Türkiye, dostunu, düşmanını hangi kriterlere göre belirliyor? İkili ilişkilerinde hangi faktör ya da faktörler rol oynuyor? Din mi, dil mi, soy mu, kültür mü, tarih mi? Hangi faktörler??
Eğer din ise; İslam dünyası ile neden iyi ilişkiler içerisinde değiliz?
Dil ise; Türk dünyası ile aramızda niçin buzdağları var?
Kültür ve tarih ise; Osmanlı hinterlandında yer alan ülkelerle ve komşularımızla neden arzu edilen düzeyde ilişkimiz yok?
Mesela Macaristan?
Bu ülke ile neden bağlarımız kopuk?
Çin bile Macaristan ile herhangi bir bağı olmamasına rağmen tarihi uzantılarını kullanarak bu ülkeyle ilişki kurup geliştirmeye çalışıyor?
Peki Türkiye??
Bize çok sıcak bakan ve aynı köklerden geldiğimizin bilincinde olan bu ülkenin halkına neden uzak duruyoruz?
Bir ülke düşünün! Halkının hemen hemen hepsi; asıllarının Hun olduğunu, Orta Asya dan göç ettiklerini, aynı kökenden geldiğimizi dile getiriyor? Bir buçuk asırdan uzun bir süre topraklarında hüküm süren Osmanlı‘yı güzel sözlerle anıyor. Kahraman olarak tanımladıkları Osmanlı paşalarının mezarlarını ve 1. Dünya Savaşı nda esir düşen askerlerimizin kabirlerini de özenle koruyor. Ayrıca 1. Dünya Harbi nde aynı cephede savaştığımızı ve Osmanlı nın kendi kahramanlarına kucak açtığını da unutmamışlar?
Ne akademisyenlerinde, ne televizyoncularında ve gazetecilerinde, ne de yöneticilerinde bizlere karşı hiç bir ön yargı bulunmuyor?
Daha birçok olumlu etken saymak mümkün?
Bu sıcak ülkede sıkça Türk (Török) soyadı, Türkçe cadde adlarına ve Attila ismine rastlıyorsunuz.
Şaşkınlığa yol açacak derecede ortak kelimeler kullanıyoruz. Mesela, kapı ? kapu, ana-anya, dede-deydi, nine-neydi, kayısı-kayisi, elma-alma, kestane- gestenye, arslan-arszlan, batur(cesur)- batur? Bıçak, şal, kumpir, divan, pabuç, şapka? Ve onlarca-yüzlerce kelime? Macarca, tıpkı Türkçe gibi Ural-Altay dil grubu içinde yer alıyor.
Her ne kadar bir takım hesaplarla Avrupa Birliği üyesi yapılsalar da, Macarlar çok da kabullenilmemiş. Zaten kendilerini klasik anlamda Avrupalı gibi de hissetmiyorlar. Çok değil bundan tam 50 yıl önce Batı Avrupa ve ABD nin kendilerini Sovyetler Birliği nin kucağına itişlerini ve ardından Rus vahşetine seyirci kalışlarını unutmuş değiller. Her ne kadar komünizmin çöküşüyle birlikte sosyal bir dönüşüm yaşayıp, dünyaya kolayca entegre olsalar da geçmişte maruz kaldıkları muameleler hafızalarından hiç silinmemiş?
Zarif yapısı, tarihi, sanatı, mimarisi, taş binaları, gölgeli sokakları, yeşili, daha da önemlisi Türklere karşı sevgi dolu halkıyla garip bir çekim gücü bulunan Macaristan da görülen sıcaklık karşısında birbirine zıt karmaşık duygular yaşamamak mümkün değil. İnsan, bir yandan bizi bu denli seven, ilgi gösteren, çalışkan, dürüst ve sevecen insanların oluşturduğu bir devletin oluşuna seviniyor, diğer yandan bu ülkeyle ilişkilerin geliştirilmemiş olmasına üzülüyor.
Peki, bu ülke ile neden bağlarımız kopuk?
Türkiye nin ilişkilerindeki yakıcı gerçek
Özellikle NATO ya üye olduktan sonraki dönemde sürekli olarak ABD ve İsrail in istekleri doğrultusunda bir dış politika izledik. ABD nin baskıları dolayısıyla İsrail i tanıyan ilk ülkeler arasında yer aldık. Araplardan uzaklaştıkça uzaklaştık. Sürekli olarak İsrail in çıkarlarına hizmet eden ilişkiler kurduk.
Oysa hatırlayacak olursak; 1991 in sonunda SSCB nin dağılmasıyla Varşova Paktı nın feshedildiği, Doğu Bloku devletlerde sosyalist rejimlerin yıkıldığı bu dönemde; başta ABD olmak üzere NATO üyesi ülkeler stratejik araçlarını soğuk savaş sonrasının dinamik yapısına uygun hale getirerek, kendi menfaatlerini ön plana çıkaran politikalar üretmeye başladılar.
Türkiye ise, başka güçlerin emperyalist planlarına alet olma politikasını sürdürmeye devam ederek tarihi, dini ya da kültürel bağları bulunan ülkelerle işbirliği yapmadı. Hep küresel emperyalistlerin çizdiği sınırlar içerisinde politikalar üretti. Gerek kendi bölgemizde gerekse Balkanlar daki dostlarımızı ve düşmanlarımızı da onlar belirledi. Ortadoğu ülkeleriyle her türlü ilişkileri kopartılıp yalnız ülke konumuna sürüklenen Türkiye nin Balkanlar da da etkili olması engellendi.
Batı, ilişkilerini kurmak ve geliştirmek için en ufak bir bağı bile kullanırken, Türkiye nin müttefik olmak için birçok dinamiğinin bulunduğu Osmanlı hinterlandında yer alan ülkelere uzak durması gerçekten de çok üzücü?
Bu yakıcı gerçekleri görünce, insanın şu sözleri haykırası geliyor:
Siyonist lobilerin nüfuzları ve etkileri ne zaman kırılacak?
Türkiye, başkalarının belirlediği ülkelerle ilişki kurma ya da uzak durma gibi kişiliksiz dış politikayı bir kenara bırakarak, ne zaman çıkarları doğrultusunda bir siyaset izleyecek?
Mevcut dinamikler kullanılarak, Macaristan gibi ülkelerle dostluğun tesis edileceği gün ne zaman gelecek?
Osmanlı nın yanında savaştılar
Macaristan, 1699 da imzalanan Karlofça Antlaşması na kadar yüz altmış beş sene Osmanlı hâkimiyetinde kaldı. Burada görev yapan Osmanlı paşa ve devlet adamlarının da yaptırdıkları başta hamamlar olmak üzere pek çok eserden bazıları Macaristan ın Avusturya idaresine düştüğü zaman yapılan tahribata rağmen günümüze kadar gelebildi. O devirlerde mezhep savaşları ile çalkalanan Avrupa da, Macaristan başta olmak üzere, Osmanlı toprakları Protestanların sığınak yeri oldu. Osmanlı-Macar münasebetleri sosyal ve iktisadi, her alanda gelişti ve Macaristan da Osmanlı kıyafetleri giymek moda oldu. 1604 teki Osmanlı-Avusturya savaşında Macarlar Osmanlıların yanında yer aldılar ve kurulan Erdel Beyliği içişlerinde bağımsız ancak, Osmanlı Devletine tâbi olmak üzere Macarlara verildi.
Osmanlı, Macar bağımsızlık hareketlerini destekledi
Osmanlı devleti, 1689 da Avusturya nın eline geçtikten sonra da Macaristan daki bağımsızlık hareketlerini destekledi. 1682-1684 te İmre Thököly nin, 1703-1711 de Ferenc Rakoczi nin bağımsızlık hareketleri başarısızlıkla sonuçlanınca diğer direnişçilerle ile beraber Osmanlı devletine sığındılar. Thököly İzmit te, Rakoczi Tekirdağ da ölene kadar misafir muamelesi gördüler. 150 yıl sonra Osmanlı Devletine gelen Macar heyeti, Tekirdağ a yerleştirilen mültecilere verilen araziyi satın almak için kendilerine müracaat eden Türk köylülerine hayran kaldılar. Rakoczi nin arkadaşı Kelemen Mikos un yazdığı ve mültecilerin hayatını anlatan Türkiye Mektupları isimli eseri bugün Macar tarihi ve edebiyatının kaynak kitapları arasında sayılmaktadır.
İşte bu gerçekler, geçmişte niçin çok büyük bir devlet olduğumuzu, dost ve düşmanımızı nasıl belirlediğimizi çok çarpıcı bir biçimde ortaya koyuyor?



