Gündem

Yardım için yollarda

Yardım için yollarda

Abone Ol

İstanbul‘dan Singapura havalanan uçağımız son koltuğuna kadar doldu. Her ülkeden ve her renkten yol arkadaşlarıyla birlikteydik. Yol haritasına göre kuzey yarı küreden adalar ülkesi olan güney-doğu Asya‘yı aşıp Ekvator‘un da altına inecektik.

Cansuyu insani yardım derneği adına Uzak doğu‘nun en güzel ülkesi Endonezya‘ya aynı maksatla ikinci gidişimdi. İlkinde hem deprem hem de Merapi yanardağı lav püskürterek kırk köyü kaplamıştı. Büyük bir merkeze topladığımız insanlara anında sağlık hizmeti götürebiliyorduk.

Sumatra‘ya direk-doğrudan giden uçak yok. Sırayla Singapur ve Malezyayı aşmadan  Adalar ülkesine dolayısıyla Sumatraya varmak imkansız. Deprem bölgesine ulaşabilmek için üç defa hava yolculuğu yapmak zorunda kalıyoruz.  Her yeni havaalanında cep telefonuna yeni mesajlar geliyordu. "Singapur‘a hoş geldiniz. Türkiye Büyükelçiliğine şu numaradan ulaşabilirsiniz." Benzer mesajlar Kuala Lumpur ve Sumatra için de geliyor.  Batı Sumatra adasının merkezi Padang, aynı zamanda depremin de en çok zarar verdiği bir büyük metropol, milyonu aşkın nüfusuyla oldukça kalabalık bir şehirdi.

Dünkü Sumatra

Hafıza-i beşer nisyan ile maluldür fakat dünyanın dikkatini üzerine çeken bu olay hatırlanacaktır. Güney doğu Asya depremi ve meydana gelen o dehşet tsunami, 2005 yılında 9.2 şiddetindeydi ve yine on dakika sürmüştü. Sismograflara göre dünyada bilinen en uzun sarsıntılardandı.  Okyanus dibinde zemin çökmesiyle serbest kalan kontrolsuz enerjiyle de oluşan tsunami-liman dalgasıyla 230 bin insan hayatını kaybetmişti.

Yer kabuğu kırıklarıyla bölge haritası değişmişti. Açedeki iki Türk köyünden biri de tüm meskun alanları hatta mezarlığıyla birlikte, çarptıktan sonra denize geri dönen dev dalgaların getirdiği kum ve çamur kütlesinin altında kalmıştı. Yerliler köyün eski yerini tesbitte dahi zorlandılar. Bölgeye dünyada ve Türkiyede var olan insani yardım derneklerinin gösterdiği ilgi ve hamiyet olağanüstüydü. Neredeyse her vakfımız ve derneğimiz okul, cami ve yetimhane dışında Açe mağdurlarına mahalleler ve köyler kurdular. İrtibatlarını da kesmediler. Cansuyu olarak bizler bölgeye yeni imkanlarla döndük ve nerede kalmıştık? Dedik ve yeniden yardımlarımıza muhtaç olan kardeşlerimiz için gayretle çalışmaya başladık.

Cansuyu Sumatra‘da

Cansuyu, özellikle Kuala Lumpurda bizleri bekleyen Pkpu-Partner kuruluşumuzla birlikte altı hekim ve eczacının katılımıyla, bir büyük hastane veya otuz adet sağlık ocağını donatacak güçte çoğu da semptomatik ilaç kolilerini yanımızda götürüyoruz. Bir ton tıbbi malzemeyle bielikte ilacı daha önce kargoyla gönderiyoruz.  Ekip halinde indiğimiz Sumatrada önce sağlıklı bir alan taraması yapıyoruz.

Devam eden artçı sarsıntılardan dehşetle ürperen ve yıkık damlar ve çatlak duvarlarla çevrili evlerin içine girmeye korkan insanlar avluda kalıyorlardı. Tehlikesiz çadır ve çardaklara ihtiyaçları vardı ve açlıkla karşıkarşıyaydılar. İlk girişimle, Padang şehrine bağlı ulaşımı zor dağ köylerinde altıyüz aileye içinde onar kişinin rahatça kalabileceği barınaklar yaptık. İskeletleri bambu kamışı profiliyle yapılan ve özel tenteyle örtülen portatif evler takib etti çalışmaları.

Dağ köylerindeki her aileye onar kilogram pirinç dağıtıldı. Her bebeğe bir ay yetecek miktarda pastörize paket süt verildi. Peşinden çocuklu annelerin evlerine ayrı ayrı uğruyoruz ve eksikleri denetliyoruz.

Çadırların kuruluşundan acil gıda dağıtımına kadar Pkpu mensubu ikiyüz gönüllü genç görev alıyor.  Bizim eski MGV‘liler gibi bilinçli, inançlı ve idealist gençlerin sürükleyici önderliğinde Türkiyeden getirdiğimiz Cansuyunun imkanlarını deprem bölgesinin en zor köylerine kadar ulaştırmak mümkün oluyor.

Elimizde not defterimiz ilginç gördüğümüz her parıltıyı kaydediyoruz. Devlet hava alanında yüzde sekseni Müslüman olan vatandaşları için yazılan tebrik tabelası hala asıldığı yerde duruyor. Uluslar arası havaalanı giriş kapısında kocaman harflerle ve renkli olarak yazılmış: "Salamat İdıl Fıtri. 1 Şevval 1430 Hicri" Ramazan bayramınız kutlu olsun.  İşte, Devletten, resmi ideolojiden kendi halkına karşı sınırsız saygı.

Güney-doğu Asya nerdeyse her yıl farklı bir doğal afetle sarsılıyor. Ancak bu sonbahar, önce kendi vatanımızda ve canım İstanbulumuzda mevsim normalleri dışında yağışlar ansızın boşalınca, yanlış yapılanan İkitelli semtini altüst etmiş onlarca can almıştı. Aynı gün Avrupada ve Sicilya adasında meydana gelen sellerden asfalt yollar yırtıldı, tahrib oldu. Dünya başkenti İstanbulda ulaşım durdu, evler, yollar çamurla doldu. Yaralılar hastanelere kaldırıldı, 24 kişinin cesedi bulundu, 65 kişi kayıp. Yine aynı günler Hindistanda muson yağmurlarının sebep olduğu sel baskınlarında yüzlerce insan boğuldu onbinlercesi de evsiz yersiz, barınaksız ortada kaldı. Endonezya gibi bir adalar ülkesi olan Filipinler de şiddetli fırtınalar, kasırga ve tornadolarla 314 kişi öldü ve iki buçuk milyon insan evsiz kaldı. Birlikte Gazzede görev aldığımız bölge uzmanı Muhammed Budak yönetiminde Cansuyu Filipinlere de uzandı elhamdulillah.

Viyetnam ve Kamboçyada yine kasırga ve sel yüzünden insanlar evlerini kaybettiler, açlık ve hastalık tehlikesiyle kuşatıldılar.

Yardım çağrısı

Endonezya ise Rihter ölçeğine göre 8.3 şiddetinde bir depremle sarsıldı. Bu sefer de Sumatra adasnın büyük okyanusa bakan batı yakası vurulmuştu. Deprem merkezi-episentiri Padang eyaleti ve özellikle Pariyaman şehriydi. Yollar yarılmış trafolar yıkılmış ve dört köy haritadan silinmişti.

Televizyonlar son haber bültenlerinde zelzele haberini geçmişti. Alt yazılarda "son dakika. Dikkat flas haber!" spotları durmadan akıyordu. Felaket mahallinden verilen görüntüler ise bize acısını iliklerimize kadar yaşadığımız  Gölcük depremini bütün dehşetiyle hatırlatıyordu. Ertesi gün yayınlanan gazetelerin başlıklara çektiği haberler ve manşetler önemliydi.

"Asya yine ağlıyor"

"Endonezya yardım bekliyor"

"Sumatra 8.3 şiddetinde sallandı"

"Endonezyada ölü sayısı ikibini aştı"

"Deprem sonrası tsunami alarmı verildi"

"Pasifikte deprem tsunami faciası".

Gönüller - vakıfcanlar

Gönülle otellerde rahat rahat kalmıyorlar. Depremzedelerin bulunduğu mahallede onlarla birlikte kalıyorlar. Bahçelerin içinde kuş sesleri arasında iki katlı ahşap bir binada yerlere serilen battaniyeler üzerinde kalıyorlar.  Binanın alnında nesih - hat ile ?Allahu Vahde" yazılı.

Gönüllü gençler gündüz geç vakitlere kadar deprem alanına dağılıyorlar. Çadırları geriyor, bambuları biçiyor, çakıyor, yerleştiriyor ve ihtiyaç sahiplerine teslim etmek için koşuşturuyor hava kararınca da geceyi geçirmek için bu ormanlar içindeki asude eve dönüp yere uzanıyorlar:Allahu Vahde.

Ertesi sabah aynı Cansuyu gönüllüleri, yeni buluş bir metodla evlere su kuyusu açıyorlar. Hatta üç ile sekiz metreden su çıkarabiliyorlar. Dışardan verilen tazyikli suyu keskin uclu metal bir boruyla yeri-zemini delerek alt katmanlara giriyorlar. Sonra da kolayca su çıkıyor. Bu işlemi de motorla değil kol gücüyle yapabiliyorlar.

Yerli halk hayata pratik bakıyor. Canlı trafiğin yaşandığı araçların gidip geldiği asfaltın kenarına geniş yapraklı bir sıra patlıcan ekili. Yumruk büyüklüğünde taze siyah patlıcanlar yola taşıyor. Bizim Karadeniz sahilinde de kara lahanaları asfalt kenarında bir sıra halinde görmek mümkün. Aklın yolu bir.

Depremden hafif duvar çatlaklarıyla kurtulmuş Mescit Aynelyakınde Cuma namazını kılıyoruz. İkindine doğru da Takva Beyturrahman Mescidinin geniş avlusunda topladığımız köylülere Cansuyu poşetleri içinde pirinç, süt tozu ve geçici bambu profilli konutları dağıtıyoruz.

Depremden yara almamış bir okulun önünden geçiyoruz. Örtülü ve temiz giysili kızlar kitap çantaları ellerinde dışarıya çıkıyorlar. Meğer bu bina Kuran Kursu imiş. Kapıdaki tabela MİFTAHUL HÜDA. Yani İlahi Anahtar.

Her yaşta yanımızdan geçen Endonezyalıların hemen hepsi yüzlerine bakıldığında, gözgöze gelindiğinde dişlerini göstererek gülümsediklerini görüyoruz. Dinimizde tebessüm sadakadır. Yani sadaka da bir ibadet türüdür. Endonezya Müslümanları ibadeti gelenek halinde yaşıyorlar. Ne mutlu.