İbrahim Ethem biraz düşündükten sonra:
-Mâdem dervişsin! Allah yolunun yolcususun, bana bir keramet göster sana inanayım.
-Ben mi keramet göstereyim? Nasıl keramet istiyorsunuz sultanım?
-Olmayacak bir işi oldur; mesela beni tahtımdan havaya kaldır.
-Sultanım, keramet istemekle olmaz. Kerametin ne zaman olacağını onu veren Allah verir. Çoğu zaman keramet gösteren bile kerametinin farkında olmaz. Ama ille de keramet diyorsanız sarayın kapısında sizinle görüşebilmek için o kadar insan beklerken bizimle Allah yolunda sohbet etmenizden daha güzel keramet mi olur?
-Beni iknâ edemiyorsun.
-Ya İbrahim Ethem, benim ilmim yetmeyebilir, dilim iyi anlatamayabilir. Bu yolda ilmi yetenleri, dili dönenleri bul! Büyük sır, büyük hikmet dervişlik yolunda... İnan bana!
-Beni inandıramadınız ama biraz şaşırttınız. Allah‘tan dileğim bir gün beni bu yolu iyi bilen birini çıkarsın karşıma. Nöbetçi, bunu serbest bırak! Bir gün tekrar karşılaşırız inşallah...
-İnşallah sultanım! Nasip...