Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu verilerine göre, Türkiyede her yıl ortalama beş yüz bebek sokağa bırakılıyor. Özellikle büyük şehirlerde bilonça daha büyük çıkıyor ve sokağa terk edilen çocuklar vatandaşlar tarafından ilgili kuruluşlara teslim ediliyor.
Kentleşmenin ve aile sorunlarının artmasıyla ilişkilendirilen bu sorun uzmanlar tarafından da değerlendiriliyor. Sosyal kontrol mekanizmasının baskın olduğu şehirlerde bu gibi sorunların daha az görüldüğü tespit ediliyor. Buna karşın büyük şehirlerde, ailenin dağılması, çocukların yakın akrabalardan mahrum kalmaları sosyal dayanışma ruhunun zayıf olması, maneviyattan yoksun bir nesilin ortaya çıkması çeşitli sorunlara kapı aralıyor. Sokaklara terk edilen çocuklar ise bu hataların bedelini ödüyorlar.
Terk edilen bebekleri zor bir hayat bekliyor. Zira bu çocuklar, çocuk esirgeme kurumuna yerleştiriliyor, burada devlet imkanlarıyla büyüyorlar ancak hiçbir şey onların aile açlığını gideremiyor. Bu kurumlar barınma, yeme içme ve meslek edindirme gibi bazı sorumluluklarını yerine getirebiliyorlar. Ama anne açlığını hiçbir şey gideremiyor. Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu çocukları hayata kazandırmaya çalışsalar da, ailenin korunması ve çocukların anneleriyle birlikte yaşamaları herkesin temennisidir. Aileyi korumaya yönelik çalışmalar ise çok yönlü olarak devam ediyor.
GENÇLER EVLENMEKTEN KAÇIYORLAR
Günümüz gençleri, otuzundan önce evlenmeyi düşünmüyorlar. Bunda ailenin ve çevrenin yönlendirmelerinin ve karşı cinsle ilişkilerin sınırlarındaki aşınmaların etkisi büyük. Aile çocuğum üniversiteyi okusun, meslek sahibi olsun, birkaç yıl daha çalışsın ondan sonra evlenir diye düşünüyor. Elbette, evlenecek kişinin ailenin ekonomik ihtiyaçlarını karşılayacak yeterlilikte olması beklenir. Ancak günümüz hayat şartları bunun çok daha ötesine geçiyor ve gencin durumu evlenmeye elverişli olduğu halde erteliyorlar. Mesela genç önce okulu bitireyim diyor ve üniversiteyi bitiriyor, işe girmek için çaba gösteriyor ve istediği işe giriyor, daha sonra işimde ilerleyeyim, yüksek lisans yapayım, biraz daha para kazanayım derken otuzuna geliyor.
Evliliklerin ertelenmesinde, karşı cinsle ilişkilerde sınırların aşılması da etkili. Dini yaşantıdan uzaklaşan genç, evlenmeden önce karşı cinsle, gezip tozuyor, pastane sohbetleri yapıyor, internet üzerinden görüşüyor ve her şeyi tüketiyor. Evlenmeyi sadece çocuk sahibi olmak için arzu eden bu kimseler evlendiklerinde de çeşitli sorunlar yaşayabiliyorlar.
Dinimiz evlenecek durumda olan gençlerin evlenmelerini tavsiye eder. Ancak ne yazık ki, kendilerini modernizmin taşıyıcı olarak tanıtan kesimler, evliliğin gereksiz olduğunu ifade ederken, nikahsız birlikteliklere vurgu yapıyorlar. Ekranlarda boy gösteren, popüler kimseler ise bu konuda gençleri etki altına alabiliyorlar.
BİZİM ÇOCUKLARIMIZA NE OLDU?
Günümüzde aile kurumu ciddi anlamda yara aldı. Sorunlu ailelerde büyüyen gençler ise ne yazık ki kayıp bir nesil olarak gözlerden kaybolup gidiyorlar. Bu konuda sadece batı tarzı bir hayatı tercih eden kimselerin çocukları değil muhafazakar dindar kesimde yer alan kimselerin evlatları da büyük yara alıyor. Dizilerin etkisi, internet, ailenin çözülmesi, insanların maneviyattan uzaklaşmaları bu içler acısı sonuçları ortaya çıkarıyor.
Geleneksel aile yapısında, kadın erkek rolleri belirlenmişti ve aile bireyleri bu roller çerçevesinde hareket etmekteydiler. Buna göre kadın, önceliğini evine ve çocuğunun bakımına ayırırdı. Erkekler ise evin geçimini sağlamak için çalışır ve aileyi korurdu. Artık kadınlar da çalışıyor ve çalışan kadınların büyük bir kısmı çocuğunun eğitimini bakıcıya bırakıyor. Aile küçülüyor, tek çocuklu ailelerin sayısı artıyor, çalışan anne çocuğuna yeterince vakit ayıramıyor. Çalışmayan kadınlar kendilerini yetersiz görüyorlar bu da annelik kavramının önemine gölge düşürüyor.
Günümüz hayat şartlarında, kadın da çalışmak durumunda olabilir. Ayrıca kadınlar eğitimlerini tamamlayarak, kariyer de yapabilirler. Çalışıp para kazanabilirler, yeteneklerini değerlendirirek insanlara faydalı olabilirler. Ancak bütün bunlar onun annelik rolünün önüne geçmemelidir. Çünkü annelik onun en önemli sorumluluğudur ve bu sorumluluğunu yerine getirerek kadın topluma insan yetiştirmektedir.
ONLARI BİZ BÜYÜTÜYORUZ
Unutmayalım ki, aldatan, yalan konuşan, ihnanet eden ve dayak atan erkekleri biz anneler yetiştiriyoruz. Eğer bu sorunların ortadan kalkmasını istiyorsak, çocuklarımıza küçük yaşlardan itiaren sadakati, sevmeyi, kul hakkını ve emeğin değerli bir şey olduğunu öğretmeliyiz. Anneler oğullarını ya da kızlarını evlendirirken onlara eşleriyle geçirdikleri yılların ve evliliklerine verdikleri emeğin çok daha değerli olduğunu ifade etmelidirler.
Bilindiği üzere, çocuk aileyi örnek alır ve kendi ebeveynini taklit eder. Bu nedenle ailelerin çocuklarına örnek olmaları ve yol göstermeleri gerekir.
ANNELERİN DİKKATİNE!
Çocuklarınıza kul hakkını öğretin
Çocuklarınıza iyi kötü kavramını küçük yaştan itibaren anlatın
Çocuklarınıza huzur dolu bir hayatın ancak Allah‘ın rızasına uygun yaşamakla mümkün olabileceğini öğretin.
Çocuklarınıza sorumluluk bilinci verin.



