Güven duygumuzun temeli ailede atılır. Bu konuda anne baba konuyla ilgili olarak birinci derecede sorumluluk sahibi olan kişilerdir demek yanlış olmaz.
Öncelikle anne baba olarak bizim özgüvenimiz veya özgüven sorunlarımız çocuğa da birinci derece de yansır ve çocuklarımız buna göre şekillenir. Diğer taraftan aile çocukla kurduğu ilişkilerinde onu takdir ettiğinde, olumlu taraflarını ifade etmekten kaçınmadığında çocuğun güven duygusu gelişir ve "ben değerliyim" inancına sahip olur. Ailenin çocuğa tavrı çocuğun özgüvenini şekillendiren bir unsurdur.
Davranışlarını kontrol etmeye başlarız
Çocuğun doğumundan itibaren evde bir takım kurallar koyarak onun davranışlarını kontrol etmeye başlarız. Bu kontrolü yaparken her zaman tutarlı ve dengeli davranmak mümkün olmayabilir. Bazı aileler gereğinden fazla çocuklarını koruyarak tüm bağımsızlık girişimlerine engel olurlar ve bağımlı panik bir kişilik geliştirmesine neden olurlar.
En çok yaptığımız hatalı davranışlardan bazılar kısaca şunlardır:
Sürekli çocuğun yaptığı olumsuz davranışları görmek
Olumlu davranışlarını fazla vurgulamamak.
Hükmetme, bağırma, azarlama, cezalandırma, baskı yapma, alay etmek.
Çocuğu yaşıtlarıyla veya kardeşleriyle kıyaslamak, başkalarının yanında küçük düşürmek.
Bu tür davranışlar çocuğun özgüvenini olumsuz yönde etkiler. Dolayısıyla bu davranışların çok sık vurgulanması çocuğun benliğinde olumsuz etkiler doğurur.
Neler yapılabilir?
Çocuğun özgüvenini gelişmesine katkı sağlamak istiyorsak öncelikle onu takdir etmekten kaçınmayacağız. Yani, çocuğa bir takım kuralları vermenin ve bunu kalıcı hale getirmenin yolu, onun olumlu davranışlarını vurgulamak ve benliğine zarar verici cezalardan kaçınmakla mümkün olur. Çocuğa özgüven kazandırmak için aile çocuğa küçük yaşlardan itibaren üstesinden gelebileceği sorumluluklar vermeli, başardıkça ödüllendirmelidir. Bunun yanında aile, başarmak için cesaret vermeli, girişimlerine fırsat tanımalı sosyelleşmesi için ortamlar hazırlamalı arkadaşlarıyla oyun oynaması için onu cesaretlendirmelidir.
Hayattan Esintiler
Öğretmene düşen görevler
Çocukta ortaya çıkan güvensizliğin ortadan kaldırılması için öğretmene ve çevreye önemli görevler düşer.
Öncelikle aile için geçerli olan kurallar okul ve sosyal çevre için de geçerlidir. Girişimlerinden dolayı suçlamamak eleştirmemek cezalandırmamak özellikle dayak yoluna başvurmamak övgülerle cesaretlendirmek sınıf ortamında da geçerli olan durumlardır. Bu konuda öğretmenin üzerine düşen sorumluluğu alması ve çocuğa yardımcı olması gerekir.
Ailenin okulla ve çocuğun öğretmenleri ile her zaman diyalog içinde olmasında fayda vardır. Çocuklar için okul ortamı pek çok özelliğin kazandırılabileceği ideal bir sosyal ortamdır.
Burada arkadaşıyla farklı ilişki şekilleri deneyerek sağlıklı iletişim kurmaya ve kendini ifade etmeye fırsat bulan çocuk böylelikle özgüvenini de geliştirme fırsatı bulur.
Öğretmen, çocuğun güven sorunu varsa, ona sınıf içinde birtakım sorumluluklar vermeli, sosyal aktivitelere yönlendirmeli ve girişken olma fırsatı sağlamalıdır.
Bilinmelidir ki, okula giden bir çocuğun özgüvenin gelişmesi aile kadar sosyal çevrenin okulun ve öğretmenin de sorumluluğundadır.
Özgüven eksikliği yaşayan bir çocuğa özgüven kazandırabilmek zor zahmetlice ve uzun bir süreç gerektirir. Fakat imkansız da değildir.
Bu konuda anne babaya pratik olarak şu öneriler verilebilir:
* Çocuklarınızın önünde asla eşinizle çatışmaya girmeyin.
* Çocukların olumsuz özellikleri yerine daha çok olumlu özelliklerini görmeye çalışın.
* Çocuklarınızı başkalarının önünde azarlamayın eleştirmeyin
* Başkalarıyla kıyaslamayın
* Başarabileceği sorumluluklar verin cesaretlendirin motive edin.
* Tembel ‘aptal‘ beceriksiz‘ gibi olumsuz sıfatlarla etiketlemeyin.
* Emir vermeyin rica edin.
* Koşulsuz ve sevecen bir ilişkiniz olsun.
* Ona karşı hatalarınızı başarısızlıklarınızı ve eksiklerinizi kabul edin. Hata yaptığınızda çocuğunuzdan özür dileme cesaretini gösterin.
Babalar da ağlar
18 yaşındaki okurumuz babasıyla ilgili duygularını şöyle ifade etmiş: "Ben büyük annemle birlikte büyüdüm. Büyükannem sürekli "erkekler ağlamaz, baba dediğin dimdik ayakta olur, öyle mızmızlık filan yapmaz ağlamaz" derdi. Ben de erkeklerin hiç ağlamadığını sanır ve babamı her zaman güçlü görmek isterdim. Ama iki yıl önce bu düşüncem tamamen değişti. Babam abimi askere uğurlarken boynuna sarıldı ve hüngür hüngür ağladı. O an irkildim, büyükannemin sözleri aklıma geldi, bir an babamın değiştiğini kendinden bir şeyler kaybettiğini düşündüm. O akşam ilk defa onu anlamaya çalıştım ve bu düşüncemin yanlış olduğunu hissettim. Bizler büyüklerimizin sözlerini hiç sorgulamadan alıyoruz o yüzden bazı yanlışlar yapabiliyoruz. Büyük annem benim hayatımda önemli bir kişiydi ama bu düşüncesi doğru değildi. Erkekler de insandı ve erkekler de ağlayabilirdi. Bu insani bir duyguydu. Buna inanıyordum..." Okuyucumuzun da dediği gibi, büyüklerimiz erkekler ağlamaz sözüyle zihnimizde farklı bir baba imgesi oluşturmaya çalışırlar. Oysa onların bu düşünceleri hiçbir zaman gerçek hayatta yerini bulmaz. Neden ağlamasın ki? Eğer baba da insan ise, baba da şefkat taşıyorsa babanın da yüreğinde merhamet varsa neden ağlamasın... Eğer yüreğine bir kor ateş düşmüşse babalar da ağlar, dedeler de ağlar bütün erkekler de ağlar. Ağlamak onları küçültmez aksine insan olduklarını gösterir.



