Fas, Toparlanmanın mücadelesini veren, yeni yatırımlarıyla gelişmeyi hızlandırmaya çalışan bir ülke...

Bugüne değin yapılan propagandaların etkisiyle Arap ülkesi denince insanların aklına çöl ve çorak topraklar, Arap dendiğinde de çöl insanı ve bedeviler geliyor. Bu coğrafyadan bahsedilirken hep geri kalmış, modern binaların olmadığı, çadır yaşamından söz edilir. Bu imaj her Arap ülkesi için geçerlidir. Ancak insanların kafasındaki Fas ile gerçek Fas birbirine tamamen zıt bir durumda. Bu realitenin yanı sıra insanların yüzleri, giyimleri bizlere hiç de yabancı değil. Faslılar, anlatılanların aksine bizlere çok ama çok benziyorlar. Eğer Arapça konuşmasalar, Türkiye‘de olduğunuzu zannedersiniz. Sıcaklığın, misafirperverliğin, sevginin, dostluğun, kardeşliğin ülkesi Fas‘ı gördükten sonra tıpkı Azerbaycan‘ı ziyaret etmemin ardından "Hani, anlattığınız Azerbaycan nerede?" başlığıyla duyduğum şaşkınlığı dile getirdiğim gibi, bu ülke hakkında dünya kamuoyuna böyle bir imajı verenlere soruyorum: Hani o anlattığınız Fas nerede? O geri kalmış, tehlikeli ülke nerede? Kadınların horlandığı, geri plana itildiği, toplumsal yaşamda yer almadığı Fas nerede, yeşilin olmadığı ülke nerede?

Zaten, Akdeniz‘e ve Atlas Okyanusu‘na kıyıları olan bir ülkenin çöllerle kaplı olmasını düşünmenin nasıl bir mantığı olabilirdi ki? Aslında Fas, coğrafi yapısı itibarıyla dört mevsimin yaşanabildiği, denizi, sahili, dağları ve ovalarıyla ve dahi olmazsa olmaz çölleriyle gerçekten çok güzel ve şanslı bir ülke...

Fas, Batı sömürgeciliğinin izdüşümü olan acımasız saldırılardan yorgun düşmüş ve yıpranmış bir ülke... Toparlanmanın mücadelesini veren, yeni yatırımlarıyla gelişmeyi hızlandırmaya çalışan bir ülke... Fas, çok büyük bir çoğunluğu Müslümanlardan, etnik yapı itibariyle de Arap ve Berberilerden oluşan bir ülke...

Sömürgecilik döneminin izleri

Azerbaycan‘da veya diğer Türkî cumhuriyetlerde Rusça konuşabilmenin seçkinlik olarak değerlendirildiği gibi Fas‘ta da Fransızca konuşabilmek bir itibar göstergesi. Ayrıca, sadece dil olarak değil, komple bir Fransız kültürü havası sinmiş Fas‘ın üzerine. Fakat her türlü olumsuzluğa, Batı‘nın orta yerinde olmasına ve dış tehditlere karşı mecalsiz bırakılmasına rağmen Fas, barındırdığı İslam kültürü ile sizi hemen sarmalıyor. O bildik sıcakkanlı insanlar sizi bağırlarına basıyor ve yabancı değil de adeta oralara ait olduğunuzu hissettiriyorlar size. Bu elektriklenme oluştuktan sonra siz zaten oralı oluyorsunuz...

Sonrası malum; o güler yüzler, tebessümler, içten misafirperverlik, kaynaşma... Bu derin dostluk atmosferi karşısında insan "Ben burada daha önce yaşadım mı, buralara birkaç defa gelmiş miydim?" diye düşünmeden edemiyor. Ve sonra onlar da "Evet, biz akrabayız. Bu ortamlar bizim ortak reflekslerimiz. Biz, birbirimize benzeriz" diyorlar. Sohbet uzadıkça derinleşiyor, derinleştikçe de daha samimi bir havaya giriyor. Kendinizi o havaya öyle kaptırıyorsunuz ki, artık zaman mefhumu ortadan kalkıyor...

Afrika ülkesi olmasına rağmen coğrafi açıdan Avrupa‘ya yakın olan Fas, kültürel, ekonomik ve siyasi açıdan diğer Afrika ülkelerinden farklılık gösteren birçok yönüyle eşsiz bir ülke... Afrika kıtasının Kuzeybatı uç noktasında yer alan Fas, Kuzey‘den Akdeniz, Güney‘den Moritanya, Doğu‘dan Cezayir, Batı‘dan da Atlas Okyanusu ile çevrili.

Fas, tipik Akdeniz ikliminin sembolü olan narenciye bahçeleriyle, sokaklarda kurulan panayırlarla, otantik gösterilerle, Atlas Dağları‘nın ihtişamıyla ve her şeye rağmen insanı kuşatan İslami motifleriyle görenleri kendisine hayran bırakıyor. Bu ülkede, hangi tarafa giderseniz gidin, mutlaka o muhteşem İslam mimarisinin seçkin örneklerini görürsünüz.

Fransa‘dan Fas‘ın kıyı kenti Tanca‘ya ulaştığımda gecenin geç saatleriydi. Sokaklar bom boştu. Caddeler geniş ve düzenli, iki tarafını da çeşitli tropik ağaçlar süslüyordu. Tanca, ağaçsız çırıl çıplak bir çöl kenti bekleyenlerin karşısında yeşilliklerle bezenmiş bir şehir olarak duruyordu. Bu kent, Cebelitarık Boğazı‘nı gören ve İspanya ile karşı karşıya olan bir kentti. Uçsuz bucaksız masmavi bir çarşaf gibi uzanan Atlas Okyanusu ise, insanı etkilemekte birebirdi.

Geçmişte Uzak Batı (El Mağrib‘ul Aksa), kendileri tarafından El Memleket‘ül Mağribiyye, Batılılarca Morocco olarak adlandırılan, Türkiye‘de de Fas olarak bilinen ülke, demokratik Monarşi ile yönetilmektedir. Ülke Kral 6. Sidi Muhammed (sanırım seyidin bozulmuş şekli ki Faslılar da peygamberimize hürmet düşüncesiyle çocuklarına tek olarak ekleme yapmaksızın Muhammed ismini vermiyorlar) tarafından yönetiliyor. Kral, "Emir‘ül Mü‘minin" olarak adlandırılıyor. Ülkenin yasal sistemi temelde Fransız, İspanya kanunları ile İslami kurallar temel alınarak hazırlanmış. Fas, özgürlükler açısından diğer Arap ülkeleri ile kıyaslanmayacak bir yapıya sahip.

Dar‘ul Beyda‘da buluşma

Dar‘ul Beyda, diğer adıyla Kazablanka... Türkiye‘den gelen grupla buluşmak üzere Kazablanka‘da eşsiz bir biçimde beni ağırlayan Mimar Hani Şeyh Yusuf (kendisine ve tüm aile fertlerine buradan teşekkür ediyorum) ile birlikte modern Dar‘ul Beyda Havaalanı‘na gittik. Adel Stratejik Araştırmalar ve Planlama Merkezi, Akdeniz Stratejik Araştırmalar Merkezi ve Tanca Abdulmelik Es-Sadi Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından ortaklaşa düzenlen program çerçevesinde görüşmelerde bulunmak ve "Türkiye-Fas İlişkilerine Stratejik Bakış" konulu konferansa katılmak üzere Tanca‘ya doğru yola çıktık. Bu görüşmelerdeki ana hedefin; halklar ve sivil toplum örgütleri arasında gerçek bir kaynaşmayı sağlamak, ortak tarihi, dini ve kültürel bağları güçlendirmek için gerekli adımları atmak olduğu açıklandı. Türkiye‘den gelen grupta; gazetemiz Genel Müdürü Yılmaz Bayat, İslam Dünyası Sivil Toplum Kuruluşları Birliği‘nin Türkiye Temsilcisi Ali Kurt, yine aynı kurumun Genel Koordinatörü ve TV5 Perspektif programı yapımcısı Mustafa Özkaya, Prof. Dr. Sami Şener, Prof. Dr. Muhammed Hayri Kırbaşoğlu, Sanat Oyunları Ajansı Başkanı Engin Ülgen, Türk-Arap İşadamları Derneği Başkanı Sedat Kutlu ve Adel Stratejik Araştırma ve Planlama Merkezi Başkanı Muhammed Adil yer alıyordu.

Kısa Tarihçe

Bu güzel topraklar İslam‘ın ilk yüzyılında (686) Ukbe bin Nafia ve askerleri tarafından fethedilmiştir. Daha sonra bu orduların içinden çıkan Tarık bin Ziyad ve askerleri,İspanya‘yı kendi gemilerini yakarak fethetmişler böylece Endülüs‘ün temelini atmışlardır. Tarih boyunca Osmanlı ile iyi diyalogları bulunan bu coğrafyada çeşitli krallıklar dönemi yaşanmıştır.1830 yılından itibaren Batı‘nın bölgeye olan iştahı kabarmış, 1912 yılında Fransızlar‘ın işgali vuku bulmuştur. Fransız işgali sırasında Fas‘ın kralı Filali sülalesinden Sultan Abdülhafız‘dı. İşgalci Fransızlar 7 Ekim 1912 tarihinde onu krallıktan uzaklaştırarak yerine yine Filali sülalesinden Ebu‘l-Mehasin Yusuf‘u geçirdiler. Ancak asıl yönetim Fransızların tayin ettiği genel valinin elindeydi. Kral da ona bağlı olarak çalışmak zorundaydı. Fransızlar Fas Müslümanlarının birlik ve bütünlüğünü bozmak amacıyla bazı Berberi kabilelerini diğer Müslümanlardan ayırarak onlara kısmi özerklik verdiler. 27 Ocak 1927‘de Ebu‘l-Mehasin Yusuf‘un vefatı üzerine yerine oğlu IV. Muhammed geçti. 1940‘lardan sonra Fas‘ta bağımsızlık hareketi güç kazanmaya başladı. Bağımsızlık mücadelesine öncülük etmek amacıyla kurulan İstiklal Partisi 1944‘te işgalcilerden ülkelerini terk etmelerini ve Fas‘a bağımsızlık vermelerini istediler. Fransız işgalcilerin bu isteğe cevabı İstiklal Partisi‘nin ileri gelenlerini tutuklamak oldu. Ancak bu olaydan sonra halkın bağımsızlık mücadelesine desteği arttı. Sultan IV. Muhammed de Fransızlara karşı tavır alarak bağımsızlık mücadelesinin yanında yer alma gereği duydu. Bunun üzerine Fransızlar, 20 Ağustos 1953‘te IV. Muhammed‘i sürgüne göndererek yerine amcası Muhammed‘i tahta geçirdiler. Ancak halk Fransızların tayin ettiği kralı benimsemedi ve Fransızlar 17 Kasım 1955‘te IV. Muhammed‘i Fas‘a geri getirerek yeniden tahta geçirdiler. Sonuçta 2 Mart 1956‘da Fransız işgalciler Fas‘tan çekilerek bu ülkenin bağımsızlığını tanımak zorunda kaldılar. 29 Ekim 1956‘da İspanyollar kuzeyde işgal altında tuttukları bölgelerin bir bölümünden çekildiler. İspanyollar Fas‘ın bazı şehirlerini hâlâ işgal altında tutmaktadırlar. .) Fransızların çekilmesinden sonra Sultan IV. Muhammed ülke yönetimiyle ilgili yetkileri ele aldı. Onun yönetimi 26 Şubat 1961‘e kadar sürmüştür. Bu tarihte onun vefat etmesi üzerine yerine oğlu II. Hasan, Kral II. Hasan‘ın 22 Temmuz 1999‘da vefat etmesi üzerine yerine oğlu Sidi Muhammed (VI. Muhammed) geçti.

Muhabir: Haber Merkezi