Eski Yunanlılar zamanında Ege de ve Karadeniz de, hattâ Çanakkale de siteleri Yunanlılar kurmuş, böylece deniz kenarlarında kentler gelişmiştir. İstanbul ise Bizanslılar tarafından kurulmuş ve imparatorluk merkezi yapılmıştır. İstanbul un hemen bitişiğinde sulanan tarım vadileri yoktur, orasını besleyecek çevresi de yoktur. Roma İmparatorluğu Avrupa dan gelen istilalara karşı korunmak için İstanbul u merkez yapmak istemiş ve İstanbul alternatif imparatorluk merkezi olarak kurulmuştur; yani o dönemde İstanbul coğrafi merkezden ziyade siyasi merkezdir. Sonra Roma İmparatorluğu bölünmüş, Batı Roma İmparatorluğu Roma daki merkezini korumuştur. Germenlerin İtalya yı istila etmeleri ile Batı Roma İmparatorluğu yıkılmış ve imparatorluğun yerini papalık almıştır. Doğu Roma İmparatorluğu nda yani İstanbul da ise imparator kiliseyi koruyarak ve ona dayanarak bin seneden fazla ömür sürmüştür. Osmanlıların İstanbul u fethi sonrasında 500 seneden fazla Osmanlıların payitahtı olmuş, böylelikle İstanbul siyasi merkez olma vasfını korumuştur.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti kurulduktan sonra İstanbul siyasi merkez olma özelliğini kaybetmiş, ancak çağımızın ulaşım ve iletişim araçlarının gelişmesi nedeniyle ve demiryolu ve karayolu bağlantılarıyla, hele iki kıtayı bağlayan köprüleriyle, İstanbul Türkiye nin ekonomik ve kültürel merkezi olmayı sürdürmüştür.

İstanbul şimdi de dünyanın ekonomik merkezi olma durumundadır.

İstanbul karaların ve iç denizlerin merkezindedir. Ekonomide merkezde olmanın önemini herkes bilir. Köşe başındaki bir dükkan içteki bir dükkandan iki misli daha değerli olur. Bu sebeple İstanbul gittikçe dünyanın ekonomik merkezi olmaya başlamıştır.

1950 ye kadar İstanbul ekonomik bakımdan Osmanlılar zamanındaki merkeziliğini korumuştur. Bu dönemde nüfusunu fazla artırmamış, ekonomik bakımdan da fazla etkin değildir. Sadece birçok yönden yine merkez olmayı sürdürmüştür. İthalat ve ihracat oradan yapılıyor, Anadolu halkı mallarını oraya satıyor ve oradan alıyordu. 1950 den sonra İstanbul birden büyümeğe başladı. Dış kredilerle kalkınmaya başlayan Türkiye, krediyi yalnız İstanbul azınlık tüccarlarına kullandırmış, onlar da tüm fabrikaları İstanbul da kurmuşlardır. Anadolu da iş bulamayan halk İstanbul a göç etmiştir. 1960 larda nüfusu iki milyon olmuş, bir önceki döneme göre İstanbul un nüfusu tam bir misli artmıştır. Bugün ise bu nüfus 15-20 milyona doğru gitmektedir. Nüfusun ekonomideki önemini herkes çok iyi bilir. 1980 lere kadar azınlıkların hakim olduğu dış sermaye ile İstanbul süratle büyümektedir. Cumhuriyet in kurulduğu ilk yıllardan itibaren İstanbul un Anadolu yu sömürmesini önlemek amacıyla Anadolu da KİT ler (Kamu İktisadi Teşekkülleri) oluşturulmuştur. Süleyman Demirel iktidarları zamanında Anadolu da altyapı yatırımları yapılmış, Anadolu nun sanayileşmesi ise yavaş gelişmiş ve İstanbul sermayesi ile rekabet edememiştir. Bu husustaki başarıya Necmettin Erbakan önderlik etmiş, KİT ler yoluyla Anadolu sanayileşmeye başlamıştır. Turgut Özal İstanbul sermayesini yatıştırmak için bu sermayeyi KİT lere karşı destekleyerek Anadolu sanayileşmesi karşısında İstanbul u zenginleştirmek istemiş, bu gelişme de İstanbul un ikinci hamlesi olmuştur. Dış sermayeden bağımsız İstanbul sermayesi sanayileşmeyi geliştirmiş, Batı sanayisine sadece taşeron olmamaya başlamış, böylelikle İstanbul un anormal derecede büyümesine sebebiyet vermiştir. Tansu Çiller döneminde suni krizler çıkarılmış, Türkiye de sanayi çökmeye başlamış, bu dönemde bütün Türkiye ile birlikte İstanbul da sıkıntıya girmiştir. Ancak yine Çiller in aklı ile Türk sermayesi dışa açılmış, böylece Türkiye ve İstanbul dışarıda iş yapmaya başlamış, bu sayede 1990 lı yıllar fazla sıkıntıya girmeden atlatılmıştır.

İstanbul a en büyük darbeyi 28 Şubatçılar vurmuş; bu darbeden sonra on yıldır süregelen çok yönlü ekonomik, siyasi ve sosyal olumsuzluklar yaşanmaya başlanmıştır...

Devam edeceğiz