Bayram gelmiş neyime Anam anam garibem… Kan damlar yüreğime, anam anam garibem… Kim bilir hangi acının kucağına düşmüştür, hangi yangın yerinin külleri yüreğine serpilmiştir bu türküyü yakanın. Ama diliyle, yüreğiyle, gönlüyle hepimizin vicdanı olan, sesi olan, soluğu olan dizeleri sıralamış ardı ardına. Yüreğimiz yangın yeri, yüreğimiz acılı, yüreğimiz sancılı… Bayram geliyor, bayram güzelliğini, manevi havasını, atmosferini sımsıcak yüreğimize doğru yansıtıyor. Dünyanın en sancılı coğrafyası olan İslam dünyasının üzerindeki kara bulutlar bir türlü kalkmak bilmiyor. “Bir damla petrol bir damla kandan değerlidir” diyen Churchill’in sözünü haklı çıkaran bir emperyalist paylaşımın, bir kapitalist sömürgenin bataklığı gibi kullanılan İslam ülkelerinde, iç savaş, kargaşa, kaos, mezhep çatışmaları bir türlü dinmek bilmiyor. Suriye sınırımızdaki insan sayısı neredeyse 2 milyona yaklaştı… Her akşam Suriye’den, Irak’tan, Afganistan’dan botlara bindirilen, sandallara tıkıştırılan mültecilerin Ege’de, Akdeniz’de dalgaların ölüm kusan kollarında bir yerlere gidebilmek, yetişebilmek için yaptığı mücadeleyi izliyoruz. Ve bu mücadelede kazanan mülteciler değil, ecel oluyor…

Bırakınız onu bunu, kendi ülkemizde yürek ferahlığıyla “Bayram geliyor, bu bayramı da en coşkulu şekilde idrak edelim” diyebilecek kalibrede bir insan profilimiz var mı Maalesef yok… Çünkü, insanımız sıkıntılı, parası yok, pulu yok… Satın alma gücü bir türlü yukarıya çıkarılamamış. Emekliler, aylıklarına yapılan 100 liralık zamla avutuluyor… Asgari ücretliler, değil bayramı, yarın sabahı nasıl çıkaracaklarını kara kara düşünüyorlar. “Bayram, zengin işi, bize düşen yokluk” diyen şair ne güzel söylemiş aslında…

Piyasalarda yaklaşık 8 aydır kesif şekilde hissedilen bir durgunluk ve durağanlık var. Seçim ekonomisi uygulamayacağız diyen hükümet, trilyonlarca lirayı seçim sandıklarına gömdü. Gömdü ama bundan piyasalarla ilgili hiçbir düzenleme ve düzeltme sonucu çıkmadı. Şu anda gerçek anlamda bir ekonomik darboğaza doğru adım adım gidiyoruz. “Bizim işimiz tıkır, bizim işimiz yolunda, bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyebilecek bazı aklı evveller çıkabilir. Ama hatırlatmamız gerekiyor. Ecevit dönemindeki ekonomik krizi tetikleyen ve etkileşim mekanizmalarının başlangıç noktası, “Yazar Kasasını Başbakanlık Binası Önünde Başbakanın önüne atan esnaftı”…

Yarın bir gün çileden çıkmış bir esnafın, cebinde beş kuruş kalmamış bir garibanın, işleri dolayısıyla iflas eden bir işadamının böyle bir eylem yaparak Türkiye’nin cilalanan, yağlama yıkama yapılan ekonomik yapısına en büyük darbeyi indirmeyeceğini hiç kimse garanti edemez. Çünkü, şu anda Türkiye ekonomisi, sanal rakamlar üzerinden yürümekte, insanların gerçek satın alma güçleriyle ilgili ortaya hiçbir güçlü bir rakam konulmamaktadır. Kişi başına düşen milli gelirin 10 bin dolar olduğu, külliyen yalandır… İşsizlik rakamlarının yüzde 9 olduğu ise ondan daha beter, kuyruklu yalandır.

Bu şartlarda ve bu manzarayla adım adım yürüdüğümüz bayramın tüm İslam alemine hayırlar getirmesini, yüreğimizdeki yangınların dinmesine yol açacak yeni ve hayırlı bir sürecin Rabbimiz tarafından her yeri kuşatmasını en kalbi duygularımla temenni ediyorum.

Not: Yıllık iznimin bir bölümünü kullanacağım için bir ay gibi bir süre huzurlarınızda olamayacağım. Okuyucularımızı Allah’a (c.c.) emanet ediyorum. (N.O.)