Uzun yıllardan beri terör örgütü DHKP-C’nin varlığı

bilinir. Bazen harekete geçer, cinayetler işler daha sonra uzunca bir süre

sessizliğe bürünür. DHKP-C ya da bir başka terör örgütünün sessizliğe büründüğü

dönemlere uyuduğu, eylem dönemleri de uyandırıldığı şeklinde nitelendiriliyor.

Ankara’da ABD Büyükelçiliği’ne yönelik intihar saldırısının ardından DHKP-C

örgütü ve intihar saldırısı ABD basınında geniş yer alıyor. Yorumlarda DHKP-C,

‘Uykudaki terör grubu’ olarak nitelendirilerek bu örgütün 90’lı yıllarda iki

ABD’li askeri müteahhidi öldürdüğü ve İstanbul’daki ABD Konsolosluğu’na roket

attığı hatırlatılıyor. Bu arada ABD basınında yer alan haber ve yorumlarda

örgütün Marksist bir fikri yapıya sahip olduğu hatırlatılarak ABD’nin Ankara

Büyükelçiliği’ne yönelik intihar saldırısı ile Türkiye’nin ABD’yle yakın

işbirliği arasında bağlantı kuruluyor. Elbette Türkiye’nin ABD ile işbirliğinin

boyutlarını ABD basınından öğrenmeye gerek yok. Bu yakın ilişkinin ülkemiz

aleyhine sonuçlar verdiğini, uluslararası planda bizi doğrudan ilgilendirmeyen

konularda işin içine girmek zorunda kalışımızda biliniyor. Yalnız Türkiye’nin

ABD ile ilişkilerinin ülkemiz aleyhine sonuçlar vermesinden rahatsız olmak için

Marksist olmak gerekmediğini belirtmem gerekiyor. İsrail ile kol kola girmiş

bir ABD’nin bölgemizi yeniden dizayn etme plan ve çabaları sadece Türkiye için

değil tüm bölge ülkelerinin aleyhine geliştiğini görmek ve söylemek için allame

olmaya da gerek yok.

Esas üzerinde durmak istediğim husus ABD medyasında

yapılan yorumlarda  ‘Uykudaki terör

grubu’ nitelendirmesidir. Çünkü terör gruplarının tamamen bağımsız, uykuya

çekilme ya da uyanıp harekete geçmeye kendilerinin karar verdiklerini düşünmek

eksik olur. Çoğu zaman terör örgütlerinin arkasındaki güçlerin -bunlar ister

devlet, ister istihbarat örgütü şeklinde olsun- dünyanın çeşitli bölgelerindeki

terör örgütleri ile işbirliği yaptıklarını söylemek yanlış olmaz. PKK’ya ABD,

İsrail ve bazı AB ülkelerinin verdiği destek unutulmamalıdır. Bu bakımdan ABD

elçiliğine yönelik intihar saldırısı sebebiyle uykudan uyandığı belirtilen

terör örgütünün arkasındaki güç ya da güçleri doğru tespit etmek gerekir. Bu

tespit örgütün hangi güç tarafından uykuya itildiği ve uyandırıldığını da

gösterecektir. Denebilir ki bir takım ülkeler istihbarat örgütleri eliyle bazı

terör gruplarını yönlendirmekte, aralarında bir nöbet çizelgesi oluşturarak

zaman zaman nöbet değişimini gündeme getirmektedirler. Olaya bu açıdan bakınca

terör örgütü PKK’ya silah bıraktırılmaya çalışıldığı bir dönemde DHKP-C’nin

uyanmış ya da uyandırılmış olması bir tesadüf olabilir mi PKK uykuya yatırılıp

yerine bir başka terör örgütü mü piyasaya sürülecek sorusu akla gelmez mi

Medyaya yansıdığı kadarıyla PKK terör örgütünün

tasfiyesinden çok sınır dışına çıkartılması gündemde. Tasfiye

edilmemiş/edilememiş bir terör örgütünün sınır dışına çıkması/çıkartılması bir

bakıma uykuya terk edilmesi anlamına gelmez mi

Artık dünyanın çeşitli ülkelerinin bazı terör gruplarını

himaye ederek destek verdiği bilindiğine göre -Sabancı’nın katil ya da

katilleri Avrupa’da ülkeden ülkeye yakalanmadan dolaşabilmeleri bunun açık

ifadesidir- PKK’nın silah bırakması ya da bırakmış görünmesi ile Türkiye’nin

başı terör belasından kurtulmuş olmayacak.

Nöbete yeni terör örgütleri sürülecek demektir. Bu arada

terör örgütlerinin fikri mensubiyetlerinin fazla bir önemi olmadığını

söylememiz de yanlış olmaz.