Kamuoyu iki günden beri Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç‘a yönelik suikast hazırlığı haberleriyle çalkalanıyor.

Gece yarısı Arınç‘ın evinin bulunduğu semtte ihbar üzerine durdurulan iki otomobilden biri albay, biri binbaşı iki subay çıkmış, savcı üstlerini aratırken biri elindeki kâğıdı çiğneyerek yutmak istemiş. Kâğıt binbaşının elinden alındığında görülmüş ki bu, Bülent Arınç‘ın ev adresinin yazılı olduğu bir nottur. Tabii subayların Özel Kuvvetler‘de görevli olduklarının anlaşılması da, haklı olarak durumun önemini artıran bir sebep sayılmış... Peki sonra ne olmuş? Adliyeye götürülen iki subay, kendilerini sorgulayan savcı tarafından serbest bırakılmışlar. Halkı bunaltacak kadar, hatta kalbi zayıf olanları kalpten öldürecek kadar çok kötü haber peş peşe gündeme üşüşüyor. Korku malzemesi olarak kullanılan bu darbe ve suikast senaryolarının sadece iddia düzeyinde ve kâğıt üstünde kalmasını teselli sayarak susup oturmalı mıyız? "Allah beterinden korusun" deyip sabır gösteremeyiz. Genelkurmay Başkanı Başbuğ‘un sorumluluğu TSK‘nın psikolojik savaş hedefi yapıldığını teşhis edip bunu ilân etmekle bitmiyor. Ordunun en güvenilir kurum kimliğini sürdürmesi, özgür ve korkusuz yaşama hakkımızın şartıdır. Özel Kuvvetler‘den iki yüksek rütbeli subayın Başbakan Yardımcısı‘nın oturduğu mahallede adresi yazılı bir kâğıtla gece yarısı dolaşmalarının anlamı ve amacı nedir; bunu bilmek ihtiyacındayız...

Muhabir: Haber Merkezi