Hepimizin yakından tanıdığı Özgür-Der‘in Başkanı Hülya Şekerci‘nin eşi Gürcistan Dostluk Derneği Başkanı Avukat Erol Şekerci ile Gürcistan izlenimlerimi paylaşarak, oradaki Müslümanların durumunu konuştuk.
Aile dostum Şekerci, soru sormama gerek kalmaksızın tüm cevapları içinde barındıran çarpıcı açıklamalarda bulundu. Ben sadece konunun açıklığa kavuşması için zaman zaman araya girdim.
"Gürcistan‘da bugünlere nasıl gelindi?"
"Gürcistan, Osmanlı‘nın bölgeden çekilmesiyle beraber bir bakıma İslam karşıtı güçlerin eline geçti. Önce Rus ideolojisiyle yazılan bir tarih ve şekillenen bir coğrafya; Sovyetler‘in dağılmasıyla birlikte devreye giren Hıristiyan Gürcü yönetimi de aynı felsefeyi devam ettirdi. Bölgedeki Müslümanlar açısından değişen hiçbir şey olmadı aslında. Sovyet Rusya‘sı, oradaki insanlara Türklüğü ve İslam‘ı zorba bir güç olarak anlattılar. Osmanlılar‘ın bölgeye gelip Gürcüler‘i ‘Ya İslam, ya ölüm‘ düsturuyla silah zoruyla Müslümanlaştırdığı yalanını yaydılar. "Sizin atalarınız, bilinçli bir şekilde ve özgür iradeleriyle Müslümanlığı seçmediler" sözünü insanların aklına yerleştirdiler. Hatta bu psikolojik savaşı Osmanlı‘ya şu iftirayı atacak kadar ileriye götürdüler: "Osmanlı gelip bütün Gürcüler‘i Çoruh Vadisi‘ne topladı ve ‘Ya İslam, ya ölüm‘ ikileminde bıraktılar." Bu bölgede çok yaygın bir söylem. Bilimadamları ve tarihçiler bile bu gerçek dışı sözü savunuyorlar. Kendileri bile inanmadıkları halde bu fikri dile getiriyorlar. Devlet kanalıyla yürütülen psikolojik savaş sırasında ortaya atılan ‘Osmanlı geldi ve kılıç zoruyla Gürcüleri Müslüman olmaya zorladı‘ yalanını sürdürüyorlar. Ölümden korkanların zorla Müslüman olduğunu, diğerlerinin ise ölümden korkmadan dinlerinden dönmediklerini söylüyorlar. Buradan, Müslüman Acaralılar‘ın, Gürcüler‘in vatanına ve dinine ihanet eden, korkak, sünepe insanlar olduğu sonucunu çıkarmaya çalışıyorlar. Hıristiyan Gürcüler‘in birinci sınıf insan oldukları fikrini savunuyorlar. Daha kötüsüyse, Müslümanlar bile bu propagandaya inanmış durumda. Müslümanların büyük çoğunluğunun, ‘Dinimiz aslında mükemmel bir din, ama Müslümanlaşma sürecimiz çok acı bir şekilde oldu,‘ gibi bir yaklaşımı var. Bu da, yapılan propagandanın tuttuğunu gösteriyor. Oyunu oynayanların belli bir amaca doğru birtakım hedeflere ulaştıklarını gösteriyor. Mücadele devam ediyor. Osmanlı bölgeden çekilirken Acaristan özerk bir cumhuriyetti. Özerkliğin temelini İslam oluşturmuştur. Osmanlı, oradan çıkarken insanlara son bir fayda nasıl sağlanır, dini ve kültürel varlığını nasıl devam ettirebilir düşüncesiyle bir formül geliştiriyor ve özerklik istiyor. Özerklik, Acara‘nın siyasi sınırlarını ve inanç özgürlüğünü kapsıyor. Aradan zaman geçiyor; Sovyet Rusya, Gürcistan derken, Kars Antlaşması‘yla yenilenen uluslararası hukukun bir parçası olarak, Türkiye, Kıbrıs‘ta olduğu Gürcistan‘da da garantör ülke konumuna gelmiştir."
"Gürcistan‘ın Müslüman kalması Türkiye‘nin yararınadır"
"Peki Türkiye bu hakkını hiç kullandı mı?" diye soruyorum
" Hayır...Türkiye garantörlük hakkını hiçbir zaman kullanmadığı gibi, oradaki insanlara karşı sorumluluklarını da yerine getirmemiştir."
"Türkiye‘nin batılılaşma süreci içerisinde kendi içindeki inançlı insanlarla mücadele ediyor olmasından kaynaklanıyor olabilir mi"
" Belki ama Türkiye‘deki durumla Gürcistan‘daki arasında çok fark var. Osmanlı sonrasında Türkiye‘de ulusal temelli bir devlet kuruldu. Yalnızca ulusal menfaatler açısından bile Gürcistan‘ın Müslüman kalması Türkiye‘nin yararınadır. Oradaki insanlar Hıristiyanlaştığı takdirde hem Türklüğe hem de İslam‘a düşman olacaklardır. Oradaki Müslümanlar, Türkiye insanını seviyor, sevmese bile en azından düşmanca duygular beslemiyorlar. Hıristiyanlaşan insan, birdenbire resmi ideolojinin yılmaz savunucusu olarak karşınıza çıkıveriyor. Ve daha önce inanmadıkları söylemleri savunmaya başlıyorlar. Bu açıdan baktığımız zaman Türkiye, oradaki Müslüman unsurla ilgili çalışmalarını devam ettirmelidir. Buna hukuki açıdan hakkı olduğu gibi, böyle bir sorumluluğu da var. Türkiye, neticede Osmanlı İmparatorluğu‘nun bakiyesi bir ülke. O yüzden kayıtsız, duyarsız kalamaz. Türkiye, güçlü olmak istiyorsa bölgede kendisine yardımcı olabilecek komşularıyla sağlıklı ilişkiler kurması gerekiyor. Aradaki bağlantıları sıradan diplomatik ilişkiden çıkarıp kardeşlik ilişkisine yükseltmelidir. Var olan kardeşlik hukuku elimizden gidiyor, diplomatik ilişkileri bile kaybediyoruz."
"Adeta, İkinci Endülüs acısı yaşanmak üzere"
Sesinin tonunu yükseltiyor, "Bu Türkiye Cumhuriyeti‘nin dış politikasını yürütenler açısından çok büyük bir basiretsizliktir. Bu bizim açımızdan baktığımız zaman ortaya çıkan portre. Gürcistan açısından bakınca, ümmet burada adeta ikinci Endülüs acısını yaşamak üzere. Bunu Türkiye kamuoyuna duyurmakta zorlanıyoruz. Bugüne kadar bizim de ihmalimiz oldu tabii ki. Türkiye‘de azımsanamayacak bir Gürcü potansiyeli var ve Türkiye‘deki Gürcüler bizim görebildiğimiz kadarıyla ümmet bilinci, İslami duyarlılığı üst seviyede olan insanlar. Gürcistan‘ın kalburüstü insanları, hicret mantığıyla Türkiye‘ye göç etmiştir. "Rusya‘nın egemenliğinde yaşamaktansa, gerekirse doğup büyüdüğümüz kendi topraklarımızı, vatanımızı terk edip bizden olan Müslüman bir memlekette yaşamayı tercih ederiz," duyarlılığıyla Türkiye gelmişlerdir. Hal böyle olunca, bu insanların torunlarının da şimdi İslami hassasiyete sahip olması anlaşılır bir şey. Bugüne kadar bu ümmetçi yaklaşım ve Gürcistan‘daki Sovyet yönetim anlayışı nedeniyle Türkiye‘deki Gürcüler, bölgeye hiçbir zaman ilgi göstermediler. Dolayısıyla sonuç itibarıyla, Gürcistan‘daki kardeşlerine karşı sorumluluk bilinci gelişmemiştir.
"Gürcistan‘da Müslümanlar, maddi ve manevi sıkıntılar çekiyorlar. Bu konuda bir şeyler yapılıyor mu ve neler yapılabilir" diye soruyorum.
"Sorumluluk açısından yapılması gereken birtakım şeyler var. Ama bunu Türkiye‘deki Gürcülerin yapması gerekiyor. Oradaki Müslümanlara, kendi dinlerini öğretmek konusunda, zekatın paylaşılması, hayır işleri gibi konularda çalışmalarımız var. Ama bu çalışmaların çok daha büyük ölçekte yapılması gerekiyor. Sovyetler‘in yıkılmasından sonra bu topraklarda, Afrika‘yı aratmayacak derecede büyük bir sefalet baş gösterdi. Türkiye‘deki Müslüman Gürcüler, Gürcistan‘daki din kardeşleri için bir şeyler yapmalıdır. Çünkü onlar gerçekten sahipsiz konumdalar. Devlet, Müslüman Gürcüleri, Acaralıları, ikinci, üçüncü sınıf insan yerine koyuyor. Bu adı konmamış bir biçimde yapılıyor; fiili durum bu. Hıristiyan Gürcüler, Müslüman Gürcülere, Acaralılara, Türk anlamına gelen ‘Tatrebi‘ diyorlar; aslında bunu söylerken de ‘Siz bu toplumun çingenelerisiniz, zencilerisiniz,‘ demek istiyorlar. Bana göre Tatar, Gürcüden daha aşağı bir millet değil. Çünkü milletin milletten üstünlüğü yoktur. Öyle bir sorunumuz yok, ama onlar Müslümanlara ikinci sınıf insan muamelesi yapıyorlar. Bir Acaralı sonradan Hıristiyan olsa bile bir Tiflislinin gözünde hâlâ bir Tatar, bir çingenedir. Bu yıllarca, Sovyet döneminde de devam etti. Müslümanlar orada eğitimsiz, gariban, güçsüz kesimi temsil ediyorlar. Başlarında güçlü liderler görmek istiyorlar artık. Müslüman birisi, İslami kimliğiyle birlikte sosyal yaşamda her türlü yerde ve mevkide bulunabilir. Bu gücü de Türkiye‘den transfer edeceğiz oraya.
Gürcistan Dostluk Derneği Başkanı Erol Şekerci durumun vehametine ve önemine dikkat çekerek, "Batum‘un, Acaristan‘ın Gürcistan açısından stratejik bir önemi var. Ekonomik açıdan baktığınızda Acaristan, hem gümrük, hem liman, hem de turizm kentidir. Bütün bu zenginliklerin bir arada bulunduğu başka bir bölge yok Gürcistan‘da. Buna rağmen bura halkına ikinci sınıf insan muamelesi yapılıyor ve bu asırlık bir politika. Gürcistan‘daki eğitim sistemi Türkiye‘dekinden çok daha kalitesiz. Ama burada eğitim görmüş bir Gürcü, ülkesine geri döndüğü zaman yine de iş bulamıyor. Bulduğunda da kendisinden son derece saçma ve yanlış bir istekte bulunuyorlar. Formalite icabı da olsa Müslüman olduğunu belli etmemesi ve gerekirse boynuna bir haç takması gerektiği söyleniyor. Müslüman bir yeğenini işe almak isteyen bir yetkili, kendisini baskı altında hissediyor. Bunun kanunlarda varlığını göremezsiniz, ama uygulamada yaşanan gerçek budur. Yıllarca "Sovyet Rusya"sı da aynı şeyi uyguladı. Müslümanlar ne bilimde, ne siyasette, ne yönetimde ileri gidebildiler; haliyle toplumun zencileri olmaya mahkum edildiler. Bu durum, başta Türkiye olmak üzere tüm İslam coğrafyasında böyle.Çünkü, 1. Dünya Savaşı ile birlikte dünyanın patronu olan birleşik emperyalist güçler, bunun böyle olmasını istediler. Örneğin Cerrahpaşa Tıp Fakültesi‘nde başörtülü müstahdem olabiliyorsunuz, ama başörtülü tıp öğrencisi yahut öğretim görevlisi olamıyorsunuz" dedi.
Sözü, Gürcistan‘da hızla sürdürülen misyonerlik faaliyetlerine getiriyorum.
"Batum‘da yükselen değer olan Hıristiyanların sembolleriyle her köşe başında karşılaştığımı" söylediğimde....
"Evet, mevcut duruma baktığınızda, şu anda Gürcistan‘da devlet eliyle yürütülen bir misyonerlik faaliyeti var. Gürcistan devletinin misyonerlik faaliyetine bu kadar sahip çıkmasının kendine göre bazı haklı gerekçeleri bulunuyor. Gürcistan, Sovyetler sonrasında bağımsızlığını kurduktan sonra birtakım iç sorunlar yaşadı. Abhazya ve Osetya örneği bunlardan ikisidir. Bunlar etnik kökene dayanan çatışmalardır. Acaristan‘da da bazı problemler yaşandı: Oradaki sorun, tamamen siyasi ve rant kavgasıydı. Gümrük bölgesinden elde edilen gelirlerin merkeze gitmediği yönünde çıkan tartışmalardı sorunun başı."
"Bir Gürcü‘nün Müslümanım demesi bile büyük bir kazanç"
"Gürcistan‘daki Müslümanlara karşı verilen mücadeleye " ilişkin görüşlerini soruyorum.
"Zaten küçük bir devlet olan Gürcistan‘da, içerde yaşanan sorunlar yeni yönetimle beraber, muhtemelen ABD‘nin de yönlendirmesiyle birlikte merkezi-üniter bir devlete doğru kayış var. Abhazlar‘a bir şey söyleyemiyorlar, farklı etnik kökendenler. Osetler‘e de fazla bir şey yapamıyorlar, ama Acaralılar‘a gelince aynı etnik kökendenler. Ayrımın yapılma sebebi ne: tabii ki Müslüman olmaları. Bu bölgede özerkliğin sebebi olan İslam‘ı yok ettikleri zaman, en azından özerkliği kaldırmış olacaklarına inanıyorlar. Uluslararası arenada da hiçbir sorun yaşamadan bunu yapabilirler. Bu yüzden, her ne kadar dini hassasiyete sahip olmasa da, bölgede İslam‘ın yok edilmesi devletin işine geliyor. Özerklik dolayısıyla zorunlu din dersi var ilkokullarda. Ama din dersi adı altında, özerkliğinin temeli İslam olan bir bölgede, Hıristiyanlık eğitimi veriliyor; İslam adına tek bir kelime öğretilmiyor çocuklara. Anne-babası Müslüman olan çocukların yüzde doksanı ister istemez Hıristiyanlığa geçiyorlar. Her gün geriye gidiyoruz. Bu geriye gidiş karşısında, kirlenmiş de olsa, yıpranmış da olsa, tamamen taklidi de olsa, bir insanın ben Müslümanım demesi benim için büyük bir kazançtır. İnsanlar İslam‘ı çok fazla bilmeden Müslümanım diyorlarsa ve geri gitmiyorlarsa, inadına İslami kimliği muhafaza ediyorlarsa bu bile bizim açımızdan bir başarıdır. Buradaki insanlara, şu aşamada, İslami duyarlılık, kimlik, kalite kazandırmak değil, var olan durumu, Sovyetler‘deki durumu muhafaza edebilmek bile başarı olarak kabul edilecektir. Bu gidişi durduramazsak, ümmet Acaristan‘da ikinci Endülüs acısını yaşayacaktır. Bu hızla devam ederse, oradaki Hıristiyanlaşma sürece 10-15 yıl içerisinde Acaristan‘da İslam‘ı yok edecek. O zaman İslam orada, yalnızca tarih olacak. Bu gidişe dur denmeli artık."
Başkanı olduğu Gürcistan Dostluk Derneği‘nin bu anlamda ne gibi çalışmalar yaptığını soruyorum.
"Buradaki sorunlarımız Gürcistan‘a yansıdığı zaman kaybımız artıyor"
"Karşımızda misyonerliği bilinçli ve sistematik bir şekilde yapan bir devlet var. Haliyle, burada birkaç kişiyle yürüttüğümüz mütevazı çalışmayla bunun üstesinden gelmek mümkün değil. Biz hayırda kullanılmaya razıyız, hayatımızı bu işe adadık. Ama hiçbir girişim görmedik."
"Size kimse yardımcı olmuyor mu?"
"Şu anda Gürcistan‘da dini eğitim veren kardeşlerimizin çoğu, kendi eğitimlerini Türkiye‘de tamamlamış kişilerdir. Gördüğünüz din adamlarının tümüyle Türkçe konuşabilirsiniz. Bu arkadaşlar bir taraftan üniversite eğitimlerini devam ettirirken, donanımlarını tamamladılar. Ardından da Gürcistan‘da gidip dini eğitim vermeye başladılar. Acaristan‘a baktığımız zaman zaten, böyle bir işe soyunacak kişinin sayısı bir elin parmak sayısını geçmez. Buradaki sorunlarımız Gürcistan‘a yansıdığı zaman da kaybımız artıyor. Diyanetin bu konuda bize kalkan olabileceğini umuyorduk, ama Gürcistan‘da, Acaristan‘da Müslümanların ihtiyaçlarıyla ilgili, din işleriyle alakalı yasal bir boşluk var. Diyanet İşleri‘nin bu konuda bir yetkisi var. Ama bir girişim yapılmıyor.
"Müslüman Gürcülerin, Azeri Müslümanlarla ve kurumlarıyla ilişkileri bulunmuyor mu?"
Azerbaycan‘ın kendisi de dini açıdan Gürcistan kadar yardıma muhtaç bir durumda. Türkiye‘ye bağlandıkları zaman, öyle sanıyorum ki, oradaki Müslümanlar bundan hoşnut kalacaklar. Hem mezhepsel olarak, hem de tarihsel açıdan bir yakınlık var. Maddi açıdan da daha büyük kazançlar söz konusu."
"Müslümanlar‘ın çift isim kullandığını gördüm"
"Doğru. Zaman zaman bizim de yaşadığımız Müslüman ismi sıkıntısını Gürcistan çok daha fazla yaşıyor. Burada resmi olarak tanımlanmış bir problem yok aslında, ama yıllardır insanımız komünist mantıkla ezilmiş, devlet dairesine gittikleri zaman iyi muamele görmemişler. Bu biraz da bizim Müslümanların korkusundan kaynaklanıyor. Kendimize güvenimiz, cesaretimiz kalmamış. Devlet dairesine gidiyorsunuz; yasal bir engel olmamasına rağmen, çocuğunuza Müslüman ismi koymak istediğiniz zaman, memurların bireysel tepkisiyle, engeliyle karşılaşıyorsunuz. Bu tepkiye karşı hakkını savunanlar istediği ismi koyabiliyor, ama çoğu arkadaşımız çekindiği, korktuğu için tepkiye boyun eğmek zorunda kalıyor. İnsanlar, ‘Devlet ne der‘, korkusuyla daha bir şey söylemeden, kendi kendilerine yasaklar ediniyorlar. Kendilerini psikolojik bir hapse koymuş durumdalar. Gürcistan‘da, hutbede konuştuklarından dolayı hapse girmiş ya da en azından dava edilmiş tek bir imam bile duyulmamıştır. Gürcistan‘da devlet kendisine düşeni yapıyor. Bu bizim aleyhimize ve saygı duyduğumuz bir şey de değil. Ama alttan alta yürüttükleri misyonerlik çalışmasını anlayabiliyoruz.
"Burada bir boyutuyla sorun farklı öyleyse" diyorum.
"Asıl mesele biz Müslümanların, üzerimize düşen görevi yapmıyor, yapamıyor oluşumuzdur. O yüzden İslam coğrafyasından, özellikle de Türkiye‘den bölgeye yardım gitmesi lazım. Bu yardım yalnızca ekonomik yardım değil, manevi yardım, bilimsel destek yapılmalı; oradaki insanlara kendi kimliklerini, dinlerini öğretmek konusunda çalışmaya başlanmalı" diyor.
Hem komşum hem de arkadaşım olan Erol Şekerci ile söyleşimiz normal gazeteci-yetkili arasındaki söyleşi biçiminde cereyan etmiyordu.
Gece bir hayli ilerlemişti.
Ancak ortaya koyulan çarpıcı görüşleri dinlemekle birlikte Osmanlı hinterlandını ihmal ettiğimiz gerçeğini bir kez daha duymak üzüntümü daha da artırıyordu...