Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, Diyarbakır İl Teşkilatı‘nca düzenlenen iftar programında yaptığı konuşmada, "Barış ve kardeşliği temin edecek yegane siyasi adres Saadet Partisi‘dir." dedi. Türkiye‘de millet egemenliğinin önü açılsın diye Referandum‘da ‘evet‘ diyeceklerini kaydeden Kurtulmuş, "Ama 13 Eylül‘de de ‘yetmez‘ diyeceğiz. Yetmez, yeni bir anayasa yapıyoruz. Onu da nasıl yapacağımızı gelip Diyarbakır‘da anlatacağız.‘‘ şeklinde konuştu.
Alın teri esas alınmalı
Türkiye‘nin en önemli sorunlarından birinin ekonomik sorunlar olduğunu kaydeden Kurtulmuş, 10 yıldır uygulanan dışa bağımlı yanlış ekonomi programları sayesinde fukaralığın, gelir dağılımındaki adaletsizliğin, işsizliğin yoksulluğun had safhaya ulaştığını söyledi. Saadet lideri, bundan kurtulmanın IMF, AB gibi dışarıya bağlı bir ekonomi programı değil, ülke insanının alın terini esas alan ve gerçekten ülkenin kendi ayakları üstünde yükselmesiyle gelen bir ekonomik modelle kurtuluşun mümkün olacağını belirtti.
Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, demokratikleşme yolunda ileri adımları içeren maddeler olduğu için anayasa değişikliği paketine ‘evet‘ diyeceklerini söyledi.
Kurtulmuş, partisinin Diyarbakır İl Teşkilatı‘nca düzenlenen iftar programında yaptığı konuşmada, barış ve kardeşliği temin edecek yegane siyasi adresin Saadet Partisi‘nin çatısı olduğunu, Diyarbakır‘dan başlamak üzere barış ve kardeşliği siyasi misyonları ve iradelerinin sağlayacağını belirtti.
Türkiye‘nin en önemli sorunlarından birinin ekonomik sorunlar olduğunu, dışa bağımlı ekonomi programları sayesinde Türkiye‘nin 10 yıldır uygulanan yanlış programlarla fukaralığın, gelir dağılımındaki adaletsizliğin, işsizliğin yoksulluğun had safhaya ulaşan bir ülke haline geldiğini savunan Kurtulmuş, bundan kurtulmanın IMF, AB gibi dışarıya bağlı bir ekonomi programı değil, ülke insanının alın terini esas alan ve gerçekten ülkenin kendi ayakları üstünde yükselmesiyle gelen bir ekonomik modelle kurtuluşun mümkün olacağını kaydetti.
Degişiklik kapsamlı değil
Anayasa tartışmalarının Tanzimat‘tan bu yana yapıla geldiğini 12 Eylül 2010‘dan sonra da Türkiye‘nin anayasa tartışmalarına devam edeceğini ifade eden Kurtulmuş, şunları kaydetti: ‘‘Çünkü bu anayasa referandumda oylanacak olan paketle tam manasıyla bir demokrasiyi tesis etmekten uzaktır. Şimdi biz Saadet Partisi olarak diyoruz ki, bu millet kendi anayasasını yapacak noktaya, olgunluğa gelmiştir. 12 Eylül‘de eksik de olsa şimdilik bu anayasa paketine ‘evet‘ diyeceğiz ve 12 Eylül‘de kollarımızı sıvayarak yeni bir anayasa yapmaya başlayacağız. Bu anayasayı da yapacak olan da kapalı kapılar ardında birileri olmayacak. Ülkenin seçkinleri olmayacak, bizzat siz, bizzat milletimizin kendisi olacaktır.
Türkiye‘yi aslında bürokrasi yönetiyor. Türkiye‘deki sistemin adı aslında niteliği bürokratik oligarşidir. Bir siyasetçi olarak bunu söylemek son derece ağrıma gidiyor, ama maalesef herhangi bir parlamento olmazsa herhangi bir hükümet olmazsa da da işlerinin yüzde 70‘i 80‘ini bürokrasi yönetiyor. Hükümete ne kalıyor, duble yollar yapmak, okulları boyamak kalıyor.
Türkiye‘nin sorunu budur. Saadet Partisi olarak bizim birinci vazifemiz milleti kayıtsız, şartsız egemen hale getirmektir. Hükümetin yaptığı kapsamlı bir anayasa reformu değildir. Ancak demokratikleşme yolunda, ileri adımları içeren maddeler olduğu için biz bu anayasa değişikliği paketine ‘evet‘ diyeceğiz. Burada Diyarbakır Cezaevi‘nde insanların çektiği çilelerin hesabı sorulsun diye ‘evet‘ diyeceğiz. Türkiye‘de millet egemenliğinin önü açılsın diye ‘evet‘ diyeceğiz.
Ama 13 Eylül‘de de ‘yetmez‘ diyeceğiz. Yetmez, yeni bir anayasa yapıyoruz. Onu da nasıl yapacağımızı gelip Diyarbakır‘da anlatacağız.‘‘
Demokratikleşme problemi
Kurtulmuş, Türkiye‘nin diğer önemli sorunu da demokratikleşme meselesi olduğunu, Türkiye‘nin uzunca bir süredir demokratikleşme problemi ile karşı karşıya kalan bir ülke olduğunu ifade ederek, şunları söyledi: ‘‘Bugün burada arkadaşlarımla birlikte Diyarbakır Cezaevi‘nde basın açıklaması yaptım. Değerli Diyarbakırlılar siz benden daha iyi biliyorsunuz.
Diyarbakır Cezaevi‘nde onlarca insan işkencelerde hayatını kaybetti. İnsanlara dışkı yedirildi. insanlara insanlık onurunu ayaklar altına alacak her türlü kötü muamele yapıldı. Ve ne yazık ki Diyarbakır Cezaevi 1980 sonrasında terör örgütünün bir akademisi haline getirildi. Şimdi büyük devlet olmak, üstün devlet olmak yaptığı yanlışlardan özür dilemeyi de gerektirir. Biz Saadet Partisi olarak diyoruz ki Türkiye‘de devlet, geçmiş uygulamalardan özür dilemek durumundadır.
Diyarbakır Cezaevi‘nde Mamak, Metris cezaevlerinde hayatları karartılan bütün insanlar adına olanların ailelerinden, yakınlarından özür dilemelidir. Ve ayrıca 30 yıldır terörden önleyemediğimiz terörle hayatlarını kaybeden çocukların ailelerinden, hayatlarını kaybeden şehitlerin ailelerinden de devlet özür dilemelidir. Bunu sağlamak için Diyarbakır Cezaevi‘nin bir adalet insan hakları müzesi haline getirilmesini bir kez daha bu iftardan Türkiye‘ye teklif ediyoruz.‘‘