Gündem

Şiddeti önleyecek tek unsur kadınlar

Şiddeti önleyecek tek unsur kadınlar

Abone Ol

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu: Şiddeti önleyecek tek unsur kadınlar.

Şiddeti kökünden önlemenin yolu kadını eğitim açısından en üst seviyeye getirmektir. Bireyselleşmesini sağlamaktır. Yaptığımız araştırmada suç işleyen gençlerin ve çocukların annelerinin en azından okumasının yazmasının olmadığı ortaya çıktı.

Röportaj: Adnan Öksüz

Şiddet‘in analizi deyince Türkiye‘de ilk akla gelebilecek isimlerden biri Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Öğretim Üyelerinden Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu. Spor Psikolojisi, Adli Psikiyatri, Sosyal Psikiyatri ve şiddet alanında 7 kitabı yayınlanan ve organizasyonları olan Balcıoğlu Yeşilay başta olmak üzere farklı spor-sivil toplum kuruluşlarında görev aldı.

Merhum Prof. Dr. Ayhan Songar‘ın ekolünden gelen Balcıoğlu ile Türkiye‘de gittikçe artan şiddetin nedenleri ve çözüm yolları üzerine konuştuk..

* Şiddetin kaynağı nedir, sizce?

- Ben bir hekim olarak şiddeti öncelikle bir sağlık problemi olarak ele alırım. Bana gelen birisine acaba bu kişinin sağlık problemi var mı diye önce bakarım. Hasta olan bir kişi şiddet uygulayabilir. Bedensel bir hastalığı var mı yok mu bakarım. Örnek, hormon bozuklukları olan bir kişi şiddet uygulayabilir. Tiroid hormonlarının arttığı durumlarda kişide akıl hastalığına benzer bir tablo ortaya çıkıyor. Annesini öldürmüş kişi gördüm böyle... Veya tiroid hormonları fazla olan kişide depresyon ortaya çıkıyor. Bunlara ilaç tedavisi yapıyoruz. Diğer hormonların da azlığı ya da fazlalığı kişiyi saldırgan yapabilir. İkincisi Sıvı Elektrolit dengesizliği...

* Ne demek Sıvı Elektrolit dengesizliği?

- Kalsiyum, potasyum, demirin (vb.) kandaki seviyelerinin belli bir sınırda olması lazım. Mesela potasyumun kandaki seviyesi 3.5 ile 5 arasına olması lazım. Azlığı da fazlalığı da ölüm sebebidir. Kalsiyum da öyle, kalbin durmasına sebep olabilir. Mesela sıcak çarpması deniliyor. Burada su kaybı oluyor. Bu elektrolitlerin azlığı ya da fazlalığından en çok beyin hücreleri etkileniyor. Beyin hücrelerinin etkilenmesi demek kişide kafa karışıklığı demektir. Bu kişi saldırgan olabilir, intihara teşebbüs edebilir.

Yine aynı şekilde bir insan çok sinirli ve öfkeliyse bunda gizli şeker mi var diye bakmak gerekir.

Ramazan ayında adam sinirliyim der. Burada Ramazan‘da sinirlilikten maksat oruç tutmak değil. Normalde kan şekeri 70-110 arasında olması lazım. Kan şekerinin düşmesi öfkeye dönüşebilir. Ramazan‘da sinirliyim denmesinin sebebi o. Ramazanlarda sahura kalkmanın sebebi de budur. Sahur öfke kontrolüne yardımcı olur.

* Başka biyolojik etkenler var mıdır, şiddete yönelten?

- Beyinle ilgili hastalıklar da şiddete yolaçabilir. Epilepsi mesela. Epilepsinin, saranın belirtilerinden birisi saldırganlıktır. Adam bayılabilir, kendine gelmeden saldırgan olabilir, şiddete başvurabilir. Cinayet işleyebilir, elinde olmadan sebeplerle...

* Psikolojik nedenlere gelirsek...

- Psikiyatrik hastalıkların en önemli sebebi  beyinsel hastalıklardır. Görme, dokunma gibi beynin nörolojik fonksiyonunun dışında bir işlevi de anlama, anladığını anlama, öğrenme, düşünmedir. Dikkat, şuur, hafıza, zeka... Bunların bozukluğu durumunda, mesela hafıza bozukluğu ne demek unutkanlığın artması demek. Bunun bir biyolojik temeli var. Adamda örneğin dikkat eksikliği var, dikkatini toparlayamaz, bunların biyokimyası var. Psikiyatrik hastalıkların en belirgin özelliği saldırganlıktır. Peki, neden saldırıyor? Bunun da kalıtımla direk yüzde yüz alakası var..

Akraba evliliklerine dikkat!

* Nasıl yani?

- Şizofreni hastalıkların oranı tek yumurta ikizlerinde % 80, çift yumurta ikizlerinde yüzde 50, akraba evliliklerinde yüzde 30, kalıtımla geçen. Bu rakamlar kesinleşmiş rakamlar. İkincisi beynin salgıladığı maddelerde ya bir azalma ya bir artma ya da düzensizlik söz konusudur.  Beyindeki intiharın mekanizmasıyla saldırganlığın mekanizması aynı. Mutluluk hormonu dediğimiz hormon her iki durumda da azalır. Verdiğimiz ilaçlarla bunu normal seviyeye getirebiliyoruz. Beynin kimyasındaki değişiklikler kişiyi saldırgan yapabiliyor. Kendisine ve çevresine zarar vermesine sebep olabiliyor.

* Anlattıklarınızdan şöyle bir sonuç mu çıkıyor? Şiddet, saldırganlık duygusu insanların doğuşundan itibaren zaten var...

- Şiddet, saldırganlık duygusu insanların doğuşundan itibaren vardır. Saldırganlık insanların yapısında vardır ve doğuştandır. Madde bağımlılığı da çok önemli etken saldırganlıkta, şiddette. İlaçlar da yapabilir. Mesela kalp için kullandığımız ilaçlar da yan etki olarak kişiyi saldırgan yapabilir.

* Toplum olarak çok saldırgan bir toplum olduk. Sosyal faktörler de yok mu şiddetin artmasında?

- Kişinin biyolojik yatkınlığı varsa sosyal etkenler tetiği çeken unsur oluyor. Ülkemizde 20 ilin nüfusu 1 milyonu aştı. Göç  eden bir toplumuz. Göç, problemli insanların bir yerden bir yere göçetmesi demek.

* Neden ama geçim sıkıntısı sebebiyle insanlar büyük illere göç etmiş olamazlar mı?

- Problemli insan yani. Geçim sıkıntısı sebebiyle büyük şehire göçüyor. Hayalleriyle, birtakım beklentileriyle geliyor. Göç eden insan yerleşik insanların huzurunu ister istemez kaçırır. Göçedenler, hayallerini bulamasa da özellikle birinci kuşak onu içselleştiriyor. ‘Ben giderim amelelik yaparım kapıcılık yaparım yeter ki çocuklarım rahat etsinler‘ diye düşünüyorlar. O öyle fakat çocukluğu burada geçen için durum çok farklı. Şehre gelen insan baba otoritesini kaybediyor. Çalışmaya başlıyor, özgürlüğünü kazanıyor. Yaptığımız araştırmalara göre şehre gelen kadınlar kesinlikle köye dönmek istemiyor.

* ‘Herif herif götür beni şehre/ Yoksa atarım kendimi nehre‘ deyimi de oradan mı geliyor? Özellikle neden kadınlar?

- Evet, bakın şimdi erkekler diyor ki emekli olurum köye dönerim diyor, dönemiyor. Neden? Torunlar var okusunlar ondan sonra diyorlar. Halbuki hanımını götüremiyor.

Dindarlık şiddetin önlenmesinde önemli faktör

* Peki şiddet nasıl önlenebilir?

- Kişi hasta ise zaten tedavisi gerekiyor. Hasta değilse toplumsal olarak yapılması gerekenler var. Biz öncelikle spor yapmalarını öneriyoruz. Herkesin dini kendine elbette ama dindar insanların öfkelerini kontrol etmelerini beklerim ben.

* Dindar insanların öfkelerini kontrol etmeleri daha mı kolay?

- Eğer bir insan dindarsa öfkesini kontrol edemiyorsa dindarlığını sorgulaması lazım. Dinimizin kriterlerinden biri de başkalarına zarar vermemektir. Bir adam hem dindar hem de öfkesini kontrol edemiyorsa kişiliğinde problem vardır. Ben ondan sakinlik beklerim. Samimi bir dindardan ağırbaşlılık beklerim. Dinimizin gerekleri insanları verici yapar. Yaşlanan insanlara sosyal faaliyetlerini artır deriz. Yardımseverlik yap, başkalarına yardım et. Namaz kılıyorsun oruç tutuyorsun ama bakalım komşuna yardım ediyor musun? Hemşerileri ile ilgilenmesini, ekonomik imkanı varsa öğrencilere burs vermesini, komşusunun hastalığıyla ilgilenmesini istiyoruz...

* Bizi Batı toplumlarından ayıran da bu mu sizce?

- Toplumumuz geleneklerinden koptuğu sürece anomi, kuralsızlık yaşıyor. Amerikan toplumunun genlerinde kişilik bozukluğu var. Bu benim şahsi görüşüm değil. Canilerden kurtulmak için o ülkeye göndermişler. Bizim utanılacak böyle bir yönümüz yok. Biz sosyal hareketliliği son 30-40 seneye sığdırdığımız için onun sıkıntılarını yaşıyoruz. Bizimki telafi edilebilir, arızi bir durum. Biraz dikkat edilse telafi edilir. Özellikle kuralsız göç olayı bizi zorladı. Yoksa bizim toplumun böyle bir özelliği yok. Bakın depremde salgın hastalıktan ölen var mı? Bilirim ki o depremde Adapazarı Depremi‘nde adam kamyonla Giresun‘dan su getirmiş. Aynı adam geri dönerken kazada şehit oldu. Hiçbir menfaati yok. Bütün Anadolu‘dan oraya yardım yağdı. Bizim insanımızın tarihten gelen çok yüksek asaleti var. Önemli olan bunları olumlu anlamda yönlendirmek.

* Peki yönlendiriliyor mu?

- Müsbet olduğu pek söylenemez.

Spor karşılaşmalarında şiddetin kaynağı aidiyet duygusu

* Karşılaştığınız ilginç örnekler var mı?

- Ben spor psikolojisiyle yakından ilgilendim. Yaklaşık 30-35 senedir. Spor camiasını tanırım. Seyircilere bazen takılıyorum. Ne zaman küfrediyorsunuz diye. Adam öfkesini kontrol edemiyor ki, bakıyorum küfrediyor. Zeytinburnuspor‘un bir maçına gitmiştim. Baktım seyirciler küfrediyor. Ama rakip takıma değil. Kendi takımlarının yönetimine küfrediyorlar. Başkana "neden" dedim. Başkan‘ bunlara sabah harçlığını vermedik bu yüzden küfrediyorlar‘ dedi. Sahalarda yakanlara yıkanlara bakıyorum çoğunda kişilik bozukluğu var. Maalesef birçoğu madde kullanıyor. En azından bira içiyor. Bir şişe bira kişinin beyninin denetimin ortadan kaldırıyor. Bir takıma ait olma, aidiyet duygusu kişiye güven veriyor. Sahalarda şiddete başvuranların çoğu kentte olamamış insanlar. Çoğu göç eden ailelerin çocukları. Bir meslekleri yok. Maalesef bunların birçoğunda kişilik bozukluğu da var. Rakip takımın taraftarını düşman gibi görüyorlar. Peki rakip takımın taraftarı yoksa ne yapıyorlar? Bu sefer de birbirleriyle kavga ediyorlar. Öyle olmadı mı? Karşıdan Fenerbahçe seyircisi burada bir maça giderken Pamukova‘da büfeciyi öldürdüler. Bu öldüren taraflara bakıyorsun göç eden bir ailenin çocuğu, kentli değil.

* Ne demek kentli değil?

- Dedesinin babası üniversite mezunu değil. Kentli olmak için en az 120 sene şehirde oturmak lazım. Öyle bir günde kentli olunmuyor. Kentli olmak için gayret sarfetmek gerekiyor. Bu sosyolojik bir tabir. Ben bunu Yakut Özden Irmak‘tan öğrendim. Almanca‘dan tercüme etmiş. Mesela Beşiktaş maçında İnönü Stadı‘nda Beşiktaş taraftarı bir evladımız birini öldürdü. Buna da baktık sabıkalı ve madde bağımlısı çıktı. 1967‘de Sivas-Kayseri maçında 37 taraftar öldü. Spor seyircilerine baktığımızda çoğunun sporla meşgul olmadığını görüyoruz. Ama oraya sanki küfretmeye kavga etmeye geliyor. Bir takımın taraftarı olmakla kimlik bulduklarını zannediyorlar. Bunları kötü niyetli insanlar kolaylıkla manipüle edebilir. Bu kişiler duygularıyla hareket ediyor.

* Peki televizyon ve bilgisayar şiddeti körükleyen unsurlar mı?

- Evet. Bağımlılığın her türlüsü tehlikelidir. Sadece madde bağımlılığı değil. Etiler Polis Okulu‘nda bunu anlattım. Akraba bağımlılığı, silah bağımlılığı, internet bağımlılığı, bilgisayar, cep telefonu bağımlılığı bunların hepsi tehlikelidir. Bıçak gibi bunlar da şiddete yönlendirir. Doktorun elinde bıçak şifadır, katilin elinde insan öldürür. İnternet kullanımı kontrol edilmediği sürece kişiyi asabileştirir, öfkeli hale getirir. Daha çok çocuklar ve ergenler üzerinde etkili.

* Peki yinelersem şiddetin önlenmesinde neler etkili olabilir, madde madde sayabilir misiniz?

- 1) Kadınlarımızı donanımlı hale getirmek. Kadınımızın bir meslek sahibi olmasını sağlamak. Para kazandırmak değil, tahsil de olmayabilir. Markette çalışan bir kasiyer kız çocuğu meslek sahibi değildir. İsterse 10 milyar maaş alsın. Ama aşçı olan bir hanım kardeşimiz meslek sahibidir. Fonksiyon değil meslek sahibi olacak. Böyle bir annenin çocuğu mutlaka donanımlı olur.

2) Toplum olarak herkesi bireysel olarak spora yönlendirmek. Spor en etkili sağlık aracıdır. Sigarayı da bıraktırır. Bunun araştırmalarını yaptım. Spor yapan 60 yaşında bir kişinin fonksiyonları 30 yaşındaki yapmayanınkilere eşit. Bu kadar fark var. Ani ölüm oranları spor yapmayanlarda 1/15000, yapanlarda ise 1/200000

3) Çocuklarımızı ve gençlerimizi mutlaka eğitmemiz lazım. Ve tanımamız lazım, tanımak çok önemli. Çocuklarımızı tanımıyoruz. Çocuklarımızın yeteneklerini tanımamız lazım. Çocukla çok vakit geçirmek lazım. Velisi okula giden öğrenciler gitmeyenlere göre % 100 daha başarılı. Çocukların merhamete ve şefkate ihtiyacı var. Şiddete ve teröre bulaşan gençlere baktığımızda merhametten ve şiddetten yoksun olduklarını görüyoruz. Psikolojik travmaya maruz kalan çocuklar diyoruz biz bunlara. Sevgi görmemiş ki. Baba olmak için çocuk doğduktan sonra 4 ay çocuğunu kucağına alacaksın. O zaman baba olduğunun farkına varıyorsun. Kucağına almıyorsun ve ben babayım diyorsun. Olmaz.

4) Erkekleri de zaman zaman anne-baba eğitiminden geçirmek lazım.

5) Komşuluk ilişkilerimizi yeniden canlandırmamız lazım. Apartmanda komşularımızla hiçbir ilişkimiz yok. Bu çok yanlış, tanıyoruz ama gidip gelmiyoruz. Komşuyu tanımak için illa deprem mi olması lazım?

6) En önemlisi camilerimize, din görevlilerine çok büyük görevler düştüğü kanaatindeyim. İmamlar namaza gelen insanları nasıl tanıştırabilirim, kaynaştırabilirim diye kafa yorması lazım. Aile imamlığı deniyor şu anda ama nasıl olur bilemem. İbadetin dışında sosyal programlar yapmak lazım.

Yarın: En kritik kesim şehirlerdeki 2. kuşak göçmenler