Nisan ayı geldiğinde Mustafa Paşa İstanbul‘a çağırıldı. Mahmudiye ile Osmaniye zırhlı fırkateynleri Girit Adasına sevk edildi. Mahmudiye harp gemisi Müşir Hacı Ahmed Vesim Paşa‘nın forsunu taşıyordu. Her iki gemi donanmamızın en yeni gemisi ve en kuvvetli unsurlarıydı. Vesim Paşa da, daha bir kaç gün evvel kumanda meclisi reisliğini deruhte etmişti. Kendisi deniz kumandanları arasında pek değerli bir zattı.
Vesim Paşa Girit‘de
Vesim Paşa, ikisi fırkateyn biri ise Saik-i Şâdi vapurundan müteşekkil grupla doğruca Suda Liman‘ına girdi. Eratı karaya çıkardıktan sonra Hanya önlerine gelip demir attı.
Vesim Paşa, ikisi fırkateyn biri ise Saik-i Şâdi vapurundan müteşekkil grupla doğruca Suda Liman‘ına girdi.
Getirmiş olduğu eratı karaya çıkardıktan sonra Hanya önlerine gelip demir attı. Bu arada Serdarı Ekrem Ömer Paşa ile görüştü, aldığı malumatlar ışığında yapılacak harekâtın esaslarını tesbit etti. Emrindeki gemilerin vaziyetini tetkik etti. Tâmire muhtaç olanlarını ayırdı. Armasında sakatlık olan Şâdiye gemisini İstanbul‘a gönderdi. Ada sularını bölgelere ayırıp, gemileri bölgelere dağıttı. Karada Ömer Paşa‘nın, denizde Vesim Paşa‘nın şuûr içinde yaptıkları tanzim faaliyetleri sonunda icra edilecek, isyanı cezalandırma harekâtından netice alınma inancı ziyadeleşti.
Bir yandan asker sevkiyatı devam ediyordu. Fevait şirketi idaresine ait vapurlar bu vazifeye tahsis olunurken, tersaneye ait olanların abluka filosuna gönderilmesine başlandı. Çoğunda silah olarak yalnız tüfek vardı. Zırhlı fırkateynlerde bulunan iki librelik Armstrongların vapurlara konması düşünüldüğünde güvertelere prinç dâiresel levhalar konması icâb ettiğinden bunu da Girit‘e yapmak imkânı olmadığından vazgeçildi.
İhtilâlcilere gelince; bunlar da son gayretlerini sarf ederek isyan sahasını genişletmeye, tenkil kuvvetlerini yenmeğe, hükümetin dikkatini çeşitli zaviyelere sevk etmeye ve de Avrupa devletlerini müdahale etmeye dâvetle uğraşıyorlardı. Teselya hududunu geçen eşkiya sayısı artmış, böylece büyük çatışmalar görülmeğe başlamıştı. Etem Paşa filosuna mensup gemilerinin çoğunun Selim Bey idaresinde toplanmasına mecburiyet hâsıl olmuştu.
Şıra adası Yunanlı kaçakçıların emniyet içinde kullandıkları bir depo hâlinde olup lâzım gelen her şey Yunanistan‘dan Şıra adasına getiriliyor, burada muhafaza olunup, dağıtım ise kayıklara, gemilere yüklenip icâb eden yerlere yapılıyordu. Mayıs ayı sonlarında Şıra‘dan 30 torpilin Girit‘e kaçırıldığı, Rus ve ABD‘li mütehassıslar tarafından, abluka filomuzun mutad seyir hatlarına ve demir atma mevkiilerine atılacakları hükümetçe haber alındı, fırka ve gemi komutanlarına talimat verilmesi hususunda filo kumandanının dikkati çekildi. Haziran ayında İstanbul‘a gelmekte olan vapurlarımızdan biri, Yunan bayraklı bir trandili muayene ederek barut yüklü olduğunu gördü.
Şıra‘dan hareket etmiş bu gemiyi İstanbul‘a götürdü. İçinden 750 varil barut çıkarılıp bir hayli de tüfek çıkınca bunlar Tophane‘ye teslim edildi.
Yine bir takım korsanların Şıra‘da tertibat aldıktan sonra İzmir sahillerine sarkıntılık yapacakları işitildiğinden Merih adlı korvetimiz bu mıntıkanın muhafazası için sevk edildi. Ağustos ayındaysa Sisam Adası sularını gözetlemeye vazifeli İskender korveti iki gemi yakaladı. Yunan bayrağı ile Şıra‘dan gelmekte olan bu gemilerden biri Sisamlı Kostantin Zoğrafo, diğeri Petro Manol Kaptan idaresindeydi. Yükleri ise baruttu. Bu gemiler müsadere edildiği gibi baruta da el konuldu.
Velhasıl Şıra adasının bir eşkiya yatağı olduğuna şüphe kalmadı. Bu arada İsmail vapuru da Şıra adasına gönderildi.
Vesim Paşadan 8/Temmuz/1867 târihli bir yazıda mühim bir başarıya ulaşıldığı yazıyordu. 6/Temmuzda deniz yolu ile Franko Kasteli civarına çıkarılan kıtalarımız bu mevkıiyi zapt ile ihtilâl kuvvetlerini dağıtmış, Sifakyayı tutmuş, kaçanları tâkip ederek Akdağ mağaralarına tahassun(sığınan) eden eşkiyayı kuşatmıştı. Sifakya üzerine o sırada kara yoluyla da bir fırkamız gelmekteydi. Burasının elimize geçmesi isyancıları fena halde vurmuş olmamız demekti. Neticede umulan gibi oldu.
Birlikteliği yok olan eşkiya oraya, buraya dağılarak ahali üzerindeki tesirinin elden gittiğini gördü. Ahali adanın meşrû hükümetine elindeki silahları teslime başlamıştı. On gün içinde tesellüm olunan tüfek sayısı beş bin adeti bulmuştu.
Komodor Selim Bey‘den, 13/Ağustos târihiyle gelen bir yazıdan, Teselya hududu geçilerek, eşkiyadan büyük bir kısmın kuşatılıp, esir edildiği bildirildiği görüldü. Pek geçmemişti ki, Yunanlılar satın aldıkları sürat sahibi vapurlarının sayısını beşe çıkarmışlardı. Artık Osmanlı bayraklı gemilere taarruza karar verdiklerine dâir istihbaratlar alındı. Bu haberler üzerine her gemiye varana kadar dikkatli olmaları emr edildi.
Girit İsyanının devamında yukarıda da bahsettiğimiz gibi kaçakçı gemilerin, kayıkların lojistik bakımdan isyancıları desteklerken, alınan bu sürat postaları, yardımı daha seri ve çokça yaptıklarından dolayı ihtilalcilerin harekâtı inkişaf etmekteydi. Aylardan beri yapılan bu kaçak mal ve silah ile erzak sokma işleminde asiler kuvvetlerini haylice ilerletmişlerdi.
Meselâ Erkadi isimli Yunan vapuru Ağustos ayına kadar Girit adasına tam oniki adet sefer yapmıştı. Ablukada vazifeli gemilerimiz bu kıç kasarasında Yunan bayrağı bulunduran gemiye bir türlü yetişemiyordu. Hâtta Erkadi‘yi yakalamak için özel bir tertibat aldılarsa da, yakalanması kâbil olmadı. Vesim Paşa bütün bunlara vakıf olduğundan İngilizlerden satın alınmış bulunan dört bacalı vapurların Girit‘e yollanmasını hükümetten resmen istedi.
İzzettin ve kumandanı
İzzettin vapuru abluka filosunda baştan beri ve zaman zaman bulunmuştu. Fakat sık sık İstanbul‘a gönderildiğinden Girit ablukasında faydası kısıtlı olmuştu. Haziran ayında İstanbul‘a geldiğinde bazı ufak tefek arızalarının tâmirine lüzum görüldüğünden alıkonuldu. Bahriye nezaretinden 11/Temmuz/1867, sadaretten İzzettin vapurunun Girit‘e gönderilmesi istendiğinden söz konusu vapur 17/Temmuz/1867‘de Hanya suları önlerinde demir attı.
Gemi Kumandanı Sağkolağası Hemşinli Gamsız Hasan, 2. suvari ise Solkolağası Sinoplu Hasan, 1. zabit Solkolağası Cihangirli Ragıp, 1. çarkçısı Sağkolağası Trabzonlu Mikdat Beylerdi.
Gamsız Hasan 1804‘de doğmuş ve Yeniçeriliğin kaldırılmasından sonra yapılan askeri ıslahat esnasında İstanbul‘a gelmiş ve tersaneye kaydolmuştu.
Firari Ahmet Fevzi Paşa‘ya ve gemisine karşı Mısır‘da gösterdiği gayreti ve becerileri sonucu Gamsız Hasan subay sınıfına geçmeyi hakketmiş olmalı ki, öyle yaptılar. Hümapervaz ve Kılıç Ali gemi suvariliklerinde bulundu daha sonra da Tuna Nehri gemilerine tâyin edildi.
Erkadi‘yi Paralamak
Merhum Alpagut‘un "Girit İhtilâli" adlı eserinin 24. sayfasından Erkadi‘nin tahribi adlı bölümü biraz sadeleştirerek bu satırlara dercetmek istiyorum: "Denizin yüzü bulutlu bir gökten dökülen zulmetlere bürünmüş. Ne semâda bir yıldız ne sahilde bir ışık var.
Ağustos gecelerine mahsus ılık ve hafif bir lodos taa Mısır sularından Gamsız‘a uzakta kalmış hatıralar getiriyor. Kuru yüzlü, posbıyıklı uzun boylu 63‘lük dinç bir ihtiyar adam olan Koca Gamsız, haftalardır üzerinden çıkarmadığı bol setresi ve eğri kılıcı ile kumanda köprüsünün iskele ucundan:
-Viya böyle Ömer!
Diye serdümene bağırdı. İzzetdin bütün ışıkları sönmüş, Ayarumeli açığından batı‘ya doğru bir hayalet gibi sessizce ilerliyordu. 6/Temmuzdan, Ağustos‘un 15‘ine kadar süren Sifakiye savaşları tenkîl harekâtının olanca faaliyetini bu mıntıkaya toplamıştı.
Eşkiyanın son döküntüleri şimdi Asprano mağaralarındaydı. Korsanlar buraya taze kuvvet çıkarıp vaziyeti kurtarmaya kalktıkları için Sifakya‘nın doğu ve batı cihetinde karakola büyük ölçüde önem vermek lâzımdı.
Talia ile İzzetdin 6 gündür bu vazifeyi yapıyorlardı. Mahmudiye zırhlı fırkateyni ile Franko Kasteli önünde bulunan Müşir Amiral Vesim Paşa kaptanlara talimat verirken, bilhassa güneş battıktan sonra saat üçe kadar etrafa çok dikkat ediniz.
Zira; bu suları çok iyi bilen kaçakçılar karanlığın en koyu saatlerinde kenara sokulmak isteyeceklerdir. Ağustos‘un 21. günü ay saat üç‘de doğar. Bugün ise R. ahirin 19‘una yâni ayın bedir haline rastlıyor.
Ortalık gündüz gibi aydınlanınca iyi bir av yakalamak için korkarım ki vakit geçmiş olmasın demişti. Gamsız Vesim Paşa‘nın talimatını aynı kelimelerle kendi kendine tekrarlıyarak kartal gibi olan gözlerinin bakışlarını karanlık ufuklara saplıyor, oralarda kımıldayan bir gölge arıyordu.
Gaydos adası iskele omuzluğu istikametinde kalmıştı. Yüksek tepelerinde ışıklar yanan bu adanın korsanlara yataklık ettiği, casusluk yaptığı şüphesizdi. Fakat bir kaç geceden beri hiç bir ışık şavkı görülmüyordu.
Geminin baş tarafında zayıf bir kıvılcım seçen Gamsız, onu yakanın hüviyetini teşhis etmekte güçlük çekmedi:
-Söndür onu Hoca Efendi!
Diye seslendi. Gemi imâmı İsmail Efendi, sigarasını denize atmış ve yavaş yavaş kaportadan aşağı indi. Şimdi suvarinin bir komutuyla İzzetdin iskeleye dönüyordu. Hasan Bey kumanda köprüsünün sancak tarafına yürürken hesap kamarasındaki saate baktı. Ayın doğmasına 15 dakika vardı. Lâkin kara bulutlar o kadar alçalmıştı ki, sahnenin gündüz gibi aydınlanması mümkün olmayacaktı. Birdenbire Gamsız top tarakkası gibi gürledi:
-Foğa!
Bu komutu gecenin derin sessizliğini yırtan bir top sadası tâkip etti. Güvertede, cevval gölgeler koşuştu. Herkes savaş mevzilerini aldı. Bin metre kadar sancak başomuzluğu istikametinde pruvası for-forlu köpüklere gömülmüş bacalarından alev yükselen bir karartı, adetâ sahile doğru koşmaktaydı. O karartıyı gemideki herkes tanıdı ve de her biri aynı anda bir ağızdan:
-Erkadi‘ Erkadi. .
İzzettin‘in suvarisi Hasan Bey, derhal Erkadi‘nin üstüne gide rek ve de iki taraftan top ve humbara patlatarak savaşa tutuşmuş Erkadi, münhezimen mağlup olmuştur. Bu mağlubiyetin peşinden firar yoluna düşen Erkadi gemisindekiler bu ölüm kalım savaşında kendini İzzettin‘den kurtaramamıştır.
Alafonis‘i sahilinde yetişen İzzettin rampa etmek suretiyle göğüs göğüse savaş başlamıştır. Erkadi gemisindekiler bu ölüm kalım savaşında haylice telefat verirlerken Erkadi‘den atılan bir humbara İzzettin‘in içinde patlamış ve beş-altı kişinin şehadetine bir kaç kişinin yaralanmasına sebeb olmuşken, Hasan Bey ve arkadaşları gece 03‘den, sabah 09‘a kadar kahramanca sebat ve gayret içinde çarpışmaya devam etmişlerdir.
İzzettin geri çekilip, Erkadi‘ye bir daha vurmuş ve Erkadi‘nin bir çok yeri çökerken, sancak tarafındaki pervanesini de kırmayı başararak sahildeki kayalıklara çarptırtmak suretiyle mezkür gemi batırılmıştır."
Erkadi‘nin enkazı
Hemen ertesi günü Mahmudiye zırhlısı savaşın cereyan ettiği sulara gelmiş ve gördüğü manzaraysa, Erkadi‘nin içi ve taşıdığı yük tamamen yanmış, geminin karaya oturduğu yer çok sığ olduğundan küpeştesi suyun üzerinde görünüyordu.
Erkadi‘nin topları çıkarılıp, Mahmudiye zırhlısına nakledilirken, birkaç günlük uğraş neticesinde makinesi de sökülüp dışarı alındı. Teknenin yaraları, delikleri kapatılınca yüzmesi sağlanmış oldu. Çekilerek fakat kendisi yüzdürülerek Hanya‘ya götürüldü.
Bilahare 25/Eylül/1867‘de Ertuğrul fırkateyninin yedeğinde İstanbul‘a tâmir olunmak üzere Haliç tarafındaki Taşkızaklara verildi. Saray‘ın arzusu bu vapuru yaptırmayı hatıra olsun ve bu başarı o gemi göz önüne geldikçe hatırlansın diye idi. Yoksa bu tâmir böyle bir geminin yeni inşaasından çok daha pahalıya mâl olacağını bilmez değildiler.
İsyanın idareten halli
Sifakya‘nın zabtı ihtilal kuvvetini en metin ve sarp olan müdafaa mıntıkasından mahrum etmişti. Erkadi‘nin tahribi ise dış yardımların da yolunu kesmiş oldu. Abluka işleri adanın güney sularında da ciddi bir şekle girmiş olduğundan kaçakçılık hemen durdu. Serdar-ı Ekrem Ömer Paşa ile Deniz Kuvvetleri Kumandanı Vesim Paşa pek güzel anlaşmışlardı. Bu iki müşir‘in birlikte götürdükleri harekât neticesi olarak Girit İsyanı, dağınık çetelerin müsademeleri hâline dönmüştü.
Kırkar-ellişer kişilere ayrılan asiler, adanın her tarafında saf tutmuşlar Rumlardan henüz isyana katılmamış olanları çeşitli tehdit metodları kimisini de, feci işkencelere tâbi tutarak yanlarına çekmeye gayret gösteriyorlardı. Ancak görülen, bu gayretlerinin sonuç alınacak gibi olmadığıydı.
Kara cephesinde ise büyük harekâtlara lüzum kalmadığı gibi deniz cephesinde de tam tersine herkesin dikkatini çekebilecek bir faaliyet görüldü. Yeni gelen Osmanlı birlikleri karaya çıkartılıyor, nöbetten gelen ablukadaki bir gemi istirahat için burada kalıyordu. Patlayan havadan kaçan, Fransız, Rus ve İngiliz gemileri de burada barınıyordu. Esasında liman tahkim edilmiş olmayıp savunma mekanizması da yoktu. Bir ara Yunan gemilerinin korsan olanları Suda önlerinde yatan gemilerimize gece saldırısı yapacakları haberi alındı.
O sırada da Osmanlı-Yunan münasebetleri büyük bir kriz içine girmişti. Her iki taraf sınır boyuna asker yığmış olduğundan harbin başlaması adetâ bir gün mesafesi halinde idi.
Mahmudiye zırhlısının sevki
Kumanda meclisi doğruca Girit sularına gelecek olan iki vapura karşı bir taarruz ihtimalini düşünerek, Malta adasına iki bölük askerle bir harp gemisi göndermesini 25/Aralık/1867‘de Vesim Paşa‘ya emretti. Mahmudiye zırhlısının sevki kararlaştırıldı. Ne varki vapurların hareketi haylice gecikecekti.
Devletlerin fiili müzaheretlerine, Yunanistan‘ın kendisi için felâketi mûcip olacak bir harbi göze alacak derecede ileri giden yardımlarına ve ihtilâlcilerin kara ve deniz alanlarında devam eden gayretlerine rağmen tenkil harekâtı askerî noktai nazardan başarıya ulaşmıştı.
Ada‘ya sükûn ve asayişin iâdesi için son ve kısa bir hamle kâfi idi. İş bu safhaya girince Rusya ve Fransa‘nın meseleyi politik olarak diplomasi yoluna kaydırmaya kalkıştıkları görüldü. İstanbul‘da elçileri siyasi girişimleri uygulamaya koyulurken, Girit‘te de ecnebi filoların davranışları ve müdahaleleri dostane olmayan bir tarza vardı. Meselâ: Akdağ(Asprono)mağaralarına iltica eden asilere karşı Ömer Paşa, Jeneral Polisiyenin Cezayir‘de kullandığı tedbire baş vurmak istediği zaman Fransa filo kumandanı Liva Amiral Simon: ‘Böyle bir şey yapılırsa Hanya‘yı topa tutacağım!‘ şeklindeki düşüncesini Vesim Paşa‘ya bildirdi.
Kocaları eşkiya tarafından vahşiyâne işkencelerle şehid edilmiş beş-on Müslüman kadının, Kandiye‘de bir kaç Rum‘a gösterdikleri sert tepki üzerine, Rus filosu kumandanı Amiral Boradanof, bütün kuvetlerini Kandiye önüne toplayıp, vâliliğe çok şedit bir lisanla kaleme alınmış ultimatom keşide etti. Şehir feci bir tahribata mâruz kalmaktan zor kurtarıldı.
Girit‘in, Yunanistan‘a ilhakı için, 2. bir Navarin lâzım geldiği açıkça söyleniyordu. Çengeloğlu Tâhir Paşa‘nın düştüğü tehlikeye mâruz kalmamak istediği halde Vesim Paşa‘nın yalnız askerce değil, diplomatça da davranması icâb etmekteydi. Hâdise yavaş yavaş adı konulmamış bir mütarekeye doğru yol alıyordu. Girit için yapılacak ıslahatın şekli kararlaştırıldı.
Sadrazam Âlî Paşa‘dan başka Ticaret ve Nâfia nâzırı Kabuli, İstabl-i âmire müdürü Rauf Paşa, Hoca Mecid, Sisam Bey‘i Karatodori, Kostaki Adosidis, Sava Efendiler, Türkçe kâtibi Mahmud Bey ile Fransızca kâtibi Şarl Mismer‘den ve yaverlerden meydana gelen heyet, Sultaniye vapuru ile İstanbul‘dan gelmekte idi. Dört gün sonunda Girit‘e gelen heyet Hanya‘da vâli konağına yerleşti. Devletleri temsil et mekte olanların vaziyetine dâir net bir tespit için sadrazamın Fransızca kâtibi Mösyö Şarl Mismer‘in hatıratından bir kaç misal münâsib olacaktır.
Mösyö Mismer diyorki: "..Fransa‘nın Girit‘de bir konsolosu vardır ki, başına şeritli bir asker şapkası, sırtına bir fânila ceket, ayaklarına uzun konçlu suvari çizmesi giyer. Omuzlarına püskülleri göğsüne açılan bir Suriye şalı atar elinde de dâima bir kamçı taşırdı.
Bu adam tâyin edilen ilk mülakat saatinden 20 dakika sonra üstündeki o garip kıyafetiyle sadrazamı ziyaret etti. (İstidrat: Âlî Paşa çok ciddi bir devlet adamı olduğundan dolayı resmiyete pek önem verir idi. Bir defasında mabeyne gittiğinde bekletilmeden huzûru hümayuna alınmış. Ancak padişahın mutad kıyafeti yerine gayri resmi kıyafetle giyinik olduğunu gördüğünde hemen mabeynciye efendimiz daha hazır değilmiş, beni niçin huzura aldınız diye ifade-i meramda bulunmuş.
Tabii ki, Sultan Aziz burada kendisine tahmil olunan sitemi de anlamış, üstünü değiştirerek huzura kabulü yinelemiş. Görüyoruz ki kendi padişahının görüşmeye ciddiyet aksettirmediği intibaı veren kıyafetini değiştirmesi için azimkâr davranış gösterirken, sadrazam paşa yukarıdaki Fransız elçisinin bu sıra dışı ziyaretine nasıl katlanıyor biliyor musunuz? Dışa karşı gücün yetersizliğinin verdiği neticedir. Zaten Mösyö Mismer, notunda Âlî Paşa‘nın bunu izah ettiğini anılarına koymuş. M. H) Mösyö Mismer:.
Elçinin gidişinden sonra Âlî Paşa dudakla rında ince bir tebessümle bana, diplomatı gördünüz mü? dedi. Maksadım tezvir değil fikirleri tenvir olduğu için yabancı memleketlerde bulunduğum müddetçe dikkat ettiğim daha çirkin bâzı ahvâli sükût ile geçiyorum, fakat şurasını zikretmeden geçemeyeceğim ki, Fransa yalnız ve çürük emtia ihraç etmiyor, bâzen kendisini resmen temsil eden böyle kaba ve adî adamlar da çıkarıyor ki, bundan çok defa memleket (Fransa) mutazarrır oluyor. "
Âli Paşa, gerek Ömer Rüşdü Paşa‘dan gerekse Vesim Paşa‘dan kurtulmak istediği hissediliyordu. 1868 senesi Kasım ayında, Serdarıekrem Ömer Paşa filonun maharetsizliğini ve savaşın uzadığını bahane ederek istifasını verdi.
Hüseyin Avni Paşa 15/Kasım/1868‘de Girit‘e gelip vazifesine başladı. Alpagut merhum, "Girit İsyanı ve Arkadi‘nin Batırılışı" adlı çalışmasında işaret ettiği hususla devam ettirilen yanlışlıklara da nezaket içinde itirazlarını serdetmiş oluyor.
Şubat ayında Vesim Paşa da istifasını verdi. Tersâne memurluğu üzerinde olmakla Anadolu filosu kumandanlığını ifa etmekte olan Ferik Âmiral İbrahim Paşa, Kumanda Meclisi reisliğine, Deniz Fabrikalar Nâzırı Liva Âmiral Zihni Paşa tersane memurluğuna, muavini Miralay Said Bey fabrikalar nâzırlığına tâyin edildi. İbrahim Paşa zâten Girit‘de idi. 20/Şubat‘da Mahmudiye zırhlısına geçti. Hacı Vesim Paşa da İstanbul‘a avdet etti.
Âli Paşa projesi mucibince Girit Vilâyeti evvelki gibi beş sancağa, 17 kazaya (ilçe), 50 nâhiye‘ye 1108 karye(köy)ye taksim edildi. Vâli müşavirliklerine Hanyalı Hamit Bey ile Karatodori tâyin olundu. Türklerin yanına Rum, Rumların yanına Türk muavinler verilmek üzere sancak ve kazaların memur kadroları dolduruldu. Bu icraat 5 ay sürdü. Âli Paşa heyeti 9/Mart/1868‘de Sultaniye vapuru ile İstanbul‘a avdet etti.
Kaçakçılık artıyor
Girit isyanı ancak siyasi cephesiyle bastırılmıştı. Esasında yapılan iş görüntüyü kurtarmaktan ibaretti. Babıâli samimi bir düşünceyle projeyi yürütmeğe azimliyken, Yunan idealleri kendilerinde mündemiç olan fikri tâkip gereği Âli Paşanın bu seyahatinin getirdiği dönemi isyan lehinde yapılmış bir mütareke olarak telakki edip, alttan alta ihtilâlcilerini takviyeye yeniden koyuldular.
Teselya sahillerinde kaçakçılık çoğalmaktaydı. Leftehor sularında görülen Yunan bayraklı bir yelkenliden şüphe edildiğinden üzerine Osmaniye ve Orhaniye‘yi göndermek veya birini olsun göndermek icab ederken bunu yapmadılar.
Girit‘de sükunet vardı. Artık askeri harekât yapılmasına hacet yok deniyordu. Sanki Âli Paşanın ıslahat denemesi başarıya gidiyor gibiydi. Ancak bu görüntü çok geçmeden tutuşacak bir yangın öncesinin hazırlıklarını örten, aldatıcı bir maskeden başka bir şey değildi.
İki yüzlü politika sürdüren Yunanlılar bir taraftan güya Girit‘de normale dönüldüğü hususuna kani olmuş Rum âilelerin ada‘ya avdetlerine yardımcı olurken, gönüllüler adı altında megalo ideayı benimsemişleri kâh vapur, kâh yelkenliler ile ada ve Teselya eşkiyasını beslemekten geri durmuyordu.
24/Ağustos‘da barut yüklü üç geminin, Selânik ve Aynaroz sularına gittiği görülüyor, Şadiye suvarisi bunu haber alınca Eser-ihayr kaçak geminin üstüne sevkedildi. Yakalandığında Selânik‘e çekildi. Bunların içinde 577 vâril barut müsadere edildi. 6/Eylül‘de Eser-ihayr, Aynaroz iskelesine yanaşmak isteyen Yunanlılara ait iki kayığı yakaladı Selanik‘e getirip 108 fıçı barutu müsadere olunarak melânetleri önlenirken, 2 gün sonra Kostantin isimli bir Yunan Aleksandr ve Lazar kaptanların idaresindeki üç kayık, Aynaroz ve Aya Nomi iskelelerine yanaşırken Eser-ihayr bunların yakasına yapıştı. Selanik‘e bunları getirip aradığında bunlarda da 670 varil barut çıkmış oldu.
Girit‘e kaçak emtia ve insan götüren vasıtaların içinde Enosis ve Girit vapurlarıydı. Bilhassa Enosis, Erkadi‘nin tahribinden sonra onun yerini doldurmuştu. Bu cüretli korsan 24/Eylül/1868 gecesi Muhbirisurur tarafından tarassut edilen Aya Rumeli sularına sokuldu. Tıpkı Erkadi gibi keşfedilip top atışına tutuldu. Fakat Gamsız Hasan Bey‘in yerinde onun kadar kahraman bir zâbitimiz vardı. Ne varki; İzzettin vapurunun yerinde ise yolsuz, yelken döneminden kalma ahşap bir fırkateyn bulunuyordu.
Kaçakçılar bu mıntıkaya yanaşmak istedikleri için Sifakya-Ayakrikos sahasını en süratli gemilerimiz ile kontrol etmeliydik. Kumandan Arif Bey, Muhbiri Ayarumeli mıntıkasına memur etmekle zırhlı Mahmudiye yerine bu gemi ile Fevzibari vapurunu gönderen kumanda meclisinin bir yerine iki diye çocuk aldatırcasına söyledikleri lâfa cevap vermişti. Bakınız cevap ne kadar da pahalıya mâl oldu.
Karanlıkta bir kaç top atışı karşılıklı olarak yapıldıktan sonra Enosis, açıklara doğru yol verip karanlıklara doğru uzandı.
Siyasi ve askeri tedbirler
1868 senesi en ziyade deniz muharebe sahnelerine yılın son aylarında erdi. Girit‘de kurulan yeni tarz idâreye râm olmuş, sâkin ve bağlı bir görüntü veren durumdaydı. Rum aileler evlerine dönüyorlardı. Sâhil kalelerine sığınmış olan Müslümanlar da akın akın iç taraflarda yer alan köylerine avdet ediyorlardı. Bütün bunlar basiret sahibi, ferasetlilere 1869‘daki yangının kokusunu, duyuruyor, istihbarata vakıf olanlarsa çıtırtıları duymuyorlarsa da nereden başgöstereceği merakındaydılar.
Yunanistan hükümeti ise; plânları gereği harbi göze alan bir tutuma sokmuştu siyasetini. Teselya‘daki çatışmalar sadece eşkıya ile değil Yunan askeri ile de olmaktaydı. Yine isyancılar Anadolu adalarına da, yayılmanın girizgâhını başlatmışlardı. Abluka filomuzun kaçakçı gemi yakalama performansı düştükçe kendine itimadı ziyadeleşen Enosis adlı gemi cüretini arttırıyor emtia, insanları nakle hız veriyordu.
1868/Aralığı‘nda top, cephane ve de gönüllü yüklenmiş olduğu halde adanın ıssız bir yerine yanaştı, hamulesini ihraç etti. Fakat karada pusu kuran askerlerimiz aniden hücuma kalktılar ve bunların büyük bir kısmını telef etmeyi başarırken, Enosis topları indiremeden fi rara koyuldu. Artık görünen oydu ki; bu iş kılıçla hâlledilebilir.
Tedbirler, Hüseyin Avni Paşa‘ya selahiyet vermek, ablukayı daha tesirli hâle sokmak, Anadolu adalarını isyanın sirayetinden muhafaza etmek. Bunlar karar altına alındıktan sonra tatbike geçildi ve ilk olarak Yunan hükümetine yazılı nota verildi, 24 Aralık 1868