Dünya

ILO’da tarihi oturum... Türk Emek Hareketinden küresel vicdan duruşu

"ILO koridorlarından Millî Gazete okurlarına aktarılacak en yalın özet belki de budur: Siyonizm’in ördüğü duvarlar, Cenevre’de bizzat emeğin ve cesaretin eliyle bir kez daha çatlatılmıştır. Ve o çatlakta, Türkiye’den yükselen o kararlı sesin payı çok büyüktür."

Abone Ol

İzlenim : Ahmet Sesli

Bu yıl Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 114. Oturumu’nu Millî Gazete olarak Cenevre’de yerinde takip ettik. Ancak salonlardan yansıyan manzara, sadece küresel çalışma hayatının teknik meselelerinden ibaret değildi bu kez. Kürsülerden yükselen seslerin, kulislerdeki fısıltıların ve ikili temasların merkezinde, takvimlerin 1 Haziran’ı göstermesiyle birlikte çok daha vicdani bir gündem vardı: Filistin’deki Siyonist vahşet ve bu vahşete karşı yükselen küresel öfke.

Aslında ILO için Filistin yabancı bir gündem maddesi değil. Son birkaç yıldır raporların, komisyonların ve genel kurul hitaplarının satır aralarında Filistin’deki Siyonist soykırım ve abluka hep kendine yer buluyordu. Ancak bu yıl Cenevre’deki atmosferi geçmiş yıllardan ayıran, diplomatik teamülleri aşan çok somut ve haysiyetli bir itici güç vardı. O gücün merkezinde ise Türkiye işçi ve memur konfederasyonlarının, özellikle de Hak-İş’in uluslararası arenaya taşıdığı o net duruş yer alıyordu.

Yazının tam da bu noktasında, diplomatik jargona sıkışmış küresel bir organizasyonun ezberini bozan o çarpıcı detaya odaklanmak gereğini görüyorum..

Kulislere ve ikili görüşmelere damga vuran isim, Hak-İş Genel Başkanı Mahmut Arslan’dı. Ancak bu ilgi, alışılagelmiş bir bürokratik ağırlamanın çok ötesindeydi. Akdeniz’in uluslararası sularında, Gazze’ye insani yardım götürmek amacıyla yola çıkan Özgürlük Filosu’na (Sumud) katılan, İsrail tarafından hukuksuzca alıkonulan ve esir edilen bir sendika liderinin duruşu, Cenevre’de dikkatli gözler tarafından izlenildi.

En dikkat çekici olan ise salonlarda sergilenen o vakur tavırdı. Dünyanın dört bir yanından gelen, Filistin davasına gönül vermiş ülke delegasyonları, Mahmut Arslan’ın etrafında kenetlenirken dillerinde alışılagelmiş bir "geçmiş olsun" tesellisi yoktu. Tebrik ve şükranlar birbirini takip ediyordu.

Çünkü küresel vicdanın sustuğu, devletlerin üç maymunu oynadığı bir dönemde, Türk emek hareketinin bir liderinin gövdesini taşın altına koyarak aldığı o fiili aksiyon, Cenevre’de "Geçmiş olsun" denecek bir mağduriyet olarak değil, "Teşekkür ederiz" denecek bir izzet ve cesaret vesikası olarak selamlandı.

Bu manzara, sahici bir gerçeği gözler önüne seriyor: Türk emek cephesi, artık sadece kendi sınırları içinde hak arayan bir yapı değil; mazlum coğrafyaların sesini uluslararası platformların merkezine, statükonun tam göbeğine taşıyan küresel bir aktördür.