Kültür-Sanat

Örnek bir baba olarak Hz. Muhammed (s.a.v.) Örnek babanın özellikleri nelerdir? Disiplin vardır fakat sevgisizlik yoktur!

Milli Gazetenin her ay okurlarına sunduğu Maaile Dergisi Haziran 2026 sayısını “Bir baba nasıl olmalı?” sorusunun cevabına ayırdı. Peygamber Efendimiz (sav), bütün güzel hasletlerinin yanı sıra, bir baba olarak da ideal babanın nasıl olması gerektiğini örnek ve ibret almasını bilen tüm insanlığa öğretmiştir.

Abone Ol

Son ilahi kitabın sırrına mazhar olan Efendimiz, aile içinde şefkatli bir baba, merhametli bir dede, ideal bir kayınpeder; dışarıda kararlı bir ordu komutanı, adil bir devlet başkanı, kuşatıcı bir toplum önderi ve bunların hepsinden daha önemlisi, Allah'ın son ve örnekliği övülmüş en sevgili peygamberiydi. Kısaca sevgi ve rahmet peygamberiydi.

İnsanlık tarihinde pek çok lider, düşünür ve öğretici yaşamıştır; ancak hem bir toplum önderi hem de aile reisi olarak örnekliği yüzyıllardır canlılığını koruyan Peygamber efendimiz gelir. O’nun baba kimliği, biyolojik bir bağın ötesinde; merhamet, sorumluluk, eğitim, şefkat ve ahlâkî rehberlik açısından da dikkat çekici bir model ortaya koymaktadır.

Peygamber Efendimiz (sav), bütün güzel hasletlerinin yanı sıra, bir baba olarak da ideal babanın nasıl olması gerektiğini örnek ve ibret almasını bilen tüm insanlığa öğretmiştir.

Özellikle modern dünyada “ilgili baba” kavramının yeniden tartışıldığı bu dönemde, Hz. Peygamber’in çocuklarla ilişkisi üzerine yapılan akademik çalışmalar bizlere, hayatımıza yansıtacağımız daha doğrusu yansıtma zorunluluğu duyacağımız önemli sonuçlar sunmaktadır.

Bilindiği gibi, Hz. Peygamber’in erkek çocukları küçük yaşta vefat etmiş, kız çocukları ise yetişkinliğe ulaşmıştır. Bu durum onun özellikle kız çocuklarına yaklaşımını daha görünür hale getirmiş bir durum olarak karşımıza çıkmıştır.

Cahiliye döneminde kız çocuklarının hor görüldüğü bir toplumda, onun kızlarına karşı gösterdiği sevgi dikkat çekici bir toplumsal dönüşüm örneği olarak değerlendirilebilir. Bize kadar ulaşan bazı rivayetlere göre kızı Fatıma içeri girdiğinde ayağa kalkar, onu kendi yerine oturtur ve sevgiyle karşılardı. Bu davranış, yalnızca bireysel bir sevgi gösterisi değildi aksine kadın ve kız çocuklarının toplumdaki değerine yönelik sembolik bir mesaj olarak yorumlanmış bir uygulamasıydı.

Kızının sorumluluğunu, onu evlendirene kadar üzerinde taşıdığını düşünen, evlendirdikten sonra, artık ilgi göstermeyen, “gelinliğinle çıktın artık bu eve ancak kefeninle dönebilirsin” diyerek zulme maruz kalsa dahi arkasında durmayacağını beyan eden günümüz babalarının yanlış tavırları, O 'en güzel örnek' olan Peygamber'in hayatını iyi bilmemekten kaynaklanmaktadır. Bir baba ile kız evladı arasında olabilecek en güçlü bağı Hz. peygamber kızı Fatıma ile göstermiştir. Cahiliye anlayışının kız çocuğundan utanma algısını tüm çağların üzerinden 'Kızımı üzen beni üzmüş olur' diyerek verdiği kıymet ile silmiştir.

Efendimiz, Kızı Fatıma'yı evlendirdikten sonra da ilgi ve alakayı kesmemiş, sık sık onlarla beraber olmuştur. Evlendirdikten sonra bile kızını ve damadını ibadetlere teşvik edip 6 ay boyunca da yeni evli olmanın heyecan ve uyuşukluğu ile kaçırmasınlar diye sabah namazına seslemiştir.

Son ilahi kitabın sırrına mazhar olan Efendimiz, aile içinde şefkatli bir baba, merhametli bir dede, ideal bir kayınpeder; dışarıda kararlı bir ordu komutanı, adil bir devlet başkanı, kuşatıcı bir toplum önderi ve bunların hepsinden daha önemlisi, Allah'ın son ve örnekliği övülmüş en sevgili peygamberiydi. Kısaca sevgi ve rahmet peygamberiydi.

Bir Kurban Bayramı gününde bu kez sevgili kızını, kesilecek kurbanının başında bulunmak üzere çağırmış ve şöyle buyurmuştu: "Fatıma! Kalk gel, kurbanının başında bulun. Çünkü kurban kesildiği vakit akan ilk kan damlasıyla, işlediğin her günahın affolunur. Kurbanın kesilirken de şu ayeti oku: "Şüphesiz benim namazım da ibadetlerim de kurbanım da hayatım ve ölümüm de hiçbir ortağı bulunmayan Âlemlerin Rabbi Allah içindir. Ben böylece emrolundum. Ve ben Müslüman olanların ilkiyim." [En'âm, 162-163] derdi.

KAYINPEDER OLARAK

Kayınbaba olarak da yine en mükemmel örneklikleri sunmuş olan Hz. Peygamber; Kızının aile saadetini de önemsemiştir. Her ailede zaman zaman yaşanması muhtemel birtakım anlaşmazlıklar konusunda, kızına da damadına da aynı anlayışı ve nezaketi gösteren yönüyle günümüz babalarına örnekler sunmuştur.


Örneğin; Kızını ziyaret ettiği bir gün, evde Hz. Ali'yi bulamayınca nerede olduğunu sormuş Hz. Fatıma da bir konuda tartıştıklarını ve Hz. Ali'nin küserek evi terk ettiğini söylemişti. Kayınbaba olarak hemen konuyla ilgilenen Hz. Peygamber (s.a.v), yanındakilere Ali'yi aramalarını söylemiş daha sonra, Hz. Ali'yi, mescidin bir köşesinde toza toprağa bulanmış bir şekilde uyuyor vaziyette bulup ona şefkat dolu sesiyle "Kalk ey Ebû Türâb, kalk bakalım! Diye kaldırmış bir taraftan da elleriyle üstündeki tozu silkelemeye çalışmıştır.

Peygamberimizin kendisiyle böylesine içten bir davranışla ilgilendiğini gören Hz. Ali'nin gönlündeki buzlar erimiş ve babasının kızı Hz. Fatıma'yı bir daha hiçbir şekilde üzmemek üzere kendisine söz vermiştir. Bu olay, tavır yaklaşımın ne derece ehemmiyetli olduğunu bize gösterir.

DEDE OLARAK

Peygamberimizin (s.a.v) “dedelik” örneği çok dikkate şayandır. Onun “dedelik” örneğinde göreceğimiz şey; çocuk eğitiminde dedenin yeri ihmal ve inkâr edilemeyecek kadar büyük ve önemlidir, o nispette de elzemdir gerçeğidir. Peygamberimizin dedelik örneğinde torunlarını kendi evladı ve oğlu olarak görmüş, onlara “babalık” yapmıştır. Hasan ve Hüseyin’den söz ederken onlara “Oğlum, oğullarım” demiş, İbrahim a.s’ dan bahsederken de “Atam (babam) İbrahim” ifadesini kullanmıştır.

İlahiyatçı Hayreddin Karaman, Hz. Peygamber’in aile hayatını değerlendirirken onun “otoritesini sevgiyle dengeleyen bir baba modeli” sunduğunu ifade eder.

Karaman Hoca’ya göre Hz. Peygamber, çocuk eğitiminde “korkutucu değil güven verici” bir yöntem benimsemiştir.
Benzer şekilde Prof. Dr. Mustafa Çağrıcı da İslam ahlâkı üzerine yaptığı çalışmalarında, Peygamber’in çocuklarla iletişiminde “merhameti merkeze aldığını” vurgular.

Hadis kaynaklarında yer alan pek çok örnek, onun çocuklarla olan yakın ilişkisini göstermektedir. Torunları Hasan (Güzel) ve Hüseyin (Güzelcik) ile oyun oynadığı, onları omzuna aldığı ve namaz sırasında bile çocukların duygularını dikkate aldığı en bariz örneklemelerindendir.

Hatta bir keresinde secdeyi uzatmasının sebebi sorulduğunda, torununun sırtına çıktığını ve onu aceleyle indirmek istemediğini söylediği nakledilir.

Günümüz çocuk psikolojisi açısından değerlendirildiğinde bu tavır, çocuğun duygusal güvenliğini önceleyen son derece hassas bir yaklaşım olarak okunabilir.

AMERİKALI ARAŞTIRMACI WİLLİAM MONTGOMERY WATT’IN PEYGAMBERİMİZLE ALAKALI DEĞERLENDİRMESİ!

Amerikalı araştırmacı William Montgomery Watt, Hz. Muhammed s.a.v’in aile içindeki tavrını incelerken onun “ulaşılmaz bir otorite figürü olmak yerine duygusal temas kurabilen bir ebeveyn” görüntüsü çizdiğini belirtir. Watt aynı inceleme içinde “ Hz. Peygamber’in çocuklarla fiziksel temas kurması, onları öpmesi ve açık biçimde sevgi göstermesi, dönemin sert Arap toplum yapısı düşünüldüğünde dikkat çekici bir davranıştır” der.

Ayrıca Efendimiz ’in babalık anlayışında eğitim çok önemli bir yer tutar. Ancak bu eğitim baskıcı bir disiplin anlayışından çok örneklik esasına dayanır. Çocuklara karşı yumuşak davranmayı öğütlemiş; dayatmadan, sevgi ve sevdirme temelli, doğruluk, merhamet ve paylaşmayı bizzat yaşayarak göstermiştir.

Eğitim bilimci Ali Fuat Başgil Hocamız, ideal terbiyenin sözle değil davranışla gerçekleşeceğini söyler. Bu bakımdan Peygamberimizin aile hayatı, teorik öğütler değil yaşanmış pratik çözüm örnekleri sunmaktadır.

Bugün modern aile yapılarında en sık dile getirilen sorunlardan biri, ebeveyn ile çocuk arasındaki duygusal mesafenin artmasıdır.

Oysa bizzat Allah tarafından örnek alınması emredilen Hz. Peygamber’in hayatı, sevginin ifade edilmesini ayıp saymayan aksine bol bol gösterilmesini hem eylem hem de söylem (hadis) bazında örnekleyen, çocukları dinleyen, onlara zaman ayıran bir baba modelini ortaya koyar. Nitekim bir bedevînin “Ben çocuklarımı hiç öpmedim” demesi üzerine “Allah senin kalbinden merhameti aldıysa ben ne yapabilirim” diyerek şaşkınlıkla karşılık verdiği bize ulaşan rivayetler arasındadır. Bu olay, sevgiyi göstermenin zayıflık değil insanî bir ihtiyaç olduğuna işaret eder.

İslam Peygamberi, bazılarının iddia ettiği gibi sadece göklerden insanlığa haber taşıyan dinî bir rehber değil, sevgi temelli bir aile anlayışının da temsilcisidir. Onun babalığında otorite vardır fakat sertlik yoktur; eğitim vardır fakat baskı yoktur. Disiplin vardır fakat sevgisizlik yoktur.

Her yönüyle olduğu gibi bu yönüyle de Alemlerin Efendisi Hz. Peygamber’in aile hayatı gerek eş gerek baba olarak çağları aşan bir insanlık örneği hüviyetiyle önemini koruyup örnek alınması için önümüzde durmaktadır.