Gündem

Yazar Altan Tan: Açılım sulandırıldı

Yazar Altan Tan: Açılım sulandırıldı

Abone Ol

Diyarbakır‘da bulunduğunu ve halkın yaşananları kahırla izlediğini söyleyen Altan Tan, "Kürt halkı bu berbat savaşı içleri parçalanarak izliyor. Bu kardeş kavgasının bir an önce bitmesini istiyor" ifadelerini kullandı.

Genelkurmay Başkanlığı‘nın "terör saldırıları artacak" açıklamasının ardından yapılan saldırılarla çok sayıda askerin şehit olması kamuoyundaki korkuyu had safhaya çıkardı. 30 yılda 40 bine varan can kaybı meydan savaşlarıyla boy ölçüşebilecek noktaya geldi. İRA ile İngiltere güvenlik güçleri arasında meydana gelen çatışmalarda 4 bin ölü varken bu rakam bizde on binler... Geçen yılın bu zamanlarında hükümetin başlattığı "Demokratik Açılım Süreci" ya da "Kürt Açılımı" Türkiye‘de çok büyük bir heyecan ve beklenti doğurmuştu. Ancak aradan geçen bunca zamana rağmen ne gözle görülür somut bir adım atıldı ne de şehit verilmesi engellendi.

Açık oturumlarda Kürt meselesi konuşulurken hakkaniyetli, vicdanlı yorumlarını duyduğumuz ve konu hakkında kitaplar yazan Altan Tan, sürecin başladığından bu yana hükümete acele et çağrısında bulunduğunu ama hükümetin çok ağır davrandığını savunarak, "Başından bu yana projeni ortaya koy, acele et ve sakın geri adım atma dedik ama hükümet ne somut bir proje ortaya koydu ne de elini çabuk tuttu" dedi.

Hükümet acele etmeyince gerek Ankara‘da gerekse de Irak‘ta barış sürecini sabote etmek isteyen güçlerin harekete geçtiğini ifade eden Tan, "Hükümet yetkililerinin düzenledikleri yazarlar toplantısı, "dansözler toplantısı" gibi gereksiz uygulamalarla açılım süreci sulandırıldı" şeklinde konuştu. Türkiye‘nin bu en önemli sorununun bitmesini istemeyenlerin süreci sabote etmek için elinden gelen her şeyi yaptıklarına işaret eden Tan, Hükümetin bu konuda geri adım attığını da savundu.

Diyarbakır‘da bulunduğunu ve halkın yaşananları kahırla izlediğini söyleyen Tan, "Kürt halkı bu berbat savaşı içleri parçalanarak izliyor. Bu kardeş kavgasının bir an önce bitmesini istiyor" ifadelerini kullandı. Çözümün Türkiye sınırları içinde birlikte yaşamak olduğunu söyleyen Tan, "Erdoğan 5 yıl evvel Diyarbakır‘da; bu sorunun adı Kürt sorunudur, bunu çözeceğim. Devletler de hata yaparlar, gerektiğinde devletler halklarından özür de dilerler şeklinde konuşmuştu. Çok olumlu bir noktaydı. Ama gelinen nokta içler acısı" dedi.

Son saldırıların ardından başlayan "taşeron örgüt" tartışmasına değinen Tan, "Dünyadaki hiçbir örgüt bağlantısız değildir. Başka devletlerle veya servisler de işin içindedir" ifadelerini kullandı.

Türkiye‘deki ilk Kürt Raporu‘nu (1995) hazırlayan isim olan siyaset bilimci Prof. Doğu Ergil‘e "rapordan sonra ne değişti" diye sorduk. "Raporun etkisinin olup olmadığını bilmiyorum" diyerek tevazu gösterdikten sonra "Kürtlerin büyük çoğunluğunun mağduriyeti anlaşıldı" ifadelerini kullanan Ergil, "PKK o dönemlerde ayrı bir devlet istiyordu. Ama yüzde 90‘lık bir Kürt kesim Kürt kimliğinin kabul edildiği, Kürtlerin eşit yurttaş kabul edildiği bir ülkede beraber yaşamayı arzu ediyordu. Daha sonra PKK da bu söylemi benimsedi" dedi.

Hükümet sorunu anladı ama cesaret gösteremedi

Bütün bunlara rağmen siyasetin bunu algılayamadığını ve sadece PKK‘yı terörizmle değerlendirdiğini söyleyen Ergil, "Devlet daha şiddetli bir güç kullandı. Ama görülmesi gereken bu değildi. PKK‘nın asıl gücü siyasal beklentileri ve o beklentileri benimseyen geniş bir kürt kesimiydi" şeklinde konuştu. Hükümetin açılımla bunun ayırtına vardığını ve "açılım" ile Kürtlere demokratik haklarının verilmesiyle PKK‘yı marjinalize etmeye çalıştığını belirten Ergil, "Ama hükümet yeteri kadar cesaretli olamadı ve beklentileri karşılayamadı. Bunun üzerine İsrail ve ABD gibi istihbarat paylaşımı yapan devletlerle ara bozulunca da PKK‘nın saldırıları arttı" ifadelerini kullandı.

PKK dışarıdan etkiye açık ama...

Bu noktada "PKK dışarıdaki güçlerin bir aletidir. Onlar istediği zaman PKK‘yı Türkiye‘nin üzerine sürer" şeklinde düşünmenin çok da akıllıca bir davranış olmayacağını söyleyen Ergil, "Evet PKK hemen her örgüt gibi dışarıdan etkilere açıktır ama PKK‘nın güçlenmesini ve hala sürmesini sağlayan içimizdeki durumdur" dedi.

Açılıma son vermek basiretsizlik olur

Açılıma son vermenin çok büyük bir basiretsizlik olacağını vurgulayan Ergil, bu durumun "PKK‘nın ekmeğine yağ süreceğini" ifade etti. "PKK‘nın istediğinin açılıma son vermek olduğunu" söyleyen Ergil, "Buna karşılık açılımın daha hızlı ve geniş kapsamlı bir hale getirilmesi gerekiyor. Ama açılımın ne olduğunu kimse bilmiyor. Bu noktada muhalefetin de desteği önemli" şeklinde konuştu. Olağanüstü Hal tartışmalarına da değinen Ergil, "Başbakan ve Genelkurmay Başkanı bu tartışmalar için "ham hayaldir. Bu zaten uygulandı terörü bitirmedi üstelik daha da kemikleştirdi" derse bu iş biter ve şiddete karşı daha da şiddet diye bağıran masa başı stratejistleri yenilmiş olur" ifadelerini kullandı.

OHAL‘in kimseye faydası yok

Öte yandan bölgede etkin kanaat önderleri ise yeniden konuşulmaya başlanan OHAL‘den rahatsız. Cihan Haber Ajansı‘nın geçtiği habere göre kanaat önderlerinden Şeyh Hüseyin Basreti Hazretleri‘nin torunu Mehmet Oran, olağanüstü hal ve sıkıyönetimin hiç kimseye fayda sağlamadığını belirtti. Oran, "Biz olağanüstü halle, sıkıyönetimle büyüdük. Bu hiç kimseye yaramamıştır, Türkiye‘yi geri götürmüştür. İnsanları mağdur etmiştir. Herkes elbirliği yaparak tekrar kardeşliğin sağlanması için, birlik ve beraberlik için dua etsin. Bu taşın altına herkes elini koysun." dedi.

Bireylerin hak ve hürriyetlerinin genişletilmesi gerektiğini vurgulayan Mehmet Oran, ölen herkes için büyük üzüntü duyduklarını naydetti. Oran, "Sıkıntıları görüyoruz. Dağdaki de ovadaki de hepsi Türkiye‘nin vatandaşıdır. Bu insanlar dağa çıkmışlarsa sebeplerini araştırmak görevimizdir. Devletimizin, bu insanları tekrar kazanmanın üzerinde durması gerekir." şeklinde konuştu.

Siirt‘in en büyük aşiretlerinden Düderan ailesine mensup Ali İlbaş da Türkiye Cumhuriyeti‘ni, bu topraklarda yaşayan Türkler, Kürtler, Araplar ve gayri müslimlerin birlikte kurduğuna dikkat çekti. Yıllarca büyük sıkıntılar yaşandığını ama 2002‘den beri güzel şeyler de olduğunu belirten İlbaş, sözlerini şöyle sürdürdü: "İnkar edilen bir halk vardı. Başbakan sahip çıktı, ‘Kürtler, Türkiye Cumhuriyeti‘nin birinci sınıf vatandaşıdır.‘ dedi. OHAL kaldırıldıktan sonra bir nefes aldık. Bir TV kanalının Kürtçe olması bizi memnun etti. OHAL gibi uygulamalar nefretle kınanacak bir durumdur. 20 yıl olağanüstü hal vardı, olaylar bitmedi. OHAL istemek bir felaket tellallığıdır. Bölge halkı yıllarca çile çekti, işkence, ızdırap çekti, aç kaldı, köyünü boşalttı, şehirlere göç etmek zorunda kaldı. Metropollerde yeniden örgütlere katılmak zorunda kaldılar."

Son söz:

Aslında en başında söylediğimizi şimdi en sonda da söylemeliyiz. Artık bu soruna hak ve adalet temelinde bir çözüm bulunmalı. Artık Türkiye‘nin ne kaybedeceği zamana ne de yitireceği bir cana daha tahammülü var. Bu dosyaya görüş beyan eden aydınların hepsine teşekkürler. Eksiği gediği, yazılmayanı, yazılamayanı çok. Çünkü şairin dediği gibi

"kim ne söylese bu mühim mesele hakkında /mühim kanamalar tespit ediliyor hastanın dosyasında"

Yazarken "örgütün kullandığı dile benzer bir dil" kullanmamaya ayrı bir özen göstermek zorunda hissetmek diğer tarafta da gerçekten gerçekleri ve çözüm önerilerini aktarmaya çalışmak, onların arasından bunlara zarar vermeden çekip almak gibi berbat bir uğraşa soktu belki ama çözüme bir nebze katkısı olacaksa, olsun.

Bir daha "artık bu sorun..." diye başlayan cümle kurmayalım. Bu sorunu çözeceğini iddia eden, bu sorunu çözmeye vazifeli olan, makamlarını, statülerini, üniformalarını gözümüze gözümüze sokan, sürekli ve her vesileyle "buyuran" insanlar da gerekli dersleri çıkarsın artık...