Gündem

Sevgili arkadaşlar!

Sevgili arkadaşlar!

Abone Ol

Tatile doğru adım adım yaklaşıyoruz. Kimi arkadaşlar okula giderken, tatili iple çekiyor. Kimi arkadaşlar şimdiden okula gitmeyi bıraktı bile. Bence bu son günlerde okula gidin. Karne elinize verildiği zaman şimdiden okulunuzu ve arkadaşlarınızı özleyeceksiniz. Demedi demeyin.

Üç aylara girdiğimizi tekrar hatırlatmak istiyorum. Neden? Çünkü bu mübarek aylarla birlikte ruhları bambaşka bir hava kaplar. İlahi rahmetin coştuğu bu aylar, diğer vakitlerde iyilik ve ibadetlere on sevap veriliyorsa, Receb, Şaban ve Ramazan aylarında gittikçe yükselen bir oranda kat kat fazla sevap verilir.

Düşünebiliyor musunuz, okunan her bir Kur‘an harfi için on sevap yazılıyorsa, Receb ayında bu sevap yüz olarak yazılır. Şaban‘da üç yüzü aşar. Ramazan‘da bine çıkar. Cuma gecelerinde binleri bulur. Kadir Gecesinde de otuz bine ulaşır. Üç aylardaki mübarek vakitlerin ahiret ticareti bakımından ne kadar kıymetli bir fırsat olduğunu anlayabiliriz.

Gözlerinizdeki nur hiç sönmesin, Allah‘a emanet olun!

Cennete girmenin en kestirme yolu anne-babaya bakmaktır. Çünkü onlar, biz esir halde iken, hürriyete kavuşturan ve dünyaya gelişimize vesile olan en değerli varlıklardır.

Anne baba hakkı öden(e)mez

Çocuğun anne-babasına karşı tavrı bir hak ve bir vazifedir. O hak ödenemez, hiçbir şeye feda edilmez ve onun asla ihmale tahammülü yoktur.

Nitekim Allah Resûlü, "Hiçbir evlat, babasının hakkını, babasını köle olarak bulup satın alması ve onu azat etmesi dışında ödeyemez" buyurarak bu hakikate işaret etmektedir.

Peygamber Efendimiz annenin fedakarlıklarını pek çok hadisi şerifiyle dile getirmiştir. Hazreti Ebu Hureyre‘nin rivayet ettiğine göre bir gün Efendimize bir kişi gelip, "En çok kiminle vakit geçirip, yanında olmalıyım?" diye sorunca O, "Annen" buyurdu.

Sahabi bu soruyu Efendimiz‘e tam üç kez sorar. O da her soruya aynı cevabı verir. Ancak dördüncü sorusuna "Baban" diye karşılık verir.

Allah Resulü bu sözüyle annenin hakkının baba hakkından her zaman önde bulunduğunu ifade etmiştir.

Anne ve baba, çocuklarının dünyaya gelmeleri için birer vesiledirler. Cenab-ı Hakk o çocukları, "İnsan neyden yaratıldığını bir baksın. (O su) sırt ile göğüs kafesi arasından çıkar." Ayet-i kerimesinde de ifade edildiği gibi onları birer vesile kılarak yaratmış. Dolayısıyla onların hayat bulmalarına vesile olmaları sebebiyle çocukları üzerinde hakları vardır. Adeta anne ve baba, madde aleminde ölü iken yiyip içerek, onları ihya etmekte, belirli merhalelerden sonra canlılığa giden yola yöneltmekte ve adeta esir konumunda bulunan çocuklarını hürriyete kavuşturmaktadırlar.

Evet anne-babanın hakları hiçbir zaman ödenemez. Hatta cihat yapmak isteyen önce anne ve babasına bakmalı. Peygamber Efendimize cihad veya hicret içini izin istemeye gelen nice kişiyi anne ve babalarına bakmalarını istemiş. Efendimiz, anne- babalarının hayatta olup olmadıklarını sormuş sonra da onlardan bazılarını anne ve babalarına bakmaları için geri çevirmiş, bazılarına da değişik tavsiyelerde bulunmuştur.

Mesela, "Ey Allah‘ın Resûlü, ben savaşa katılmak istiyorum. Bu konuda sizinle istişare etmeye geldim diyen Hz. Cahime‘ye (r.a.) "Annen var mı?" diye sormuş, onun "Evet" cevabı üzerine de, "Öyleyse ondan ayrılma, zira cennet onun ayağının altındadır" buyurmuştur.

Modern hayatın bize dayattığı ve huzurevlerinde bir sevgiye muhtaç olan nice anne babalar var. Halbuki Peygamberimiz anne-baba sevgisine vurgu yaparak, sosyal bir yaraya parmak basmış ve asırlar önce problemi kökünden halletmiştir.

Rabbimiz bizi anne-babaya hizmet edenlerden eylesin.

(Düşünce köşesi)

Dünya mini kameralarla dolu

Adamın biri ava çıkar. Ormana dalar. Bir yere gelir ki, "Burada av yapmak yasaktır" levhasıyla karşılaşır. Etrafına bakar kimseyi göremeyince girer ormana, birkaç tane keklik avlar. Dönerken resmi görevliler önünü keser, "Haydi mahkemeye" derler. Şaşırır ve:

"Ne oldu ne var?" diye sorar.

"Yasak bölgede avlandınız."

"Hayır, hayır... Ben bunları yasak bölgede avlamadım!"

Der ama av yaparken avını alıp götürürken çekilmiş gizli kayıtlar bilgisayarla gösterilir kendisine.

Artık inkar edemez.

Başka bir adam ise trafikte hız yapmıştır. Hatta karşıdan karşıya geçmekte olan bir hayvanı ezmiştir. Mobese kameralarla bu tesbit edilince cezayı yemiştir. İnkar bile etse, o kayıtlar ona gösterilir. Hiçbir şey söylemeye hakkı yoktur artık.

Kimsenin görmediği bir yerde yaptığımız bir hareketi minik kameralarla kayıt altına alınabileceği bizi şaşırtmamalı.

Dünyada iken bütün davranışlarımız kayıt altına alınıyor..

Zira Ahirette bütün yaptıklarımız bize tek tek gösterilecek. İnkar etmeye bile fırsatımız kalmayacak. En iyisi bu dünyada güzel filmler çektirmeye bakalım.

Ki, hep hayırlı görüntülerle anılalım.

(Bir kıssa bin hisse)

Herşeyini Allah yolunda harcadı

Hz. Abdurrahman bin Avf, Müslümanların zenginleri arasındaydı. Ticaretle uğraşır, her seferinde kafilesi Medine‘ye çokça mal getirir. Çok da gelir elde ederdi.

Fakir ve kimsesizleri devamlı gözetir, ihtiyaçlarını görürdü. Peygamberimizin onu Cennetle müjdelemesinde cömertliğinin de büyük payı vardı.

Bir savaş hazırlığı sırasındaydı. Peygamberimiz sahabilerden yardım topluyordu. Bununla orduya silah alınacak, techizat temin edilecekti.

Hz. Abdurrahman bu hazırlığa 500 at ve 500 deve yardım ederek katıldı.

Bir seferinde Hz. Abdurrahman ticaretten dönüyordu. Yiycek yüklü 700 devenin taşıdığı kervanı Medine‘ye girdi. Bir müddet sonra Hz. Aişe ile karşılaştı. Hz. Aişe ona Peygamberimizin, "Abdurrahman Cennete girecektir" sözünü hatırlattı.

Bu müjdeyi duyan Hz. Abdurrahman çok sevindi. Hz. Aişe‘ye şöyle dedi: "Ey mü‘minleri annesi, sen şahit ol ki, ben bu kervanı develeri ve yükleriyle Allah rızası için sadaka olarak veriyorum."

Sonra o malın hepsini fakirlere ve muhtaçlara dağıttı.

Peygamberimizin vefatından sonra da ihtiyaçlarını görürdü. Bir defasında dört yüz bin altına satılan bahçesini onlara hediye etti. Böylece onların sıkıntıya düşmemelerini sağlamış oldu.

O zamanlar çok sayıda köle bulunurdu. Fakat bunları hürriyetlerin kavuşmaları lazımdı. Müslümanlar fırsat buldukça köle azat ederlerdi. Hz. Abdurrahman yalnız bir defasında otuz köleyi, sahiplerine kurtuluş paralarını vererek azat etmiş, onları serbest bıraktırmıştı. Bu sayede bir çok köle de Müslüman olmuştu.

Hz. Abdurrahman, Uhut Savaşında da büyük kahramanlık gösterdi. Müşrikler Peygamberimizin etrafını sarıp, onu yaraladıkları zaman Hz. Abdurrahman canı pahasına Peygamberimizi korumaya çalıştı. Bu savaşta yirmiden fazla yara almıştı. Bazı dişleri kırılmış, ayağı da sakat kalmıştı. Fakat Peygamberimizi müşriklerin eline düşürmemişlerdi. Çünkü onlar Peygamberimizi canlarından daha çok seviyorlardı.

(Bugün ne dua edelim)

Ey Allah‘ım! Bizden ve bu isimlerini üzerinde taşıyan kimselerden cin, insan ve şeytanlardan gelecek kötülükleri, yer sarsıntılarını ve hastalık musibetini, kem gözleri, vücut ağrılarını ve diğer felaketleri def eyle! Bizi bütün şer ve kötülüklerden muhafaza et. Rahmetinle bize dünyada ve ahirette selamet, afiyet ve hayır nasip eyle. Ey merhametlilerin en merhametlisi!

Allah, Efendimiz Hazret-i Muhammed‘e (a.s.m.) onun al ve Ashabına salat ve selam eylesin! Alemlerin Rabbi olan Allah‘a hamdolsun!

(Tarih Dede yazıyor)

Zaferden sonra

Tarihimiz gerçekten övünülecek bir tarihtir. Dedelerimiz bir kaleyi fethettikleri zaman, yerli halka zulmetmez, onları korumaları altın alırlardı. Bunun yanı sıra fetihten hemen sonra sırasıyla şu işler yapılırdı.

1. Feth edilen kalenin burçlarına bayrağımız dikilir dikilmez güzel sesli hafızlar ezan okumaya başlar, asker tekbir getirirdi. Böylece asıl maksadın İslam Dinini yaymak olduğu duyurulurdu.

2. Mehter zafer marşları çalar, krallara ve imparatorlara "fetihname"ler gönderilirdi.

3. Kalede bulunan kiliselerin en güzeli ve en büyüğü derhal camiye çevrilip cemaatle namaz kılınırdı. Hemen ardından camiler inşa edilirdi.

4. İlk Cuma namazı kiliseden çevrilen bu camilerde, padişahın yahut ordu komutanın katılmasıyla kılınırdı.

5. Cuma hutbesi Padişah adına okunur, zaferi veren Allah‘a şükredilirdi.

(Bir masalımız var)

İyilik toplantıları ve kuşlar

Zekiye Çoban

"Değerli sanatçımız Ömer Karaoğlu‘na ithafen"

Günlerden bir gün. Mevsimlerden yaz. Hava nasıl da sıcak. Toprak yandı yanacak. Şehrin meydanını doldurmuş insanlar. Gökyüzü masmavi, cömertçe gülümsüyormuş yine. Dünya yine dönüyormuş, döndüğünü kimseye fark ettirmeden. İnsanların telaşı biter mi? Oradan oraya koşturuyorlarmış. Kimi ekmek derdinde, kimi eğlence, kimi kimseyi umursamaz ancak kendiyle, kimi nerdeyse herkesin derdini yüklenmiş. Kuşlar insanları izliyormuş göklerden.

Şehir meydanına toplananlar da kim? Bütün kuşlar bunu merak ediyormuş. Giderek çoğalan kalabalığın içinde yüzlerce pırıl pırıl bakışta biraz hüzün mü varmış ne? Islak gözler, dua okuyan kıpır kıpır dudaklar, katılımın az olmasından endişe duyuyorlarmış. Çünkü katılımın büyük olması beklenen iyilik toplantısıymış bu. Şehrimizi ve dünyayı daha iyi hale nasıl çevirebiliriz, diye onun derdindeymiş toplanan kalabalık. O yüzden katılımın yüksek olması umutları artıracak, kötüleri korkutacakmış. Çoluk- çocuk, genç- yaşlı meydanı dolduran herkesin derdi aynıymış. İyilikler ve iyiler çoğalsın, kimse mahzun olmasın, kötüler kral olmasınmış. Kalplerinden fışkıran sevginin ve heyecanlarının sesi ta göklerden duyuluyormuş. Konuşmalardan önce sahneye çıkan sanatçı ve ekibini görünce insanların alkış sesine karışmış, kuşların kanat sesleri. Bütün kuşlarda aynı heyecan. Konser, bir an önce başlamalıymış. Küçük bir güvercin:

- Hayatımın en güzel gününü yaşıyor olmalıyım. Bu iyilik toplantısı ve bu konser bence muhteşem olacak, demiş. "Bizim şarkımızı da söyleyecek mi acaba, demiş başka bir güvercin. Serçeler, "Sanatçı ağabey, mutlaka "kuşlar"ı söyler" demiş. O bizsiz yapamaz. O bütün kuşları da insanları da çok sever. O büyük bir sanatçı!"

O sırada kuşların padişahı Zümrüd- ü Anka ve korumaları görünmüş ufukta. Kaf Dağı‘nın ardından çok uzaklardan geliyorlarmış. Saatlerdir kanat çırpmaktan yorulmuşlar ama onlar da  çok heyecanlı görünüyorlarmış. Bütün kuşlar onları saygıyla karşılamışlar. "Geç kalmadık değil mi", diye sormuş Zümrüd-ü Anka. "Geç kalmadınız padişahım", demiş diğer kuşlar. "Kuş tarihinin en güzel, en anlamlı, en birinci şarkısına ve iyilik toplantısına hazır mısınız arkadaşlar?"

Zümrüd-ü Anka sözünü bitirir bitirmez "Kuşlar" şarkısı başlamasın mı? Bütün kuşlar sevinçle kanat çırpmışlar. Söz ve müzik sanatçı ve ekibindeymiş artık:

"Kuşlar,

Sizin kadar hür olmaktı hayalim

Kuşlar,

Sizin kadar hür olmaktı hayalim..."

Sonu iç burkan "kuşlar" şarkısından sonra bütün kuşların gözleri nemlenmiş. "Aslında," demiş guguk kuşu ağlamaklı bir sesle, "iyilik sevdalısı bu güzel insanlar, bizim hür oluşumuza özenseler de onların duaları bizden daha yüksekte durur göklerde. Biz de onların bu hallerine özeniriz oysa. Ne mutlu, Hak, adalet ve iyilik sevdalısı bu güzel insanlara!"

Guguk kuşunun bu sözlerini, bütün kuşlar kanat çırparak alkışlamışlar.

İyilik toplantısında yürekler kıpır kıpır. Hem hüzün hem coşku hepsi bir arada ne güzel şarkılar söylenmiş. Gönüllere iyilik ve sevgi işlenmiş. Sanatçının muhteşem konserinden sonra söz alanlar ise çevreyi nasıl güzelleştirecekleri, nasıl iyilikle süsleyecekleri, kötülüklerden nasıl korunacakları hakkında projelerini sunmuşlar. Katılanlar bu güzel projeyi destekleyeceklerine, bilmeyenlere anlatacaklarına dair söz vermişler.

İyilik toplantısı biterken hava hâlâ sımsıcak, gökyüzü hâlâ masmaviymiş. Kuşlar iyilik sevdalılarının dağılışını zevkle izlemişler. Onların dualarının kendilerinden daha yüksekte bütün göğü kapladığını bir kez daha görmüşler.

Sonra küçük güvercinin sözleri bütün kuşları güldürmüş:

"Sanatçı Ağabey‘in şarkılarının tadı hala kulağımda. Haydi uçalım peşlerinden."

Mini test

1. Hz. Muhammed (s.a.s.) Mekke‘de doğdu. 40 yaşında Peygamber oldu. 23 yıllık Peygamberlik hayatının 13 yılı Mekke‘de, 10 yılı da Medine‘de geçti. Bu sebeple hayatını kaç kısma ayırmak gerekir?

a) Peygamberliğinden önceki hayatı (571-632), Peygamberlik Devri (610-632) olmak üzere iki kısma ayrılır.

b) Peygamberlik sonrası vefatına kadar (610-632) bir kısma.

c) Hiçbiri.

2. Peygamberimizin İslam‘ı tebliğ etmeye başlamasından sonra ilk iman eden ve Cennetle müjdelenen "sıdk" lakabıyla tanınan kişi kimdir?

a) Hz. Ömer (r.a.)

b) Hz. Ebu Bekir (r.a.)

c) Hz. Osman (r.a.)

3. Meleklerin bile hâyâ ettiği ve cennetle müjdelenen halife aşağıdakilerden hangisidir?

a) Hz. Ali (r.a.)

b) Hz. Ömer (r.a.)

c) Hz. Osman (r.a.)

(Cevaplar: 1 a, 2b, 3c.)

(Dinimi öğreniyorum)

Namazı vaktinde kılmak neden önemlidir?

Her şeyi vaktinde yapmanın önemi tartışılmaz. Allah Resûlü namazı vaktinde kılmanın gereği üzerinde çok durmuştur. Onun dilinde, "Allah‘ın en çok razı olduğu davranışlardan biri vakti içinde kılınan namaz"dır.

Bunda büyük bir sevap vardır. Vakti girince namaz kılmamızı emreden Peygamberimiz, "Faziletin bunda olduğunu" belirtmiş, diğer bir hadislerinde de şöyle buyurmuşlardır:

"Namazın ilk vakti Allah‘ın rızasına, orta vakti rahmetine vesiledir. Son vakti ise Allah‘ın affına bağlıdır. Ya kazaya bırakmak, ya da hiç kılmamak?"

(Anadolu oyunları)

Açıl kilidim açıl

Bugünkü oyunumuz Açıl Kilidim Açıl... Tüm çocuklar çember oluşturup yere otururlar ve ellerini yumruk yaparak üst üste kule gibi dizerler.

Biri işaret parmağı yapmağı ile yumrukların üst tarafına dokunarak "Açıl kilidim açıl" diyerek teker teker elleri açar. En alttaki el açılmayınca açılmadığını görünce, elin sahibine soruları sorar cevapları alır. Hani bunun kilidi? Kuyuya düştü. Kuyu ne oldu? İnek içti. İnek ne oldu? Dağa kaçtı. Dağ ne oldu? Yandı bitti kül oldu Külü nereye savruldu? Havaya. Soru-cevap bitince bütün çocuklar iki ellerini, parmakları açık olarak çenelerinin altında sakal gibi tutarak "Vay köse sakalım... Vay köse sakalım" sözlerini tekrarlayarak gülüşürler. Sonra en alta başka çocuk elini koyar, kilidi daha başka bir çocuk açar ve oyun sürüp gider.

(Hoca Nasreddin‘in biri bir gün)

Adaletin taşı

Hoca Nasreddin bir zengin adamın yanında aylıkçı olarak çalışmaya başlamış.

Ay sonunda zengin adam, sudan bahanelerle maaşının yarısını kesmiş. Hoca şikayet için kadıya gitmiş.

Fakat kadı hediye verenlerin davasına bakıp, Nasreddin Hoca‘nın davasıyla hiç ilgilenmemiş.

Ertesi gün, Nasreddin Hoca bir mendile dört beş taşı sararak kadıya gitmiş. Hoca‘nın elindeki mendili gören kadı derhal Hoca‘nın davasıyla ilgilenmeye başlamış, zengin işveren adamı çağırtıp Hoca‘nın hakkını alıp vermiş.

Dava sonuçlanıp Hoca yalnız kaldığında kadı, merak edip sormuş:

"Hocam mendilindeki neydi, görüp bakalım!" demiş.

Nasreddin Hoca gülerek,

"Bu mendildeki merak ettiğiniz şey adaletin taşıydı. Eğer davaya adaletli bir şekilde bakmasaydınız, başınızı yaracaktı" demiş.

(Sizden gelenler)

Erbakan Hocam

Kartal gibi yırtıcı, kaplandan çevik.

Aslan gibi heybetli, bülbül kadar nazik.

Hızlı, güçlü, kararlı, alim ve atik.

Davamızın lideri Erbakan Hocam.

Alim, lider, siyasetin gözü

Yetmiş yıllık Türkiye‘de halkımın özü.

Hakkın sesi, sedası, milletin sözü

İlim, irfan yolunda meşale Hocam.

Adil düzen davasının lideri sensin

Şu kırk yıldır cefayı çeken de sensin

Haktan gelen libasın parlayan tenisin

Kalbimizi süsleyen, lider Erbakan.

D-8‘ler bu günde bekliyor seni

Belki de kaçırmadan giden treni

Gel hocam özledik seni

Asrımızın lideri Erbakan Hocam.

Recep Tayyip Erdoğan, GÖLCÜK-KOCAELİ

Suçu neymiş?

Adam avukata başvurmuştu:

"Beni savunmanızı istiyorum."

"Hay hay. Ücret konusunda fikriniz var mı?"

Adam rahatça koltuğa gömüldü:

"Param yok. Ama 2011 model Mercedes arabam var. Onu size verebilirim."

Avukat memnun gülümsedi:

"Anlaştık. Şimdi bana neyle suçlandığınızı anlatın."

"2011 model Mercedes çalmakla suçlanıyorum."

İbrahim Nacioğlu, KONYA

Nereye gidiyormuşuz?

Remzi, Amerikalı bir çocukla konuşuyordu. Amerikalı çocuk:

"Vi ken go tu Muun... Ar yu?" dedi.

Remzi çat pat İngilizcesiyle çocuğun ne dediğini anlamıştı. Şımarık Amerikalı çocuk:

"Biz aya gidebiliyoruz. Ya siz?" diye sormuştu.

Remzi güldü:

"Biz Ay‘da hayat olmadığını bildiğimiz için çıkmaya zahmet etmeyip, dünya işleriyle uğraşıyoruz."

Bilal Cengiz, MANİSA

Annem

O güzel ninnileri

Ne güzeldir öğütleri

Pek tatlıdır dilleri

Benim güzel anneciğim.

Ben üzülsem o üzülür

Ben gülsem o güler

Ben ağlasam, o ağlar

Benim güzel anneciğim.

Selma Maraş, VAN