Kurtulmuş, Gerede‘de İsrail krizleri, açılımların akıbeti, erken seçim, anayasa değişikliği konularında önemli açıklamalarda bulundu. İktidarın ve ana muhalefet partisi arasındaki diyalogsuzluğu eleştiren Kurtulmuş, halkın yaşananları ibretle izlediğine işaret etti ve bir çağrıda bulundu...
IMF emrediyor hükümet uyguluyor
AKP iktidarının 7 yıldır IMF hangi emirleri veriyorsa, onu uyguladığını anlatan Kurtulmuş, "Şu anda da aslında anlaşma yapıldı. Ama Sayın Başbakan, anlaşmayı yapmıyormuş gibi yaparak, bir PR çalışması sürdürüyor. Mış gibi davranıyor. Halktaki tepkiyi azalttıktan sonra, yoluna devam ediyor. Biz IMF ile anlaşmanın bittiğini biliyoruz" dedi. Ermeni açılımı konusunda da yanlış yapıldığını hatırlatan Kurtulmuş, bu sürecin de tıpkı Kıbrıs‘ta olduğu gibi Annan planına benzeyeceğini dile getirerek, Türkiye‘nin hep taviz veren tarafta olmasını eleştirdi.
Kurtulmuş, AKP ve CHP‘yi ciddiyete davet etti
AKP ile CHP‘nin bir tuluat tiyatrosu oynadığını söyleyen Kurtulmuş, "Demokratik açılım konusu, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana konuşulan en önemli sorunudur. 30 bin insan ölmüş, binlerce askerimiz şehit olmuş, milyarlarca dolarımız heba olmuş. Asırlardır birlikte yaşayan halkın arasına büyük güçlerin çabasıyla bir büyük fitne girmiş. Bu konu Haziran‘da konuşulmaya başladı. Bu kadar önemli bir konuyu 4,5 ay sonra görüşmeyi, acaba mektuplaşma aracılıyla yapabilir miyiz yapamayız mıyız bunu tartışıyorlar. Halk da bunlara yol gösteriyor ve diyor ki: Bari Kızılderililer gibi dumanla işaretleşerek konuşun. Böyle bir şey olmaz" dedi.
Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, hafta sonunu geçirmek üzere geldiği Gerede‘de İsrail ile yaşanan krizlere, Demokratik açılımın akıbetinden Ermeni açılımındaki hatalara, IMF anlaşmasından Anayasa değişikliğine, erken seçim planlarından Türkiye‘nin ihtiyacı olan reformlara kadar birçok önemli konuda önemli açıklamalarda bulundu. Kurtulmuş, eşi Sevgi Kurtulmuş ile Kaya Greenpark Otel‘de katıldığı programda, Genel Başkan Yardımcıları Ömer Vehbi Hatipoğlu ve Hüsamettin Korkutata, partililer, yakınları ve gazetecilerle otelin bahçesinde piknik yaptı. Otele ait küçük gölete gazetecilerle birlikte olta atan Kurtulmuş, yapılacak ilk seçimde Meclis‘e de olta atacakları mesajını verdi. Daha sonra gazetecilerin oluşturduğu takıma karşı çim sahada futbol maçına çıkan Kurtulmuş, çok iyi bir performans göstererek, attığı gollerle takımını galibiyete taşıdı. Akşam saatlerinde eşi Sevgi Hanım ve gazetecilerle birlikte orman yürüyüşüne çıkan Kurtulmuş, dönüşte ateş başında sıcak bir sohbet ortamına katıldı.
İsrail, zulmünden korkuyor
‘Ayrılık‘ dizisi ile ilgili olarak İsrail‘in tavrını anlamanın mümkün değil. İsrail, hem zulmedecek, hem insanların yaşadıkları yerleri işgal edecek, insanların tepelerinden yaşlı, çocuk kadın demeden bombaları yağdıracak, hem de bütün bir dünyanın yasakladığı ve insanlık suçu olan fosfor bombalarını kullanacak, yani sizi öldürecek yok edecek, ‘ama siz öldürüyorsunuz yok ediyorsunuz‘ demenize de müsaade etmeyecek. Bunu sadece TRT değil hangi özel televizyon kanalı yapsa ve başka bir ülke yapsa savunuruz.
Burada herhangi bir antisemitizm yani Yahudi düşmanlığı falan yok. Ortada gerçek görüntülerden uyarlanmış bir senaryo var. Dolayısıyla İsrail, niye gerçeklerden kaynaklanan dizi dolayısıyla rahatsız oluyor? Çok temel bir insani kural vardır: Zalim korkar. Zulmeden insanlara karşı haksızlık yaptığı için, korkar. Dünyada en fazla zalim korkar. Mazlumun yapacağı çok fazla bir şey yoktur. Dolayısıyla İsrail bu tavrıyla, bu hakikati bir kez daha hatırlatmış oldu.
İsrail ile ortak düşmanımız mı var?
Ülkeler, müştereken niçin tatbikat yaparlar? Müşterek tatbikat, ortak düşmana karşı yapılır. Türkiye ile İsrail‘in ortak düşmanı kimdir? Toprakları işgal edilmiş, Filistin halkı mıdır? Toprakları işgale teşebbüs edilmiş Lübnan halkı mıdır? Suriye halkı mıdır? İran halkı mıdır? Irak halkı mıdır? Bizim hangi ortak düşmanımız var ki, biz İsrail ile ortak düşmana karşı hazırlıklı olmak için tatbikat yapacağız?
Ayrıca BM‘deki ABD ve İsrail‘in her türlü gücüne rağmen Gazze katliamı gibi çok açık bir insanlık suçu ilgili bir rapor resmen kabul edilmişken böyle bir ortamda bu tatbikatın yapılması, Türkiye için çok kötü bir durum oluşturacaktı. Bu fevkalade izah edilemez bir durum olurdu. Bu tatbikatın iptal edilmesi de doğrudur.
Esas sorgulanması gereken şu. Türkiye‘de İsrail lobisine soruyorum: Yıllardır İsrail‘in uçakları burada eğitim yapıp gidip insanların tepelerinden insani yardımları, gıdaları, sağlık malzemeleri göndermiyorlar. Burada eğitim alan İsrailli pilotlar, gidip Gazze‘nin üstünde fosfor bombaları atıyorlar. Zaten yıllardır bu tatbikatlar yapılıyor.
halkımızın ve bütün Türkiye‘nin telin ettiği, İsrail uçaklarının tatbikatlarına; başından beri Saadet Partisi olarak karşı çıkıyoruz. Yıllardır, bu tatbikatların İsraillilerle yapılması yanlıştı. Yapılan doğru bir şeydir. Halkın talepleri bu yöndeydi. Ve İsrail uçaklarının ortak tatbikata katılması bu ortamda yaralayıcı olurdu. Buna karşı tepki gösterilmesi, anlamsız bir telaşın ürünüdür.
Demokratik açılım niye bu hale geldi?
Ben bu konuda baştan beri AKP ile CHP‘nin bir tuluat tiyatrosu oynadığı kanaatindeyim. Bakın Demokratik açılım diye tartışılan bu konu, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundan bu yana konuşulan en önemli sorunudur. 30 bin insan ölmüş, binlerce askerimiz şehit olmuş, milyarlarca dolarımız heba olmuş. Bu memlekette asırlardır birlikte yaşayan halkın arasına büyük güçlerin çabasıyla bir büyük fitne girmiş. Bu fitnenin bozulması lazım. Bu konu Haziran‘da konuşulmaya başladı. Ekim‘in ortasına geldik. 4.5 ay geçmiş. Birisi neredeyse Anayasa‘ya değiştirecek parlamento çoğunluğuna sahip olan bir parti. Diğeri ana muhalefet olduğu zannedilen bir parti.
Bu kadar önemli bir konuyu 4.5 ay sonra görüşmeyi, acaba mektuplaşma aracılıyla yapabilir miyiz yapamayız mıyı tartışıyorlar. Halk diyor ki, bari Kızılderililer gibi dumanla işaretleşerek konuşun.Gelinen nokta bu kadar önemli bir konuyu anlamanın göstergesidir. Kim ne biliyorsa ortaya koymalı. Zaten siyasetçi, her an kameraların önündeymiş gibi şeffaf olmak zorundadır. Evet, milli bir sır olabilir, devlet sırrı olabilir. Bunun yeri de usulü de üslubu da bellidir.Bu konu hiçbir şekilde siyasi rant meselesi olarak görülemez. Ya da hiçbir şekilde siyasi risk hesabı içinde ele alınamaz. Kim böyle yaparsa kaybeder. Bu konu sadece bir bölgenin sadece bir etnik kimliğe sahip vatandaşlarımızın sorunu değil tüm ülkenin sorunudur.
Kim ne katkı sağlayacaksa sağlasın ama bilinsin ki, çözümün adresi Meclis‘tir. Bu hiçbir partinin projesi olamaz. Bu Türkiye projesi olmalıdır. Tüm milletin içine katıldığı bir süreç olmalıdır. Biz Parlamento dışındayız ama biz de katkı sunmalıyız.
Ama gelin görün ki, 4.5 ay geçti hala; TBMM‘ne en çok oyu almış iki partinin " seninle görüşür müyüm görüşmez miyim? kameranın önünde kameranın arkasında mı?" gibi anlamsız ve tutarsız bir davranışla bu hale geldiler.
Sayın Erdoğan ve Baykal‘a diyorum ki, Üsküdar‘da akşam oldu. Maalesef kullandıkları üslup, yöntem, olaya yaklaşım tarzlarıyla Meclis‘teki 4 partide de sınıfta kaldı. Başta Adalat ve Kalkınma Partisi, nasılsa benim çoğunluğum var, istediğimi yaparım, kimseyle görüşmeme gerek yok tavrını sergiledi. Arkasından CHP ve MHP, kapılarını bu konulara kapatarak, konunun parlamentoda görüşülmesini engellemiş oldu.
Çakal, kurt, kuzu muhabbeti!
Bu süreçte söylenen sözlere bakın. Bu adamlar kelli felli adamlar ülkeyi yönetenler ve yönetmeye aday insanlar. Birisi dedi ki, sen namussuzsun. Diğeri sen daha namussuzsun. Öteki kalktı, Kayseri‘de Kurt olup Ankara‘da kuzu gibi dolaşmak ne biçim iştir dedi. O da ona cevap vermek için, sen de çakal gibi dolaşıyorsun dedi
Bunlar hakikaten seviyesiz, anlamsız, sorunu anlamamış, Türkiye‘de insanların kardeş kanı üzerine bina edilmiş bir büyük sorunun üzerinde konuşarak siyasi rant elde etme çabasıdır. Biz bu sözleri çok duyduk. Bunlar soğuk savaş siyaseti, gerici siyaset üslubudur. Türkiye‘nin bunları artık terk etmesi lazım. Aradan 4.5 ay geçti, biz hala hükümetin ne düşündüğünü 2 sayfalık bir not olsa dahi bilmiyoruz. Şu ana konu üzerine odaklanalım, denmesi gerekirdi.
Reform yapılacak alanlar
Hakikaten Türkiye tahminlerimizin üzerinde büyük bir ülke. Çok zor görünen sorunları var ama kolay çözülebilir. 4 temel sorunu var.Türk- Kürt, Alevi-Sünni, Asker-Sivil ve Yoksul-Zengin çelişkisi. Bunların çözümü iyi niyetle olur. Hükümet 2004‘e kadar Avrupa ile konuştu. Dış konjonktür desteğini, AB‘den aldı. Kıbrıs meselesi de, bunun çok somut göstergesi idi.
Biz Annan Planı‘nı kilitlendik. Avrupa‘nın diyeceği bir şey kalmadı. 17 Aralık‘tan sonra Türkiye‘nin Avrupa ile ilerleyecek yolu kalmadı. Millet Ak Parti‘ye niye oy verdi?
Özgürlük alanlarını genişlet. Milletin ekmeğini artır ve yanına peynir ver. Üçüncüsü de, milleti egemen kılacak bir yapılanmayı yerine getir. Bunların hiçbirisine dokunulmadı.
Anayasa nasıl değiştirilmeli?
Hükümetin başlangıcı sivil, katılımcı, demokratik bir Anayasa yapma ile başlayan bir siyasi ve hukuki süreci başlatmasını zorunlu görüyoruz. Bunu da Doğu bölgesindeki Kürt etnik kimliği taşıyan vatandaşlarımızla ilgili değil, Türkiye‘de 72 milyon vatandaşımızın tamamının kendini içinde göreceği hak ve özgürlükleri genişletici bir yeni anayasa olması gerekiyor. Beni en çok üzen şudur: Türkiye bugüne kadar anayasa değişikliklerini ya silahların gölgesinde askeri ihtilallerin zoruyla ya da AB emrettiği diye yapmıştır. Partilerimiz milli egemenliğin ne olduğunu bir kez daha düşünmeli. Kim elinizi, ayağınızı tutuyor? Yeterli çoğunluğunuz var. Anayasayı değiştirin. Bu konuda bir mutabakat var.
AB anayasa değişikliği isteyince beyefendilerin hepsi sıraya girip baş üstüne diyorlar. Ama aksine, milletin gösterdiği istikamette bu anayasayı değişiklik yok. Onun için sadece birkaç madde demiyorum. Bu anayasanın değişmez maddeleri hariç hepsi halkın talepleri ve istekleri doğrultusunda yeniden gözden geçirilerek, 21. yüzyılın şeffaf, demokratik kriterleri doğrultusunda, herkesin içinde olacağı bir Anayasa‘ya yapılmalıdır. Anayasa değişiklikleri, Türkiye‘deki tüm reformların kaynağı olarak algılanıyor. Bu doğru değil. Esas olan metinlerin arkasındaki felsefedir. Sebeb-i hükümet nedir? Niçin hükümet ediyoruz? Sebebi hükümet gerçekten balyoz gibi güçlü, ekonomik olarak güçlü bir ülke, devletin ve milletin gücü üzerinde güçlü Türkiye‘yi mi kurmaktır. Yoksa halkının hepsinin özgür olduğu, adaletle yönetildiği, refahtan pay aldığı güçlü bireylerden oluşan Yeniden Büyük Türkiye‘yi mi inşa etmektir? Bizim kastımız budur. Türkiye‘nin bununla ilgili çok büyük bir birikimi var. Eğer hükümetler, parlamentolar bunu yapmayı başaramazlarsa, bundan sonra hiç kimsenin askeri ihtilaller karşısında bu ihtilal anayasası diye kalkıp millete, poz yapmasının gereği kalmıyor. Hatırlayın 27 Nisan sürecini. Askeri vesayet gölgesi ortaya çıktı. Hükümet dönüp millete bana yaptırmıyor, oy verin dedi. Yüzde 26‘ya düşmüş oyları, yüzde 47‘ye çıktı. Millet al sana oy, 367‘ye falan takılma, adam gibi Türkiye‘yi yönetecek bir Anayasa yap. Yeni bir anayasa 22 Temmuz seçimlerinde Ak Parti‘ye verilmiş bir sorumluluktur. Şimdi Ak Parti her gördüğü zorluk karşısında topu taca atıyor. Ama böyle devam ettiremez. Buradan açıkça uyarıyorum. Eski arkadaşlarımız olduğun bazı şeyleri hissediyoruz. Hükümet bir müddet sonra seçime doğru, oylarının düşmekte olduğunu gördüğünde dönecek millete diyecek ki, Ey millet yapacaktım ama yaptırmıyorlar. Bir oyun bir sefer oynanır. İki sefer oynanmaz. 22 Temmuz 2007‘de bu oyun oynanmıştır. Halka verdiği sözün sorumluluğu üzerindedir. Bunu yapmak için normalde, 2 yıl süresi var.
Aslında IMF ile anlaştılar ama...
AKP, 7 yıldır IMF hangi emirleri veriyorsa, onu uygulamıştır. Aslında anlaşma yapıldı. Ama Sayın Başbakan, anlaşmayı yapmıyormuş gibi yaparak, bir PR çalışması sürdürüyor. Mış gibi davranıyor. Halktaki tepkiyi azalttıktan sonra, yoluna devam ediyor. Biz IMF ile anlaşmanın bittiğini biliyoruz. IMF ve Dünya Bankası, dünyadaki egemenlerin özellikle küresel finans kapitalizminin güçlü beylerinin, dünyadaki mali sistemi kontrol etmek için kullandığı araçlarıdır. Artık 2. Dünya Savaşı‘ndan sonra kurulan bu sistem iflas etmiştir. IMF toplantısında birçok kişi, dünya ekonomik sistemi battı diye itirafta bulunmuştur.
Şimdi batmış, çözülmüş olan bir sistemin kurumlarına, Türkiye‘yi mahkûm etmek, düşen bir uçağa Türkiye‘yi bindirmek demektir. Türkiye‘nin bunu yapmaması lazım. 2000 yılından beri uygulanan IMF politikaları ile herkes borçlu hale getirildi. Tezgâh dağıldı. Üretim kabiliyetleri bitmiştir. Çiftçi, esnaf, üretici üretemez noktaya gelmiştir. Düşük kur politikası ile ihracatçımız, ihracat yapamaz hale gelmiştir.
IMF, Türkiye ile anlaşmak için 2 şart ileri sürüyor: Gelirler İdaresinin özerkleştirilmesi ve BİT‘lerin satılması. Artık kamu yatırımı yapamaz hale gelmiştir. Devlet okullarını, hastanelerini boyayamaz hale gelmiştir. Problem ne? IMF diyor ki, senin bu kadar borcun var. Şu vergileri topluyorsun. Bunu çarçur etmemen için, bu vergilerin nasıl toplanacağını ben kontrol edeceğim. Eğer hükümet, gelirler idaresinin özerkleştirilmesini kabul ederse bu; Duyun-i Umumiye İdaresi geri dönmesi anlamına gelir. Millet, bunu duyunca tüyleri diken diken oluyor. Hâlbuki Duyun-i Umumiye, Osmanlı bütçesinin sadece üçte biri ile ilgilendi. Şimdi bunun modern versiyonu olan Gelirler İdaresinin özerkleştirilmesi, bütçenin tamamını kontrol altına almasına müsaade ediyor. Bu sürdürülemez bir şeydir. Türkiye‘nin diz çöktürülmesi anlamına gelir. Bu yola girerlerse ortada Ak Parti hükümeti kalmayacağı gibi Türkiye mali bakımdan kötü bir sürece girecektir.
Erken seçim ne zaman olur?
IMF anlaşması, bölgesel sorunlar, Sayın Başbakan‘ın kendi partisinde gerçekleştirdiği dizaynı üst üste koyduğumuzda, herhalde bir erken seçim kaçınılmaz gibi gözüküyor. Kaldı ki, Sayın Başbakanın ana gündemi, kendisini Cumhurbaşkanı yapacak bir siyasal senaryo oluşturmaktır. Cumhurbaşkanlığı sürecine girmeden, yani 2012‘ye girmeden, oylarını çok fazla düşürmeden; belli bir Meclis gücünü arkasına alarak halkoyuyla yapılacak bir seçime gitmek istiyor. Bütün bunları üst üste koyduğumuzda, zannediyorum 2010 yılının içerisinde yeni bir erken seçim görülüyor.
Muhafazakâr kesimin yanılgısı
28 Şubat sürecinden sonra muhafazakâr kesimin en büyük yanılgısı, içeride askeri sopasını yiyoruz. Askerin sopasını yemektense gidip Avrupa ile anlaşalım. Onlar bize biraz hürriyet verirler, askerin de gücünü azaltırlar, böylece daha rahat hareket ederiz zannediyorlar. Millet destek verdi. O zaman dön milletin gücüyle bunları yap, yapmadı. 2007‘den sonra daha çok ABD‘ye yakın bir siyaset sürece girildi. Bunun nişan töreni de, BOP‘un eşbaşkanlığı ile başlamıştır. Bu proje, bölgeyi dini, etnik, mezheplere göre bölme projesi. Bugün gelinen noktada bu artarak devam ediyor.
Ermeni açılımının sonu annan planı gibi olacak
Ermenistan meselesinde yaptığımız uyarılar, gelinen süreçte ne kadar haklı olduğumuzu ortaya çıkardı. Tamam, Türkiye sınırlarını açsın. Suriye ile Kuzey Irak ile Ermenistan ile bütün komşularımızla sınırları açalım. Bundan Türkiye kazanır. Ama ne oldu da Ermenistan ile birden bire, sınırın açılması gündeme geldi?
Biz Ermenistan ile sınırı, kafamıza esti de kapatmadık ki. Açık bir ihlal, Dağlık Karabağ işgali var. 1 milyon insan vatanlarını kaybetmiş. BM‘nin bu konuda kararları var. Karabağ meselesinin çözüm garantisini almadan, biz Ermenistan sınır kapımızı nasıl açarız?
Hiçbir mantığı yok. Peki, Türkiye, ne kazandı? Kıbrıs çok somut örnektir. Şimdi aynı şey, Ermenistan ile yapılıyor. Sıfır problem, doğru bir temenni. Ama benim istemem yetmez, karşı taraf da isteyecek. Karşı taraf istemezse, bu biz her türlü tavizi vermeye hazırız demektir. Beni gerçekten rencide etmiştir. BM kararına, Ermenilerin oradan çekilmesi lazım. Ama ortada Türkiye‘nin somut olarak kazandığı hiçbir şey yok. Benim anladığım kadarıyla Azerbaycan da bu konuya ikna edilmiş. Ama bu durum, Türkiye ile Azeri halkı arasında çok ciddi sorunlara neden olur. İki bayrak tek millet diyen Azeriler kendilerini dışlanmış, satılmış, yarı yolda bırakılmış hissederler. Bu nedenle iki ülke arasında bir müddet devam edecek bir soğukluk ve hafif bir limoni durumun olacağını tahmin ediyorum. Ama Rus ve Türk yetkililer, bu süreçte Azeri yetkilileri ikna edecekler gibi gözüküyor. Siyasi teamül, böyle bir protokol yapılmadan parlamentoya getirilmesini gerektirirdi. Ama öyle yapmadan protokolü imzalamışsınız. Aynen Annan Planına benzer bir süreçtir. Muhtemelen bu süreçlerde, mızıkçılığı yapacak olan Ermenistan tarafı olacaktır. Şu olmalı, bu olmalı diye Türkiye‘yi zora sokacak şeyler yapacaktır.




