Balkanlardaki ileri karakolumuza gitmek üzere Atatürk Havaalanı‘ndan Bitlis uçağı ile yola çıkıyoruz. Sakin bir yolculuktan sonra Sarajevo şehrine doğru inişe geçiyor uçağımız. Manzaranın güzelliğine kendimizi kaptırmışız. Yemyeşil dağların çevrelediği Bir ülkenin başkentine yaklaşırken karşılaştığımız manzara olağanüstü: Şehre hakim olan düzenlilikle yeşilin uyumu, gözümüzü okşayan çatılar ve her yanı saran doğallık...
Saray Ovası
Sarajevo ismi Boşnakça‘ da ‘Saray Ovası‘ manasına geliyor. Yorgunluk gibi bir bahanemiz yok, bir an evvel şehri keşfetmek isteğiyle yola çıkıyoruz. Başkent, tek bir ana caddesi bulunan küçük bir şehir. Şehri savaştan sonra yeniden yapılandırmak adına yüksek binalar yapılmamış fakat tek tük inşaatlar ve İstanbul‘un her yanını saran plazalara benzer yapılar görüyoruz. Yol boyunca bütün binalarda mermi izleri var. Binaların gövdesinde açılan bu izler, Avrupa‘nın ortasında yaşanan vahşete kayıtsız kalan Batı‘nın yüzümüze bıraktığı hançer yarasının izleri...
Tarihi At Meydanı
Bosna meclisinin önünden geçiyoruz, biraz geride aylarca sürdürülen soykırımı dünyaya haykırmak için üstün gayretlerle vazifesini sürdürmüş olan Oslobodenjia gazetesini ve yanı başında top mermileriyle delik deşik edilmiş viraneyi görüyoruz; ki bu bina yaşananları unutturmamak adına bütün ürperticiliğiyle muhafaza ediliyor. Zamanında at pazarlanan tarihi ‘At Meydanı‘nda bugün çocukların eğlenmesi için kurulmuş atlı karıncalar ve fakültelerinden çıkmış öğrenciler var.
Latin Köprüsü üzerindeyiz
Burası tarihin en kanlı dönemlerinden olan, 1. Cihan Savaşı‘nı başlatan kıvılcımının düştüğü yer. Macar prensi Ferdinand‘a Genç bir Sırp tarafından düzenlenen suikast tam burada gerçekleştiriliyor. Kurşunlar çaprazda bulunan ve şu an müze olarak kullanılan binadan atılıyor, olayın ardından yakalanıp idam edilen Sırp gençle alakalı bilgileri ve fotoğrafları da bu müzede görmek mümkün. Biraz daha ileride meşhur büyük kütüphaneyi görüyoruz. Avusturyalılar tarafından yapılmış. Savaştan önce içinde nadide yazma eserleri bulunduran ve her yanı kitaplarla dolu bu bina, Sırplar tarafından bombalarla harabeye çevrilip bütün eserleri yok etmek üzere yakılmış. Şu an boş ve metruk bir halde, çehresi inşaat perdesi ile örtülmüş olarak restore edilmeyi bekliyor. Savaşın kültürü boğmak için saldıran yağmacı yüzünü en acı haliyle burada görmekteyiz.
Başçarşı‘ ya doğru ilerliyoruz...
Oryantalistlerin fark ettiği gerçeği ifade etmekte fayda var: Bir Müslüman şehrinin kimliği o şehrin çarşısından okunur. Dar sokaklarda ahşap dükkanların arasında buluyoruz kendimizi. Çarşıya giriş noktası sayılabilecek bir meydan var ve burada bulunan tarihi çeşmeden ötürü Sebil Meydanı olarak da anılıyor. Bu çeşme alt tarafındaki mermer yapı ve gövdesindeki ahşap kaplamalar ile klasik dönem Osmanlı mimarisini hatırlatıyor. Kagir yapılı çeşmenin tepesinde bulunan alemin ortasına işlenmiş Lafzatullah ile imzasını atıyor meydana. Osmanlı çarşılarına soluk aldıran meydanlar meşhurdur ve o meydanların hakim bir köşesine kurulan camileri burada da görüyoruz. Çarşı Camii adıyla anılan küçük ve hoş bir cami var, avlusunun çıkış kapısı da doğruca çarşının ana girişine bakıyor. Kapalı olduğu için namazımızı kılmak üzere çarşının içinde bulunan Gazi Hüsrev Begova Camii‘ne doğru ilerliyoruz. Sakin bir kalabalık var çarşıda.
Aliya‘nın kabrinde...
Çarşıyı gezmeden önce ziyaret etmemiz gereken çok mühim bir yer var. Bosna‘ nın tarihi olup ömrünü Boşnak Müslümanlar‘ın huzuruna adayan muhterem insan Bilge Kral Aliya İzzetbegovic‘ in kabrine gidip makamına Hz. Fatih‘ in selamlarını ve Türkiyeli kardeşlerinin dualarını iletmek üzere yürüyoruz. Sarajevo‘ ya girdiğimiz andan itibaren fark ettiğimiz bir güzellik var. Burası bize hiç yabancı değil. Sokaklarının sessizliği, evlerin bitişik yapısı ve sıkça karşılaştığımız Türkçe isimler bizleri turistik bir gezi rehavetinden kurtarıyor ve yabancısı olmadığımız sokaklardan geçiyoruz. Yeşil sarıklarıyla yükselen beyaz bedenlere benziyor şehitlikte kabir taşları. ‘Köle olmayacağız‘ diyerek Bosna‘yı savunan, tevazu abidesi Aliya‘nın kabri tam ortada ve gayet sade bir halde, hayatında olduğu gibi vefatından sonra da halkıyla beraber kahraman askerlerinin yanında. Baş ve ayak ucunda bulunan iki mermerden ibaret kabri. Çok az yükseltilmiş olan toprağının yanında usulca oturup Yasini Şerif okuyoruz ve bütün şehitlerimiz için dua ediyoruz. Aliya vefatından sonra da, kabrinin sadeliği ile bizlere kim olduğumuzu ve nasıl yaşamamız gerektiğini nasihat ediyor.
Fatih Camii
Fatih Camii, fetihten sonra Hz. Fatih tarafından yaptırılıyor. Ezan okunurken girdiğimiz avluda gayet sade ve şirin bir şadırvan görüyoruz; buradaki şadırvanların her birinde ayrı bir güzellik var ve devamlı su akıyor çeşmelerden... Avlunun ön kısmında çay kahve içip dinlenilecek bir bölüm var ve biraz ilerde bulunan bahçede gül ağaçlarını görüyoruz. Caminin içi İstanbul motifleriyle bezenmiş. Müezzinlik İstanbul usulüyle yapılıyor. Caminin içinde bayraklarımız var, Boşnaklar‘daki ümmet şuurunu takdir ediyoruz. Namazdan sonra imam ve müezzinle kısa bir sohbetimiz oluyor, Türkiye‘ den geldiğimizi duyunca gözlerinin içi parlıyor, defaatle hoş geldiniz diyorlar. Tekrar görüşmek dileğiyle ayrılıyoruz yanlarından...
İsmet Amca...
İsmet Kasımovic‘ in evindeyiz, kendisi Bosna‘nın eski Milli Eğitim bakanlarından olup, saygın bir bilim adamıdır. Aynı zamanda kitapları ile düşüncelerini ifade eden, 81 yaşında olmasına rağmen Bosna için bıkmadan gayret eden dolu bir insan. Bizi kapıda karşılayıp, sevinçle ağırlıyor hanımı ve kendisi. İkramların ardı arkası kesilmiyor. Uzun uzun anlatıyor, sorularımıza cevap veriyor. Türkiye‘ deki dostlarından bahsediyor. Özellikle Necmeddin Erbakan diyor! Onun yaşadıklarını Aliya da kendi talebelerinde yaşadı, biz bunlara çok üzülüyoruz diyor... Bu sıcak ortamı bırakmak istemesek de İsmet beyi daha fazla yormamak için ayrılıyoruz. Bizi yine kapıya kadar uğurluyor, ellerini öpüp ayrılıyoruz.
Bosna‘dan dönerken, savaşın seyrini değiştiren tüneli ve orada dört yıl boyunca ufacık bir mahzende yaşayarak mücahitlere yardım eden teyzemizin imanını aklımızdan çıkartamıyoruz... Bütün olumsuzlukları silecek bir ümit ışığıdır bu teyzemizin cesareti ve gayreti, Allah kendisinden razı olsun, ömrünü bereketlendirsin, ahiretini hayr etsin inşallah.