde işin büyük kısmı sizin kontrolünüz dışında oluyor. Hâlbuki kurgu filmde kontrol sizdedir. Siz ne düşünüyorsanız onu yaparsanız ve tamamen becerinizle alakalıdır. Belgeselde ise birisiyle röportaj yaparsanız ve sizin istediğiniz cevapları vermeyebilir ya da hikâye çıkmayabilir.

‘Uzak İhtimal‘ din olgusunu barındırsa da bunu seyirciye bağırmadan anlatıyor. Daha önce de sinemamızda din olgusunu içeren filmleri seyrettik. O filmlerle sizin filminiz arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz. Ya da o filmleri siz nasıl yorumluyorsunuz.

Ben bunun dönemle ilgili olduğunu düşünüyorum. Aynı zamanda bu tür filmlerin Yeşilçam sinemasıyla bağlantılı olduğunu görüyorum. Yeşilçam sinemasının kendine has bir dili ve estetiği vardı. O filmlerde özellikle de 60‘lı yıllardan ya da 70‘lı yıllardan önce dindar karakterler son derece üçkâğıtçı ve klişe tipler olarak çizilirdi. Bu durum dindar kesimi rencide ediyordu. Buna bir tepki olarak da sonradan ‘Beyaz Sinema‘ diyeceğimiz bir akım ortaya çıktı. Bu filmlerde kullanılan dil ve estetik Yeşilçam filmleriyle aynı olsa da içerikleri farklıydı. 2000‘lerde ise sinema anlayışı değişerek,  ticari sinema dediğimiz yolda yürümeye başladı. Bunların haricinde alternatif sinema arayışı hâlâ sürerken bizim filmimizi bu duruma örnek verebileceğimizi söyleyebilirim. Bizden önce ise Takva‘yı gösterebilirim.

Bu kadar ilgi beklemiyorduk

Filmde müezzinin imam rolündeki karaktere eş adayı olduğunu söylese de gayri Müslim olduğunu saklıyor. Bir seyirci olarak ben merak ettim peki siz imamın vereceği tepkiyi neden göstermediniz.

Sohbet esnasında gelişen bir diyalogdu ve müezzin o konuşmadan sıkılmıştı. Kurtulmak için bir şeyler söylemek zorunda kalıyor ve konuşmasına mecburen devam ediyordu. Zaten sır da oradaydı. Filmin gizli bir gerilimi diyebiliriz. Söylemiş olsaydı belki de bir anlam ifade etmeyecekti.

Filminiz dışarıda ve içeride birçok ödüle layık görüldü. Seyirci de filminizi benimsedi. Siz bu denli ödül ve ilgiyi bekliyor muydunuz ve bundan sonra nasıl bir yol izleyeceksiniz?

Aslında bu denli ilgiyi beklemiyorduk. Bunu, kendi yaptığımız işe güvenmiyorduk anlamında söylemiyorum. Sadece fazla bir beklentiye girip de kendimizi şartlamamıştık. Daha çok iyi bir film yapmak için yola çıktık. Ne gişe, ne de ödül hesabı yaptık. Emin de değildik aslında, film gişede mi daha iyi yol alır, yoksa ödüllerde mi? Bir de bu film sadece benim değil, başkalarının da ilk filmi olduğu için nelerle karşılaşacağınızı kavrayamıyorduk. Ödül meselesi biraz da jürilerle ilgili diyebilirim. Film onların hoşuna gidiyor ve ödül veriyorlar.

Hollywood sineması malumunuz olduğu üzere sinema sektöründe kendini ispatlamış durumda. Fakat son dönemde Hollywood‘a rakip olamasa da Güney Amerika‘da Arjantin, Meksika, Avrupa‘nın bazı ülkeleri ve İran sinemasında kayda değer gelişmelere şahit oluyoruz. Peki Türk sinemasının gelişimini nasıl buluyorsunu?

Amerika‘ya gidip de bir videocuya girdiğinizde orada raflar halinde bölümlere rastlarsınız. Aksiyon, korku, komedi vb. gibi. Bir de dünya sineması diye bir reyon vardır. Orada Latin Amerika, İran ya da diğer ülke filmlerini görebiliriz. Onlardan çıkan bir komedi filmini kendi komedi bölümüne koymazlar. Dolayısıyla dünya sineması denilen şey Hollywood sineması bakışıyla şekillendirilmiştir. Şu an dünya sineması diye bir şey var.  Bunun da her ülkenin kendi dinamiklerine, kültürel taraflarına yaslanan sinema dilinden bahsedebiliriz. Türk sineması dediğimizde ise böyle bir sinema dili olduğunu söyleyemeyiz. Yeşilçam dinamiği vardır ki o da Hollywood sinemasını taklit etmekten öteye gidememiştir. Bu durumu bütçeyle ya da başka durumlarla da açıklayabiliriz. Bir de bizim ‘sanat sineması‘ dediğimiz bir akım var. Bunları Türk sinemasında dilini arayanlara örnek olarak gösterebiliriz. Başarılı, başarısız örnekler çıkıyor. Daha yakın gelecekte de ben çıkacağı inancına sahibim.

Bu denli başarının bir de getirisi olmalı. Peki bundan sonrası için ne düşünüyorsunuz. Aklınızda yeni proje var mı. Varsa da bu hangi tür olacak?

Bundan sonra da yine benzer bir sinema filmi yapmak istiyorum. Tür olarak daha belli olmasa da üzerinde çalıştığımız bir proje var. Lakin konuşmak için henüz çok erken olduğunu düşünüyorum.

Bilim kurgu çekmek isterim

Filmin hikâyesinin sizin başınızdan geçmediğini biliyorum. Peki böyle bir hikayeye şahit oldunuz mu? Ya da hikâyenin bir yaşanmışlığı var mı?

Şöyle bir şey var. Roger Garaudy (Müslüman olduktan sonra Roje Garodi ismini almıştır) belgeselini yaparken, Garodi‘nin hayatında böyle bir olay olduğunu duydum. Röportajlarından birinde anlattığı hikâyeye göre 20‘li yaşlarında rahibeye ya da rahibe olmak isteyen bir kıza âşık oluyor. Garodi de o zaman anne babası ateist olduğu için dinsiz olarak yetiştiriliyor. O kıza aşık olunca Hıristiyan olmaya karar veriyor. Bu hikâye de benim aklımın bir köşesinde kalmış olabilir. Hatta bizim belgeselimizin bir yerinde bu hikâye küçük bir şekilde geçiyor. Direk buradan aklıma geldiğini söyleyemem ama bilinçaltında bir yerde olduğunu biliyorum.

Peki size Hollywood‘daki yönetmenlere tanınan bütçe ve teknolojik imkanlar sunulsa hangi tür film çekmek isterdiniz.

Bilim kurguları çok sevdiğim için her halde o türe göre bir film yapardım. Bazı bilim kurgu hikâyeleri aklıma gelse de o hikâyelerin ancak Hollywood imkânlarıyla çekilebileceğini düşündüğüm için şimdilik hayallerimde bir yerde bekletiyorum.

Sorularla Mahmut Fazıl Coşkun

Günlük yaşantınızda vaktinizi nasıl değerlendiriyorsunuz ve nerelerde vakit geçirmekten hoşlanıyorsunuz.

Benim sıkıcı bir hayatım olduğunu söyleyebilirim. Sabah uyanıyorum işe gidiyorum işten çıkıyorum eve geliyorum. Öyle çok fazla sosyal insan değilim. Çoğunlukla işyeri çevresindeki ve evimin etrafındaki kafelere takılırım. Bazen eşimle Boğaz kenarına çay içmeye gideriz.

İstanbul‘da size cazip gelen yerlere neresi?

Tünel civarını, Galata Kulesinin dibini ve hiçbir şey almayacak olsam da Kapalıçarşı‘da gezmeyi seviyorum.

Sizi en çok etkileyen film hangisi

Whisky

En çok etkilendiğiniz bir film sahnesi

Hafızam çok zayıf olduğu için hatırlayacağımı sanmıyorum

Örnek aldığınız ya da sinemasını beğendiğiniz yönetmenler var mı?

Tek bir isim veremem ama Woody Allen ve Alfred Hitchcock‘u çok severim.

Kitaplarla aranız nasıl ve en çok etkilendiğiniz kitap?

Yusuf Atılgan Aylak Adam, Oğuz Atay Tutunamayanlar...

Hangi kitabın konusunu filme aktarmak isterdiniz?

Kitap değil ama bir şiir var; İsmet Özel‘in Erbain şiirinden film yapmak isterdim.

Hayat felsefenizi özetleyen cümle, bu sizin de olabilir başkasının bir cümlesi de.

Kendi işini kendin yap...

Sizi daha çok ne üzer

Güvendiğim kişiler tarafından hayal kırıklığına uğratılmak.

Nelerden mutlu olursunuz

Küçük şeylerden mutlu olabilen insanım.

Son olarak filminizi izleyeceklere neler söylemek istersiniz

Çok büyük beklentiye kapılmamalarını ve küçük bir hikâye kitabı okur gibi seyretmelerini isterim.

Fotoğraf: Kerem Buyan, Alper Korkmaz

Muhabir: Haber Merkezi