Gündem

Srebrenitsalı anneler mücadele örneği

Srebrenitsalı anneler mücadele örneği

Abone Ol

Bosna-Hersek‘teki savaşta 1995 Temmuz‘unda 8 bin erkeğin katledildiği Srebrenitsa‘da eşlerini, çocuklarını ve yakınlarını kaybederek hayatta yapayalnız kalan anneler, hayata küsmek yerine dünyanın dikkatini Srebrenitsa soykırımına çekmeyi başardı.

Avrupa‘nın İkinci Dünya Savaşın‘dan sonra yaşadığı en büyük trajedi olan Srebrenitsa soykırımı, ülkenin doğusunda yer alan, bir zamanlar doğal güzellikleri ve şifalı kaplıcalarıyla ünlü kentin sosyal yapısını altüst etti. Boşnak aileleri erkeksiz, çocukları babasız, anneleri evlatsız bırakan bu soykırımın acısı, aradan geçen 15 yıla rağmen hiç dinmedi.

Bir zamanlar evlatları ve kocalarıyla yaşadıkları mutlu hayatları ansızın yok edilen ve hayatta yapayalnız kalan Srebrenitsalı annelerin her birinin hayatı ayrı bir hikaye, her birinin yaşadığı olaylar insanın kanını donduruyor. Mutlu hayatlarının yok edildiği kente her şeyi göze alarak dönen, burada her türlü tehditle karşılaşan, yıkılmış ve harabe edilmiş evlerinin tek gözlü bodrumlarında yaşamak zorunda bırakılan bu anneler, hayata küsmek yerine, acılarını yüreklerine basarak, haklı davalarını dünyaya anlatmak için çaba harcıyor.

Yaşadıkları topraklara geri dönerek sönen ocaklarına tekrar hayat veren bu anneler sayesinde Srebrenitsa kurbanları toplu bir şekilde Potoçari Mezarlığına gömülerek, burası adeta uçsuz bucaksız "beyaz zambaklar ülkesi" haline getirildi ve soykırım burada tescillendi.

Lahey, soykırımı kabul etmek zorunda kaldı

Her biri ayrı tarihte çocuklarını doğuran, her biri farklı yaşta olan bu annelerin en büyük özelliği, hepsinin aynı tarihte yakınlarını kaybetmesi ve hepsinin bu olayın ardından hayatta yapayalnız kalması. Ancak bu anneler hayata küsmek yerine, haklı davalarını dünyaya anlatmak için dernekler kurdu ve sosyal hayatın içine girdi. Bu annelerin çığlıkları sayesinde BM ve Lahey‘deki uluslararası savaş suçları mahkemesi, 2004 yılında Srebrenitsa‘yı "soykırım" olarak tanımak zorunda kaldı.

İşte o annelerden bazıları, dramlarını, hüzünlerini, yalnızlıklarını, katliamdan önce ve sonraki yaşamlarını ve verdikleri mücadeleyi anlattı.

Srebrenitsa ve Zepa Anneleri Derneği Başkanı Munira Subaşiç, katliamda kocasını, oğlunu kız kardeşini ve akrabalarından 22 kişiyi kaybetti. "Oğulumu Srebrenitsa‘da doğurdum, Srebrenitsa‘da kaybettim" diyen Subaşiç, 11 Temmuz günü Srebrenitsa‘nın işgal edilmesi üzerine Potoçari‘deki Hollanda birliğinin bulunduğu kampa gittiklerini söyledi. O zaman 18 yaşında olan oğlunun korkudan hastalandığını ve kaçamadığını ifade ederek, "12 Temmuzda gözümün önünde Sırp komşum onu alıp götürdü ve bir daha da oğlumu göremedim. Oğlum bana son kez, ‘Anne üzülme, her şey iyi olacak‘ sözünü söyledi" dedi.

"Adalet hâlâ yerini bulmadı"

Adaletin hâlâ yerine geldiğine inanmadığını ve katillerin hâlâ yakalanmadığını belirten Subaşiç, "Biz adaleti görmek için savaşımızı veriyoruz. Allah bizim sağ kalıp bir şeyler yapmamızı istedi" ifadesini kullandı. Kendilerinin evlerine kapanıp acılarıyla baş başa kalmak ve hayata küsmek yerine, Srebrenitsa‘nın acısını dünyaya anlatma yolunu tercih ettiklerini söyleyen Suşabiç şöyle konuştu:

"Bu işe ilk olarak, Srebrenitsa‘nın kurbanlarının toplu mezarlardan çıkartılıp farklı farklı yerlere gömülmesini engellemekle başladık. Bu kapsamda başta dernek olarak 12 bin 500 kadının imzasını toplayarak şehitlerin nerede gömüleceklerini söyledik. Bu teklifimiz kabul edildi. Bunun üzerine şu andaki Potoçari mezarlığının yapımı başlatıldı. Tarihte ilk defa bir soykırım yerinin çizgileri, beyaz zambaklarla işaretlendi. Srebrenitsa sadece utanç yeri değil, bütün dünyanın da aynasıdır. BM bayrağı altında kan döküldü ve askerlik onuru ayaklar altına alındı."

Oğlunu yanından alıp götüren komşusuyla şu anda yine Srebrenitsa‘da karşılaştığını ve onun yüzüne bakma gereği bile duymadığını söyleyen Subaşiç, şöyle devam etti:

"Yıllarca komşuluk yaptık, sırtımızdan vurulduk"

"Çünkü giden evladım zaten gitti. Biz bu insanlarla yıllarca komşuluk yapmıştık, ancak komşuluklarının bedeli evlatlarımızı katletmeleri oldu. Şu an biz yine doğduğumuz topraklardayız. Biz utanılacak bir şey yapmadık, onların utançları Potoçari mezarlığıdır. Her gün orayla zaten yüzleşiyorlar."

Subaşiç, kendilerinin savaş zamanında kiliseye dokunmadıklarını ve onu koruduklarını ifade ederek, "Çünkü o bizim de kilisemizdi, ama onlar kenti işgal ettikleri zaman ilk işleri camileri yıkmak oldu" dedi.

Srebrenitsa‘ya 2001 yılında döndüğünü ve çok zor koşullar altında burada yaşadığını belirten Subaşiç şunları söyledi:

"Bize karşı şu anda psikolojik savaş yürütülüyor. Ancak biz savaşı değil, barışı ve adaleti savunuyoruz. Birçok anne ilaçlarla ayakta kalabiliyor. Bu annelerden her gün biri acılarından ve üzüntüsünden yaşama veda ediyor. Aslında 1995 yılında hepimiz öldürüldük, sadece bazılarımız hâlâ toprağa gömülmedi. Onlar da mücadelelerinin tamamlanmasını bekliyor. Yaşananları her yerde anlatıyorum. Konuşmak belki riskli, ama susmak da günahtır."

Srebrenitsa soykırımı

Bosna-Hersek‘in doğusunda bulunan Srebrenitsa, BM‘nin "güvenli bölge" ilan ettiği Saraybosna, Bihaç, Gorajde, Zepa, Tuzla gibi yerlerden biriydi. Srebrenitsa‘nın bu özelliğinden dolayı komşu bölgelerden de mülteci akını olmuş ve katliam öncesinde 45 bine yakın bir nüfus Srebrenitsa‘da toplanmıştı.

Srebrenitsa‘daki Boşnak erkek ve 14 yaş üstü çocuklar, Bosnalı Sırp birliklerinin komutanı Ratk Mladiç‘e bağlı birliklerce sığındıkları Hollandalı birliklerin elinden alınarak otobüslere ve kamyonlara doldurulup götürüldükleri ormanlık alanlarda, kapatıldıkları fabrikalarda katledildi. Cenazeleri ise toplu mezarlara gömüldü. Srebrenitsa yakınlarında bulunan 13 ayrı toplu mezarda binlerce Boşnak erkeğine ait ceset bulundu. Srebrenitsa‘da katledilen 8 bin 372 Boşnak‘tan 2 bininin cesedi ise hâlâ bulunamadı. Srebrenitsa katliamının baş sorumlularından vahşi Ratko Mladiç hâlâ yakalanamadı. Srebrenitsa katliamı, BM ve Lahey Adalet Divanı tarafından "soykırım" olarak kabul edildi. Ancak Boşnaklar, "soykırımın" sadece Srebrenitsa‘da değil, tüm Bosna‘da yapıldığının kabul edilmesini istiyor.