Saadet Partisi‘nde teşkilatlanmadan sorumlu olan Genel Başkan Yardımcısı Birol Aydın ile yoğun gündem arasında hızla yaklaşan genel seçimleri ve partisinin çalışmalarını konuştuk. Ülke gündemindeki konulara ilişkin önemli değerlendirmelerde bulunan Aydın, Afrika‘daki halk isyanından AKP iktidarının icraatlarına kadar birçok konuda çarpıcı açıklamalar yaptı. İşte Birol Aydın ile yaptığımız röportajın detayları...
* Saadet Partisi‘nin seçim çalışmaları ve hazırlıkları hakkında bilgi verebilir misiniz?
- Kongreden bu yana teşkilatlarımız yoğun bir çalışma içerisinde. Sürekli hareket halindeyiz. Geçtiğimiz hafta 2 gün boyunca GİK üyelerimizle seçim stratejilerini belirlemek için yoğun çalışmalar yaptık.
Önümüzdeki hafta akademisyen ve uzmanların ağırlıkta olduğu 5 adet danışma kurullarımızda toplantılar yapacağız. Seçim stratejilerini konuşacağız, 5 ana konuda üretimler yapacağız.
Ardından 5 Mart‘ta; Ankara‘da il başkanlarımız, il müfettişlerimiz, il sorumlularımız, kadın kollarımız, gençlik kollarımız ve tespit edilmiş tüm il hatiplerimizin katılacağı; ki 1400 kişilik toplantı yapılacaktır.
Milli Görüş, Sultan Fatih‘in, Kanuni‘nin inancıdır. Onlar ne sağcıydı, ne solcuydu, ne liberaldi. Gemileri karadan yürüten bir zihniyetin, tekeden süt çıkaran bir anlayışın temsilcileri olarak seçimden beklentimiz, Meclis‘e girmek ve iktidar olacak oyu almaktır. Çünkü 3. Şahlanış için bu gerekiyor. 1969‘dan sonra yapılan seçimler incelendiğinde ortaya çıkan tablo bunu özetler. Hem genel manada hem de yerel yönetimlerde çığır açan hizmetler yaptık.
Bizim bu başarımızın arkasında yatan özelliğimiz; yaptığımız her işin tarihi bir arka planı ve çizgisinin olmasıdır. Dünyanın medeniyet seyrini bilen başmüşahitlerle çalışıyoruz. Geldiğimiz noktanın önemini kavrayan gençlerle yol alıyoruz. Seçim startını Eyüp Sultan‘da vermemiz de bunun bir göstergesidir. Saadet demek, dünyanın değişmesi demektir. Bu yüzden partimizle yeni tanışanlar, dünyasının değiştiğini hemen itiraf ederler. Gayemiz başta 70 milyonun dünyasını değiştirerek beşeriyetin saadetine vesile olmaktır. Bunu yapacak sisteme de, kadroya da sahibiz. Bu açıdan Milli Görüş, aynı zamanda ciddiyetin de adresidir.
Milletin elinde asa var
Şimdi seçim yaklaşırken, halkımıza, yaşadığı sorunların derinliklerine inmesini sağlayıcı hamleler içindeyiz. Halkımız 14 yıldır frensiz arabanın uçuruma yuvarlanmasına karşı, frenin Saadet Partisi olduğunu biliyor. Kontrolsüz güç, güç değilse, bu güç kontrol edilmelidir. Bu da Saadet‘in Meclis‘e girmesiyle mümkündür.
Artık özgürlüklerin de, yiyecek kadar önemli hale geldiği ve kitlelerin sadece fiziki olarak karın doyurmak kadar, kafa ve ruh doyumunu sağlayacak özgürlükleri önemsediği açıkça ortaya çıkmış bulunmaktadır. Milli Görüş, milletimizin düşünce ve özgürlük arzusunun ifadesidir. Saadet Partisi de bunun tek adresidir. Zamanı gelmiş fikir kadar güçlü hiçbir şey olamaz. Bunun için gerekeni yapıyoruz, bundan sonra da gereken yapılacak. Bunu gören milletimiz de gerekeni yapacaktır. Çünkü elinde bir asa olduğunu biliyor. 11 Haziran‘da asayı meydana atacak.
* Tunus‘ta başlayan Mısır‘da devam eden halk isyanı, Afrika‘yı uykudan uyandırdı. Kuzey Afrika‘daki gelişmeleri nasıl değerlendiriyorsunuz?
-Tunus, Cezayir, Lübnan, Mısır derken dalga, dalga yayılan halk ayaklanmaları bütün Ortadoğu ve Balkanları etkilemeye başladı. Bu olaylar, halklarından kopuk, baskıcı yönetimlerin, ilanihaye işbaşında kalamayacağını göstermiştir. Zulüm ile abad olunamaz. Dikkat edin bu ülkelerde işsizlik ve yoksulluk dayanılmaz boyutlara ulaşmış, ülkeler borca mahkum edilmiş ve geri bırakılmıştır. Böyle bir ortamda sosyal tepkinin bir gün doruğa ulaşacağı, patlayacağı tahmin ediliyordu. Nitekim beklenen oldu. Halklar ayaklandı. Ne istiyor bu insanlar. Çok basit; İnsanca bir yaşam istiyorlar. İnançlarının gereğini yerine getirmek, çalışacak bir işe, hayatlarını sürdürecek bir gelir seviyesine kavuşmak istiyorlar. Ülkelerinde demokrasi, insan haklarına saygı olsun, hukuk üstün tutulsun istiyorlar. Kendi yöneticilerimizi kendimiz seçelim istiyorlar.
Ancak bu noktada gerçekten dikkatli olunmalıdır. Çünkü devrilen kukla diktatörlerin yerine, halklarına şirin görünecek bazı işbirlikçi yönetimleri işbaşına getirmek isteyenler olacaktır. ABD ve İsrail Ortadoğu‘da menfaatleri doğrultusunda bu tür girişimlerde bulunacaktır. Bu halklar bu girişimlere karşı uyanık olmalı ve buna fırsat vermemelidir.
Fas‘tan Endonezya‘ya kadar olan bu bölgede yapılan uluslararası stratejik araştırmalar, bölgedeki hiçbir ülkenin tek başına kalkınamayacağını göstermiştir. Bu yüzden D-8 büyük anlam ifade etmektedir. Son olaylar yeni bir dünya özlemini ve haklılığımızı yeniden tescillemiştir.
Vizyon değil, afyon sunuyorlar
* AKP 8.5 senedir iktidarda. Geçmiş icraatlarını ve yeni seçim vaatlerine bakışınız nasıl?
Hükümet, umut fakirin ekmeği sloganıyla hareket etti. Sürekli umut pompaladı. Ama sadece fakirlik arttı. Şimdi fakirlik arttıkça 2023‘den dem vuruyor, umut pompalamak istiyorlar. Maalesef bu da boş. Başbakanın anlattığı 2023 vizyon değil afyondur. Milleti yine oyalamaya çabalıyorlar. Bakın bunu bir örnekle açıklayayım: 15 bin km daha bölünmüş yol yapacağız diyorlar. Hâlbuki MSP hükümette iken 15 bin km otoban, -bölünmüş yol değil- yap-işlet devret modeliyle İtalyanlarla görüşüldü ve anlaşıldı. Şimdi görüyoruz ki; 1970‘li yıllara bile ulaşamayan bir 2023 hedefleri var. Bu vizyonsuzluktur. Üstelik yapacaksan bölünmüş yol değil, metro yap da görelim. Tekrar ediyorum: umut pompalamak karın doyurmuyor.
Türkiye son on yıldır ciddi sıkıntılar yaşıyor aslında. Bunun sebebi: mevcut sistemin tıkanmasıdır. AKP, kendini bu sistemi değiştirmenin alternatifi gibi göstererek oy aldı. Ama değişimin değil statükonun devamından yana oldu. Küresel Emperyalizm bu oyunu her yirmi yılda bir oynar. Siyasiler, biz Küresel Emperyalizm‘e alet olmuyoruz diye bir açıklama yapsalar her şey anlaşılacak. Onlar bunu açıklamayacağı için bunun millet tarafından anlaşılması gerekiyor. Milletimiz bu oyunu ne kadar çabuk kavrarsa Türkiye‘nin ayağının altından toprak kayması da o kadar kısalacaktır. Bu sistem değişecek. Çünkü, halka rağmen devam edemez. Halkımız 2009 seçimlerinde sarı kart göstermişti. 2011 seçimleri, halkın hükümete kırmızı kart göstereceği seçim olacaktır.
İstatistikler kuyruklu yalan
* Ekonomik ve sosyal göstergeler hükümetin başarılı olduğunu göstermiyor mu?
- Öncelikle şunu belirtelim ki, milletimiz 2002 seçimlerinde yeni bir dönemi başlatır ümidiyle ve bizim fotokopimiz olduğu için bu hükümeti anayasayı bile değiştirecek çoğunlukla iktidara getirdi. Başbakandan beklenen, en azından Menderes ve Özal kadar bir ivme yakalamasıydı. Ancak o bunu da yapamadı. Demirel ne yaptıysa o da o kadar yaptı.
Milletlerin hayatında 10 yıl iyi bir süredir. Almanya ve Japonya örnekleri bunu ispatlamaya yeter. Şimdi 10 yıl geçti ve önemli bir sermayenin nasıl da israf edildiğini gördük. Rakamlar, aslında yapılan bu israfın boyutlarını göstermektedir. Borcu gelire ekleyerek kişi başına geliri arttıranlara soruyorum: bugün AB vizeleri kaldırsa, onbinlerce insan Avrupa‘ya akın etmez mi? Hani dünyanın 17. ekonomisi, hani kişi başına 15 bin dolar gelir? Hepsi rakamsal bir oyun. Hasan Celal Güzel‘in güzel bir sözü var: yalan, kuyruklu yalan, istatistik...
* Demokratik açılım çok tartışıldı. Siz Güneydoğu meselesine nasıl bakıyorsunuz?
- Ülkemizin meseleleri arka planı olan meselelerdir. Meselelere vakıf olmak derinlik istiyor. Önce şunu vurgulayalım ki; biz milletimize bu derinliği kazandıracak siyasetin takipçisiyiz. Mesela Güneydoğu meselesi. Bize göre ortada bölgenin geri bırakılmışlığı ve yanlış davranışlar var. Türkiye devleti değil, devletin bazı yanlış yetişmiş fertleri Güneydoğu‘da halka zulmetmesidir işin özü.
Biz güneydoğu meselesine, 1960‘larda Diyarbakır‘ın köylerinde, dağın başında Amerikalıların ne aradıklarını sorarak başlarız. Oradaki köylülerin aklına girerek, sizin niye ayrı devletiniz olmasın diye kışkırtarak bugünlere gelindiğini bildiğimiz için "açılım" gibi bir derdimiz olmaz. Demokratik özerklik diye bir şeyi kabul edemeyiz biz. İnancımızda birlik vardır. Biz değil Türkiye‘yi bölmeyi, İslam birliğini kurmaktan söz ediyoruz. Aramızda böyle temel fark fardır. Sadece adaleti sağladığımızda mesele kökünden hallolacaktır. 1977 tarihli Milli Görüş‘ün ağır sanayi haritasına baktığınızda haklılığımızı daha iyi görürsünüz.
AKP‘lilerin gömleği önden yırtık
* Seçim öncesi iktidar ile muhalefet arasında, yine kamplaştırıcı sert tartışmalar yaşanıyor. Kavgacı siyasete bakışınız nasıl?
- Kavgadan, çatışmadan beslenen siyasete devam ediyorlar. Uluslararası odaklar da strateji değiştirdi. Halk Saadet‘e oy vermesin isteniyor. "İsrail‘e küfredin. Yeter ki iktidarda kalın" diyor adamlar hükümete. Tayyip bey İsrail OECD‘ye girerken ret oyu mu kullandı? Hayır. Milyarlık askeri ihale verirken eli hiç titredi mi? "One minute" diyor, sonra "ben tercümana söyledim" diyor. Keşke, göz boyamasalar da zulme dur diyebilseler. Diyemezler. Çünkü bu, gömlek olmadan olmaz. Gücü üstün tuttular ve gömlek önden yırtıldı. Aslında bunlar gömleğin önden yırtıldığı görülmesin diye gömleği çıkarttık dediler.
İşte biz, bu yüzden hakkı üstün tutma gayretindeyiz. Gömlek de bunun adıdır. Bizim gömleğimiz yırtık değil, yamalı. Bu yama, Hz. Ömer‘in adaletinin timsali. Bu yamalı gömlekle adalete dayanan yeni bir dünya kuruldu, yine kurulacak.
Yöneticilerin şahıslarını ayırıyorum. Şahıslar başka, politikaları ve yaptıkları işler başka. Siyasette bu davranış hatalarını tedavi etmek önemli bir görevdir. Biz, hem bu tedaviyi yapıyoruz hem de bu hastalığın yayılmaması için uğraşıyoruz. Yaptığımız şey sadece nasihat etmektir. Çünkü din nasihattir. Vahşi‘yi hazreti Vahşi yapmak için geliyoruz.
* Birçok araştırma şirketi, anket açıklıyor. Bunların sonuçlarına göre, partinizin durumu ve hedeflediği oy oranı nedir?
- 17 Ekim kongremizden sonra 3. şahlanışa yakışan bir ivme kazandık. Kasım ayında il düzeyinde, Aralık ayında ilçe düzeyinde, Ocak ayında da mahalle düzeyinde tüm kadrolarımızı tamamladık. İstanbul‘da sadece görevli 4500 kişiyi, Kocaeli‘de 2500 kişiyi kapalı spor programlarıyla eğitimden geçirdik. Şimdi başta nüfusu 50.000‘den büyük ilçelerimiz olmak üzere 957 İlçemizin tamamında başmüşahit yoklama toplantılarını gerçekleştiriyoruz.
Sadece bu kadrolarımızın eksiksiz çalışmasıyla yüzde 7 oranına ulaşıyoruz. Baraj probleminiz var diyenlere, ‘‘Mecliste görüşmek üzere" diyoruz...
"Kim gelsin" seçimleri
* Seçimlere 4 ay kaldı. Haziran 2011 seçimi sizin için ne anlam ifade ediyor?
- Siyasi sahada hiçbir olay kendi kendine olmaz. Seçim, köleliğin, tercih edilebilir bir yaşam tarzı olmasına son vermektir aslında. Biz her seçimde halkımızdan bu seçimi yapmasını isteriz. Bunun için de seçmek gerekiyor. Seçmek, insani bir özelliktir. Her seçim, insana insanlığını tekrar hatırlatmaya vesiledir. İnsanlık, insanlığını unuttuğunda, köleliği seçer. O zaman demokrasi ne anlam ifade edebilir ki? Bugün demokrasi oyunu oynanmaktadır. Bunun adına "Demokratur" diyoruz. Demokrasi halkın kendi kendini idaresidir. Demokratur ise, halkın idareye alet edilmesidir. "Sen seçiyorsun" sanatıdır. Sana sen seçiyorsun gibi gösterir kendi istediğini seçtirir. Bu, siyonizmin geliştirdiği bir metottur. Milletimiz, kim gelmesin diye değil, kim gelsin diye seçtiğinde bu kayıkçı kavgaları da son bulacaktır.