Bin yıl sürmesi planlanan 28 Şubat‘ı, 13. yıldönümünde savunacak ne bir Allah‘ın kulu ne de biraz olsun geçerli bir argümanın kalmamış olmasında anlayanlar için büyük ibretler vardır...
Hukukun bağımsızlığının sıkça hatırlandığı buna mukabil tarafsızlığının neredeyse hiç hatırlanmadığı dönem tam da 28 yıllarıdır. Bu dönemde bağımsızlığını tepe tepe kullanmakta olan yargı erkinin bu bağımsızlığı kendi adına mı kullandığı yoksa aslında asker adına mı kullandığı aslında hiç önemli değildir. Önemli olan bu bağımsızlıktan hukuka hiçbir pay bırakılmamış olmasıdır. Tıpkı bu dönemde tepe tepe kullanılan YÖK‘ün özerkliğinden üniversitelere ve bilim adamlarına hiçbir pay bırakılmamış olması gibi. Bütün bu vesayet zincirinin tepesine getirip askeri koymanın tam da bu yüzden açıklayıcı olmaktan uzaklaştığını fark etmek gerekiyor. Doğrusu 28 Şubat veya diğer bütün darbeler askerin tek başına kotardığı işler olmaktan ziyade bir ahlaksız ittifaka dayanıyor ve bu ittifakın içinde her kesimden tamahkâr yer alabiliyor. Ne yazık ki diğer tüm darbelerde olduğu gibi 28 Şubat‘ı da engelleyebileceği halde engellemeyen, dahası içerdiği iktidar ihtimali dolayısıyla hemen selamlayanlar da yine siyasetçiler olmuştu...





