Ekonomik politikaların esasını belirleyen bazı kabuller ve birliktelikler vardır. Söz gelimi IMF ve Dünya Bankası ile işbirliği yapıyorsanız, yani bu kurumlardan borç alıyorsanız şartı onlar koyarlar. Öyle şartlar ileri sürerler ki yaptığınız bütçe sadece borç faizlerini ödemeye yönelik olur. Bir bakıma IMF küresel sermayenin tahsildarıdır ve bu yönde kararları borç verdiği ve anlaşma yaptığı ülkelere dayatır. IMF nin kuruluşundan beri bu iş böyle sürüp gider. Bu bakımdan önemli olan ülkeyi IMF nin güdümünden kurtarmaktır, ekonomik politikaların belirlenmesinde ve uygulanmasında IMF nin yeri olmaması gerekir. IMF den destek isterseniz şartları ben belirlerim deme şansınız olmaz.
Bu yüzden AKP iktidarının ilk günlerinden beri bu gerçeğe dikkat çekmeye çalıştık. İstedik ki küresel sermayenin çıkarları değil kendi insanımızın çıkarları ön planda olsun, ülkemizin zenginlikleri borç faizlerine değil, insanımızın refah seviyesini yükseltmekte kullanılsın. Ancak, AKP iktidarı sürekli olarak IMF ile birlikte yürümeyi esas aldı. Onların onayını sanki ekonomik politikalarında başarının şartı kabul ettiler. Neticede bugünlere geldik.
Ne var bugünlerde denebilir.
Uygulanan ekonomik politikaların doğru olduğunu bazıları savunabilir. Bu meseleye nereden baktığınıza bağlı. Eğer, ülkemizde büyük sermayenin çıkarlarının korunup korunmadığı açısından bakılacak olursa AKP iktidarının uyguladığı ekonomik politikalar başarılıdır. Büyük sermayenin her isteği yerine getirilmiştir. İsteklerin yerine getirilmesinde gecikme olduysa hemen bu çevreler harekete geçmiş, hükümet aleyhine kampanyalar başlatmışlardır.
Bazen sermaye çevreleri, bazen de hükümet kanadından meydan okuyuşları izledik. Sonuçta şu ya da bu şekilde bir anlaşma yolu bulundu. Küresel ve yerli sermayenin çıkarlarına uygun düşen IMF proğramlarından bir türlü vazgeçilemedi.
Hükümet kanadından sert çıkışın sahibi ise genellikle Başbakan oldu. Kasımpaşalılığından olacak arada bir kükreyerek muhataplarını sindireceğini düşünen Başbakan bu gürleyişlerinde bir de istikrarı sağlayabilse belki politikalarda önemli değişiklikler olabilecek ama maksat bu olmayınca ve sadece topluma yönelik bir gövde gösterisinden öte geçmeyince sürekli olarak altta kalanın canı çıkıyor. Altta kalan ise kesinlikle sermaye çevreleri olmuyor. Sabit ve dar gelirli milyonlar oluyor. Kemer sıkmak hep onlara düşüyor, hortumlamak ise sermaye sahiplerine kalıyor. Elbette sermaye düşmanı değiliz, olamayız. Dikkat çekmeye çalıştığımız husus bu memlekette nedense nimet, külfet dağılımında bir türlü adalet tesis edilemeyişi. Ülke sıkıntıya düşmüşse topluma fedakarlık düşer. Ancak, bu fedakarlık herkesin gücüne göre istenirse kimsenin itirazı olmaz. Ama, hep tek taraflı istenirse orada vicdanlar rahatsız olur. Sosyal patlamaların zemini hazırlanır.
Bu izahın ardından Başbakan ın IMF ye karşı son başkaldırısına(!) temas etmek istiyorum. Türkiye olarak IMF den borç istenmesinin ardından Hükümete ulaştırılan IMF şartları her zaman olduğu gibi ağır gelmiş olacak ki Başbakan "Ümüğümüzün sıkılmasına izin vermeyiz" diyerek kükredi. Elbette buna izin verilmemelidir. Çünkü; ümüğü sıkılan milletimizdir. Bir Başbakan ın da buna izin vermemesi gerekir. Ancak bu noktada 6 yıldır uygulanan IMF proğramlarına niçin ses çıkartılmadığını sormak gerekmez mi
Daha sonraki günlerde Başbakan tepkisini biraz yumuşatarak, "İki tarafın da kazandığı bir anlaşmadan yana olduklarını" söyledi. İyi ama IMF ile yapılan anlaşmalarda iki tarafın da kazançlı çıktığı şimdiye kadar görülmüş değil ki. Küresel sermayenin daha çok kazanmasına proğramlanmış bir kuruluştan kendi kazancından vazgeçmesini beklemek doğru olabilir mi
Başbakan ın "IMF düşmanı bir iktidar değiliz. Ama bize anlayışla yaklaşmazsa kendi yolumuza devam ederiz" şeklindeki sözleri de iktidarın sıkışmışlığının bir ifadesi olarak değerlendirilebilir. Meydan okuyuşun altında bile bir alttan alma insanın dikkatini hemen çekiyor. Elbette seçimlerin yaklaştığı bir dönemde AKP nin yatırımların sınırlandırılması ve vergi artışı taleplerine evet demesi mümkün olmaz. Aslında yatırımların 6 yıldan beri sınırlandırıldığı biliniyor. Bu yüzden de işsizlik hızla artıyor ve tehlikeli bir noktaya geliyor. Bu bakımdan IMF nin yeniden yatırımların sınırlandırılmasını istemesinin anlamı yatırımların tamamen durdurulması demektir. Söz gelimi AKP iki alanda devlet yatırımlarını sürdürmek istiyor. Bunlar da bölünmüş yollar ve hızlı tren çalışmalarıdır. Belli ki IMF bu çalışmaların da durdurulmasını istiyor. Böyle olunca da artık IMF ile pazarlıklarla şartları yumuşatmaya çalışmaktan vazgeçilerek kendi insanımızı esas alan uygulamalara bir an evvel geçilmelidir.