Ne diyordu Bedri Rahmi Eyüboğlu, "Ben şairim, karanlıkta gelse şiirin hası tanırım, ne zaman bir köy türküsü duysam şairliğimden utanırım"... Türküler sevdamız, türküler gurbetimiz, acımız, aşkımız, hüznümüz...
Türk Halk Müziği‘yle uğraşanlara ben de hep gıptayla bakmışımdır. Anadolu deryasından güzellikleri, sevdaları derleyen, söyleyen ve yürek telimizi titreten sanatçıları hep kıskanmışımdır. Türk Halk Müziği sanatçısı İsmail Kayserili ile tanışmamız neredeyse 10 sene önceye dayanıyor. Unkapanı-Kurtkapanı olarak nitelendirilen plakçılar çarşısında tesadüfen tanıştığımız Kayserili, o günlerde ilk albümünün heyecanını yaşıyordu. Aradan yıllar geçti, yine yolumuz kesişti. Kayserili bugünlerde ise ikinci albümüyle Türk Halk Müziği‘ne hizmet kervanına devam ediyor. Aslen de Kayserili olan İsmail Kayserili, özellikle Orta Anadolu türkülerinin bilinmesi, tanınması, söylenmesi için yüreğini ortaya koymuş, bu konuda yıllardır emeğiyle kazıyarak bu noktalara gelmiş bir isim. Türk Halk Müziği‘nin kendisi için ne ifade ettiğini sorduğumuz sanatçı, "Türküler bizim yaşam biçimimiz, özümüz, acılarımız, sevdalarımız, gurbetimiz, aşkımız, annemiz, babamız. Türküler birbirimize olan sevgi bağlarımızı hatırlatan kopmaz bir halat. Ben türkülere ilkokul 4‘de sevdalandım. Köylerde farklı toplantılara katıldığımızda hep benim sesimden türküler dinlemek isterlerdi. Zaman içinde İstanbul‘a gelip yerleştim. Sanatçı olmaya bu dönemde karar verdim. 1971 yılında başladığım bu serüven, 1996 yılında ilk albüm olarak meyve verdi. 1985 yılında Folklor Kurumu‘na da başvurmuştum. 10 sene boyunca bu kurumdan diksiyon, solfej, nota dersleri aldım. Bu süreçte, Kayseri Tomarza, Emiruşağı Toklar, Dadaloğlu bölgelerine giderek, Toroslar yörelerinde türküler derledim. Bu derlemelerim hala TRT‘nin repertuarlarındadır. 1996 yılında ilk kasetimi çıkardım. Kasetimde kendi derlemelerimi, aşık Ali Çatak‘tan Sen de Erciyes, yanı sıra Al Alma Kızıl Alma gibi yöremizin eserlerini okudum. Daha sonra uzun bir süre ara verdim. 10 yıl sonra ise yine çok güç şartlarda ikinci albümümü piyasaya çıkardım" diye konuşuyor.
Takvim yaprağından şiir besteledi
Kayserili‘nin İkinci albümünün hikayesi gerçekten çok ilginç. Bir takvim yaprağında bir şiir görmüş, "Anadolu İnsanı" adı altında. Bu şiire anında aşık olmuş, hemen bestelemiş. Şiirin yazarını bulup izinler almış.Takvim yaprağından Unkapanı stüdyolarına uzanan bir öykü çıkmış ortaya. İkinci albümünde de çok güzel parçalar okumuş Kayserili. Selam Versem Selamımı Alırmısın Karacaoğlan‘dan, Seyrani‘den Vurdun Sazın Tellerine, Niğdeli Fikret Dikmen‘den Selam Söyle gibi eserleri yorumlamış.Aslen mobilya ustası olan Kayserili, halk müziğine hizmet etmenin bir şeref olduğunu belirtiyor ve şöyle konuşuyor: "Ben kesinlikle halk müziğini bir ticaret olarak görmüyorum. Tüketici olarak değil üretici kimliğimle varolarak Anadolu‘ya, özellikle de kendi bölgeme hizmet etmeyi bir şeref sayıyorum. Kültürel hizmetlerin değeri parayla pulla ölçülmez. Bana göre İstanbul‘daki gruplar özellikle İç Anadolu ve benim yöremin tadını tam olarak yansıtamıyorlar. Bu tadı, bu ezgiyi, bu güzelliği en güzel biçimde yansıtmak için çalışmalar yapıyorum. Mesela, akademisyenler her şeye bir nota yazarlar ama Neşet Ertaş‘ın tezenelerine nota yazmaktan aciz kalırlar. Çünkü, o bir tavırdır, farklı bir güzelliktir. Bu güzelliği yansıtabilmek için o yörenin güzelliklerini yaşamak ve yaşatmak sevdası olmalıdır" açıklamasını yapıyor.Ne olursa olsun türkü söylemeye devam!Kendi yöresiyle bu kadar kültürel ve sanatsal faaliyetler gerçekleştiren, kendi yöresinin aşığı olan Kayserili‘ye, "Peki bu çalışmalarınızda bölgeden, bölge işadamlarından destek görebiliyor musunuz?" sorusunu yönelttiğimizde ise sanki bir dokunup bin ah işitiyoruz. Kayserili, "Ne olursa olsun, ömrüm boyunca ben türküleri söylemeye devam edeceğim. Anadolu geleneğini yaşatmaya devam edeceğim. Anadolu insanı olduğumuzu, doğduğumuz toprakların güzelliklerini ortaya koymaya çalışacağım" diyor.Dediğimiz gibi, biz Türk Halk Müziği‘ne gönül vermiş, bu konuda çalışan insanlara hep gıpta ile bakmışızdır, hayran olmuşuzdur. Çünkü kulaklarımızın kirletildiği, abuk subuk sözlerin kültürümüzü mahvettiği popüler müzik kültürünün baskın hale getirilmeye çalışıldığı bu süreçte, Anadolu‘nun masumiyetine, güzelliğine her gün daha çok ihtiyaç duyuyoruz. Son bir söz de Kayserili durumu olan insanlara: Topraklarınızın ürettiği kültürü kuşaktan kuşağa taşımak için mücadele eden İsmail Kayserili gibi değerlerinize sahip çıkın, elinizi taşın altına koyun. Kültürün medyatikleştirildiği bu dönemde bu hemşehrinize klip imkanı olsun, program imkanı olsun bir şekilde yardımınızı esirgemeyin. Kayseri‘den genelde işadamı çıkar. Bu kadar işadamı sayıları bir elin parmaklarını geçmeyen sanatçılarınızı sahiplenin ve yörenizin sesini, soluğunu, notasını insanlara aktarmaya yardımcı olun.Köy türküleri yaşasın... Bu sevda bitmesin....





