Paşa idama mahkum edilenlerdendi, cezası müebbet hapis cezasına çevrildi. Fotoğrafta elleri arkadan kelepçeli vaziyette İmralı’ya götürülmeyi bekliyor.
Subayları darbe konusunda daha önce uyaran Mustafa Rüştü Paşa; darbeye karşı idi ve darbe gecesi ulaşabildiği komutanları tek tek aramış ve emirler yağdırarak darbeye engel olmaya çalışmış engel olamamıştı.
Evi darbeci subaylar tarafından basıldı, apoletleri söküldü ve er statüsüne indirildi.
45 sene Türk Ordusuna hizmet eden Paşa, 20 yaşını henüz bitirmemiş subaylardan fırça yedi, darp edildi.
Mustafa Rüştü Paşa dik duruşunu mahkeme salonunda da devam ettirdi.
Darbeye karşı olmaktan pişman olmadığını söyledi ve idama mahkum edildi.
Cezası müebbete çevrildi ve 1964’te af ile serbest kaldı.

DARBEYE KARŞIYDI!
Darbeye karşı olduğu için bu aşağılayıcı muameleye maruz kalan, rütbesi sökülüp er yapılan paşanın yüzünde darbeci subayların sigara söndürdükleri biliniyor.
Eğer kendisine yapılan teklifi kabul etse; Çankaya’ ya çıkıp devlet başkanı olacaktı.
Ama askerlik namusunu yere düşürmedi ve halkına ihanet etmedi. Hem de idam ve hapis tehdidine rağmen.
Mustafa Rüştü Paşa, 1894 doğumlu idi ve 1914’te Harp Okulu’nu bitirmişti. 1. Dünya Harbinde ve Kurtuluş Savaşında Osmanlı Ordusunda görev yapmıştı.
İngilizce, Fransızca, Almanca, Rusça, Japonca biliyordu…

YASSIADA’DA NELER YAŞANDI?
27 Mayıs Askeri Darbesinden sonra kurulan ve antidemokratik kararlarıyla ün salan Yassıada Yüksek Adalet Divanı Tutanakları'ndan...
Tutanaklarda neler var neler!
İstanbul, Ankara Olayları Davasından yargılanan Genelkurmay eski Başkanı Mustafa Rüştü Erdelhun ile Mahkeme Başkanı Salim Başol arasındaki diyaloglar…
Bu konuşmalardan bir kısmı şu şekilde;
"Bütün bu olaylar sırasından durumu sanıklardan Celal Bayar'la Adnan Menderes ve Vekiller heyeti hakkında yukarıda verilmiş olan izahat sırasında açıklanmış bulunan Erdelhun 30 Nisan'da sabık Reisicumhurun emir ve tensibiyle şahsi temsilcisi olarak İstanbul'a gitmiş, kanunen bir vazifesi ve selahiyeti olmamasına mukabil hadiselerin taarruzla bastırılması hususunda Örfi İdare kumandan ve makamlarına ve hatta zabıtaya şifahi ve ayrıca kendi el yazısı ile kaleme alınmış yazılı emirler vermiştir."
Başkan Salim Başol: Eski Cumhurbaşkanı da sizi şahsi temsilci olarak göndermiş, öyle mi?
Sanık Mustafa Rüştü Erdelhun: Bu noktalar üzerinde maruzatta bulunacağım. Burada şahsi temsilcisi deniyor, yanlıştır. Bendeniz oraya dört muhtelif vazife ile gelmiştim.
Başkan: Nato ve Nato'ya ait kısımları bırakınız. Örfi İdare Kumandanı ile irtibat tesis etmişsiniz, helikopterle emirler atmışsınız. Bir de şifahi emirler vermişsiniz.
Sanık Mustafa Rüştü Erdelhun: Yok öyle bir şey efendim.
Başkan: Şahitler gelince söyler, o gün okuduk, bu emirlerle orada 'taarruz' diyorsunuz. Sonra, ikincisi 'niçin olmadı, ivedi' diyorsunuz. Taarruz, düşmana karşı tecavüzkarane bir hareket ve saldırmaktır. Kime saldıracak tank ve birlikler, talebeye mi?
Sanık Mustafa Rüştü Erdelhun: O gün de arzettiğim gibi bunlar atılmış notlardır. İkaz mahiyetinde nottur. Bu notu Tugay Kumandanına bir emir olarak telakki etmek doğru olamaz.
Başkan: Bir defa bu bir emirdir deniliyor, iddiaya göre. Hatta muhatabı kumandan bunu şayanı dikkat ve nesillere ibret olsun diye harp ceridesine geçirmiş ve bir emir olarak kabul etmiş.
Sanık Mustafa Rüştü Erdelhun: Fakat o emrin emir olması için bazı şartlar vardır.
Başkan: Helikopterle atılan emir bu kadar olur.
Sanık Mustafa Rüştü Erdelhun: Emir olabilmesi için emrin altına tam olarak imzanın atılması lazımdır. Oraya yalnız (R.E.) işareti konmuştur.
Başkan: Kimlere karşı taarruz emri veriyorsunuz, yabancı bir memlekette değilsiniz ki. Zırhlı Tugay Kumandanlığına Belediye karşısındaki bayraklı gruba tanklarla taarruz..
Sanık Mustafa Rüştü Erdelhun: Yani Tugay Kumandanı bunu aldıktan sonra tanklarla yapacağı bir hareketi vardı, taarruz kelimesi ile seri hareketli bir müdahale kastedilmiştir. 90 milimetre çapındaki toplar ile tabii taarruz edilmez. Böyle bir şey yoktur.
Başkan: Bir taarruz emri vermişsiniz. Top mu atar, tüfek mi atar, orası bilinmez.
Sanık Mustafa Rüştü Erdelhun: Ateş meselesi Örfi İdarenin yetkisi dahilindedir. Bunda benim bir selahiyetim yoktur. Taarruz kelimesi Tugay Kumandanına seri harekette bulunması için verilmiştir.
Başkan: Ne yapacak, tanklar yürüyecek, oradakiler ezilerek ölecek..
Sanık Mustafa Rüştü Erdelhun: Hayır, tanklar sağdan soldan kuşatır, bunu oradaki Tugay Kumandanı yapar.
Başkan: Yazınız meydanda, bu emri kabul ediyorsunuz, Ankara'da iken bu emri verdiniz.
Sanık Mustafa Rüştü Erdelhun: Evet, yalnız müsaade buyurursanız, Reisicumhur veya Başvekil ile İstanbul'da bulunurken herhangi bir temas yapmadım. Ne emir aldım ne de bir şey yaptım.”
***
Tüm bu konuşmalara karşılık Mustafa Rüştü Erdelhun Paşa idam cezasına çarptırıldı.
Cezası daha sonra müebbete çevrildi, 1964’te af ile serbest kaldı.




