İlk bakışta çok farklı görünüyorlar. Birbirine taban tabana zıt rejimleri, farklı resmi ideolojileri var gibi.

Biri ‘laik‘, diğeri ‘İslam devleti‘. Biri yönünü Batı‘ya çevirmiş, diğeri Doğu‘ya. Biri ‘dünya sistemi‘ne uymaya çalışıyor, diğeri ona muhalif. Ama görünüşteki bütün bu farklılıklara rağmen, iki ülkede de aslında birbirine çok benzer siyasi rejimler ve çok benzer siyasi sorunlar var. Eski tasnifle, bir rejim ya monarşidir, ya oligarşi ya da demokrasi.

İkisi de monarşiyle yönetilmiyor. Artık birinde padişah, diğerinde şah yok. İkisi de cumhuriyet. İkisinde de demokrasiden çok cumhuriyet vurgusu yapılıyor, çünkü demokraside iddialı olamayacaklarının farkındalar.  Çünkü ikisi de yıllardır oligarşi ile demokrasi arasında bir gerilim yaşıyor.  Bir yönüyle demokrasi veya poliarşi; çünkü, her ikisinde de nispi bir çoğulculuk mevcut. Her ikisinde de demokratik süreçler ve mekanizmalar iyi kötü işliyor.  Ama diğer yönüyle oligarşi; çünkü her ikisinde de su başlarını tutmuş ve sahip oldukları konumu kaybetmek istemeyen ayrıcalıkları bir zümre var. İkisinde de kendisini rejimin sahibi olarak gören zinde güçler ve kurumlar var.  Her ikisinde de rejimi kendi halkından korumayı görev edinmiş, görevi halkın ‘yanlış yapmasını‘ önlemek olan, kendisini halkın ve parlamentonun üstünde gören ‘Devrim Muhafızları‘ var, ‘Velayet-i Fakih‘ var, ‘Anayasayı Koruyucular Konseyi‘ var. Sadece Türkiye‘deki isimleri farklı. Siz bakmayın egemenlerin birinde sarıklı diğerinde fraklı olduğuna. Birinin kendi konumunu laiklikle, diğerinin dinle meşrulaştırmaya çalıştığına. ‘Laik‘ veya ‘İslam devleti‘ tanımlamaları gerçek bir farklılığa işaret etmiyor, çünkü resmi bir inanç dayatmakta ve din ve vicdan özgürlüğünü tanımamakta uzlaşıyorlar.

Sonuçta her ikisinde de devletin resmi bir ideolojisi ve halkı dönüştürmeye yönelik bir siyasi projesi var. Sadece içerikte, yani halka ne yapmak istedikleri konusunda farklılaşıyorlar. Kadınların kaderi her iki ülkede de aynı. Her ikisinde de kamusal alanda nasıl varolacağına kadının kendisinin değil devlet karar veriyor; burada hiçbir ayrılık yok. Sadece kadının nasıl ‘giydirileceği‘ konusunda ayrılıyorlar: biri başını zorla açtırıyor, diğeri zorla örttürüyor. İşte bu yüzden her iki rejimin de kendisini ideolojik bakımdan nasıl meşrulaştırdığına fazla takılmamak gerek. Sonuçta her ikisi de oligarşi ile demokrasi arasında gidip gelen rejimler.  Her ikisi de yıllardır bu gerilimi yaşıyor. Ve her ikisi de zoraki kurtarıcılarından kurtulana kadar bu gerilim sürecek.

Muhabir: Haber Merkezi